<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Ma&#8217;nâ-yı Harfî</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/tag/tasavvuf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Apr 2012 16:32:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Farkı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/11/28/bediuzzaman-farki/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/11/28/bediuzzaman-farki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2007 07:59:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/11/28/bediuzzaman-farki/</guid>
		<description><![CDATA[Benim yazılarımı eleştiren bazı yorumcular ‘neden Said Nursi’den sık örnek veriyorsun’ diyorlar. Zannediyorlar ondan başka hiçbir şey okumamışım.Bu konuda tevazu göstermeyeceğim ve diyeceğim ki ‘ister inanın ister inanmayın bir kütüphane dolusu kitap okudum” Tahsilim edebiyat ve İslam felsefesi idi. Arap, Fars ve Türk Edebiyatları… Gençlik yıllarımda, hafızamda, bu üç edebiyata ait ‘urcuze’ler de dahil 2 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="150" src="http://farm2.static.flickr.com/1303/700319724_ad05ed184f.jpg?v=0" height="181" style="width: 150px; height: 181px" /></p>
<p>Benim yazılarımı eleştiren bazı yorumcular ‘neden Said Nursi’den sık örnek veriyorsun’ diyorlar. Zannediyorlar ondan başka hiçbir şey okumamışım.Bu konuda tevazu göstermeyeceğim ve diyeceğim ki ‘ister inanın ister inanmayın bir kütüphane dolusu kitap okudum”</p>
<p>Tahsilim edebiyat ve İslam felsefesi idi. Arap, Fars ve Türk Edebiyatları… Gençlik yıllarımda, hafızamda, bu üç edebiyata ait ‘urcuze’ler de dahil 2 binden ziyade şiir vardı.</p>
<p>Eski kültürümüze dair ‘tabakat’ ve edebi eserleri kendi lisanından okurdum. Okul bitirme tezim Fahreddin Razi idi. Razi, bir kelamcı, tabip, müfessir ve hatta büyük bir ‘kisa’ (bugünkü karşılığıyla karekteroloji) uzmanıydı.</p>
<p>İlk ‘diraye’ tefsirini (Mefatih’ul-Gayb- ayetleri aklın kaynaklarından da yararlanarak izah eden bir tefsir olarak ünlüdür ve 30 cilttir) de o yazmıştır.</p>
<p>Onun hayatını incelerken, kişiliği beni o kadar etkiledi ki, sonunda kendimi teolojik tartışmaların içinde buldum. ‘O alanda doktora yaparım’ diye düşünürken, rahmetli Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız’ın talebi ile Tarih alanına geçtim ve doktora yapmaya başladım.</p>
<p>Bir takım meşgaleler, şunlar bunlar derken, doktoramı tamamlamadım. Yaşadıklarım ve gördüklerim, hem o dünyadan hem de üniversite camiasından uzaklaşmama neden oldu. Gazetecilik yapmaya karar verdim. Öyle ahım şahım bir gazetecilik değil tabii. Bizimkisi geçim derdi idi.</p>
<p>Ama ne de olsa iş iştir ve hakkını vermek zorundasınız. Verilen görevleri yapmaya koyuldum.Kendimi o kadar kaptırdım ki sonunda o eski defterlerin kapağını bir daha açmadım. 1984 yılında şiiri de edebiyatı da dillerle meşguliyeti de bir kenara attım.</p>
<p>Tabii insanlar her yıl öğrendiklerinin yüzde 5’ini kesin unuttukları için 45 yaşına gelen bir insan, aslında artık eğitim gördüğü alanla ilgili hiç eğitim almamış hale gelir. Tabii kendisini yenilemezse…</p>
<p>Ben kendimi yenilemediğime göre edebiyat ve şiir konusunda susmayı tercih ettim. Ama bir alanı hiç bırakmadım; Teoloji!</p>
<p>Galiba biraz kendi özel merakımdandır. Asıl derdim de “kader ile aklın aktif kullanılması meselesini nasıl telif edebileceğim” idi. Her şey yalnızca Allah’ın dilemesinden ibaretse ceza nasıl oluşabiliyordu. Ve neden insanlar cennet ve cehennem tehdidi ile karşı karşıya kalıyorlardı.</p>
<p>Bu soru, beni Taftazani’yi kadar götürdü. Çünkü kader bahsinde ilk dişe dokunur şeyler yazan oydu. Kader risalesi!</p>
<p>itiraf etmeliyim ki, ne Arapçam, ne aklım onun yüksek izahlarını kavramaya yetti. Anlamadım. Aklım daha da karıştı. Bazen Mutezile, bazen Cebriye çizgisine düşüyordum.</p>
<p>Taa ki Said Nursi’nin Kader Risalesi’ni okuyuncaya kadar. Gerçi öteden beri biliyordum öyle bir eserinin varlığını ama küçümsediğim için her halde, kale almıyordum.</p>
<p>Birgün, bir eserinde, Muhyiddin İbnü’l- Arabi’nin, 70 yaşındaki Fahreddin Razi’yi “imana davet eden” mektubunda kullandığı bir cümlesi dikkatimi çekti. “Allah’ı bilmek O’nun zatını bilmenin gayrıdır” diyordu.</p>
<p>Bu mektubu ben bulmuş ve tezime de işlemiştim ama Said Nursi’nin o cümleyi aktarışını görünce, “demek ki ben hiç anlamamışım” dedim</p>
<p>Ve Mesnevi-i Nuriye kitabıyla başladım onu gerçek anlamda tanımaya. Elbette onu tanıyordum ve zaman zaman eserlerini de okuyordum. Ama bu sefer farklı idi.</p>
<p>Ve gördüm ki, Said Nursi’yi, sadece ‘bir İslam âlimi’ olarak nitelemek haksızlık olacaktı.</p>
<p>Belki haddimi aşacağım ama- bu, sözümü küçültmez-, gördüm ki, onun İslam medeniyeti ve kültürü (belki şeriatı demek daha doğru olur) içindeki konumu, Hz. İsa’nın, Tevrat şeriatı içindeki konumuna benziyor.</p>
<p>Nasıl Hz. İsa, ağırlaşmış; yorumcu ve fakihlerin eliyle iyice ağırlaştırılmış ve artık hayat ile çelişir hale getirilmiş Tevrat şeriatını, güncellemiş ve hafifletmişsese, Bediuzzaman da aynısını İslam için yapmıştır.</p>
<p>İlmihal meseleleri dışında kalan bütün alanlarda yeni yaklaşımlar ve yeni, günün koşullarına uygun teklifler ve izahlar getirmiştir.</p>
<p>Geçmişte, tamamen “iman”a havale edilmiş, aklın gündemine bile alınmamış kader, haşir, yeniden bedenlenme, melaike ve ruhaniler gibi genelde bütün dinlerin ‘yumuşak karnı’ olan meseleleri gündemine almış, sorulması akla ziyan sorularla o meseleleri açmıştır. İslam’ı, iman, muamelat, adalet, tevhid ve ehli kitapla ilişkiler bağlamında, yeniden kurgulamıştır. Bunu yaparken de yalnızca Kur’an ve Hadis’ten yararlanmış.</p>
<p>Üzerine hüküm bindirilmiş ayetleri yeniden ele alıp adeta “Sizin sandığınız gibi değildir” demiştir eski fakih ve yorumculara.</p>
<p>İslam’ı Kur’an’ın ve bilimin ışığında &#8211; bugünkü ifadesiyle- “güncellemiştir”. İtirazı olan alır karşılaştırma yapar ve görür.</p>
<p>İmdi bu bahse niye girdim?</p>
<p>İzah edeyim.</p>
<p>Bilindiği gibi geçen hafta sonunda önce Ertuğrul Özkök, ardından da Ahmet Hakan Coşkun bir ayeti gündeme taşıyıp tartıştılar…</p>
<p>Ben bir iki gün bekledim. Yaklaşımları görmek için. Ve iki şey gördüm: Red ve Takiye!</p>
<p>Kızacaksınız ama ben de, o ayeti (Maide 51. ayet) Özkök’ün eleştirilerine konu olacak şekilde anlayıp aktaranlara kızıyorum. Yani “Özkök haklı!” diyorum.</p>
<p>Fakat geleneksel İslam anlayışı içinden gelip o ayeti başka türlü anlamak da zor. Risale-i Nur’un yaklaşımını kavrayamamış bir müslümanın ‘evet ben bunu anlıyorum” demesi de takiyye olur.</p>
<p>Çünkü gerçekten Bu asrın başına kadar gelen tüm yaklaşımlarda Hıristiyan aynı zamanda “kafir” olarak addedilmiş. Kur’an’ın Ehli Kitap’a yönelik sayısız hüsnü zan ve muamele içeren ayetleri görmezlikten gelinmiştir…</p>
<p>Uzun birr tarih boyunca ‘kafir düşman’ konumundaki Hıristiyan’ı bir çırpıda değişik bir konumda görmenin zaten imkanı yoktur.</p>
<p>Dolayısıyla Özkök’e kızanları da ‘yani başka ayet mi yok canım, niye böyle ayetleri kapılara asıyorlar’ deyip aslında takiye yapanları da ‘samimi’ buluyorum.</p>
<p>Çünkü kızanlar şöyle diyorlar: “Madem ki bu ayet bizi Yahudi ve Hıristiyanlardan men ediyor. Öyleyse tersini söylemek kesinlikle yanlıştır. Bunu eleştiren Özkök de zaten misyonerlerden yana tavır alıyor”</p>
<p>Diğerleri ise, “Evet bir Müslüman asla Yahudi ve Hıristiyan’la dost olmamalı ama şimdi bunu söylemenin ne alemi var canım” der gibidir.</p>
<p>Peki bu ayetten ne anlayacağız? Yani onları dost edinebilir miyiz?</p>
<p>Ben bir şey demiyeyim. Buyurun Said Nursi’yi dinleyelim (sadeleştirilmiş olarak):</p>
<p>Soru: Kur&#8217;an bizi Yahudi ve Nasara ile dostluktan men ediyor. &#8220;Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin&#8221; diyor. Siz nasıl bize dost olunuz dersiniz?</p>
<p>Cevap: Birincisi; Bu ayetin sizi onlarla dostluktan men ettiğine deliliniz nedir. Böyle bir yargıya varmak için bir kere deliliniz kesin ve sağlam olması yani başka bir şekilde yorum yapabilmeye imkân vermemesi gerekir. Hâlbuki bu ayet yoruma açıktır. Çünkü Kur&#8217;an’ın bu noktadaki yasağı amm (kuşatıcı ve başka türlü anlamalara asla fırsat vermeyecek kadar genel ve kesin) değildir, mutlaktır (yorum yapmak için açık kapı bırakmaktadır). Bu gibi meselelerde zaman en büyük müfessirdir, en büyük izah edicidir. Eğer zaman konuyla ilgili kaydını düşmüşse ona itiraz edilmez. (Zaman da gösterdi ki onlarla dost olunabilir)</p>
<p>Hem sonra, bir hükme kaynaklık eden kelimenin, diğer kök ve türevleri de o yasağı gösteriyor olması lazım. Başka türlü anlamaya fırsat vermemek açısından. Oysa bu ayet, pekala sınırlılık içeriyor. Dolayısıyla bu ayetteki yasak, “dini hayatınızı onlara benzetmeyin” anlamınadır. İbadetlerinizi onların ayin ve ritüellerine benzetmeyin demektir&#8230;</p>
<p>Hem zaten bir insan zatından dolayı sevilmez. Aksine ondaki vasıflar ve sanatından dolayı sevilir.</p>
<p>Öyleyse her bir müslümanın her bir sıfatının müslümanca olması gerekmediği gibi, her kâfirin de her hareketinin, her sıfat ve sanatının kâfirce olması gerekmez. Ve olmaz da. Dolayısıyla bir kâfirin müslümanca bir sıfatı veya sanatı pekala sevilebilir ve sevilmelidir. Öyleyse o kâfirin, o sıfat veya sanatını sevmek ve ondan yararlanmak neden caiz olmasın? Hıristiyan veya Yahudi bir karın olsa elbette seveceksin&#8230;</p>
<p>ikincisi: Asrı saadet döneminde büyük bir dini inkılap oldu. Bu inkılap, bütün zihinleri dine yöneltti. Sevmenin ve düşman olmanın referansı din oldu. Dolayısıyla o dönemde bir müslümanın bir Yahudi’ye veya bir Hıristiyan’a muhabbet duymasında nifak kokusu vardı.</p>
<p>Fakat şu anda, âlemde yaşanmakta olan inkılab bambaşka bir inkılabtır; medeni ve dünyevidir. Bu çağın referansı din değil, insan hakları ve onurudur. Şimdi, bütün zihinleri ve akıllarrı meşgul eden, kontrolüne alan şey, medeniyet, terakki ve dünyadır.</p>
<p>Yahudi ve Hristiyan da dahil zaten artık kimse diniyle tam bağlı değildir. Çünkü onlar için de din referens olmaktan çıktı. Maksatları dinlerine hizmetten çok dünyevi çıkar ve terakkidir. Dolayısıyla onlarla dost olmamız, medeniyet ve gelişmişlikleri münasebetiyledir. Dostluğumuz, gelişmelerinden yararlanmak, medeniyetlerine dahil olmak ve dünya mutluluğunun esası olan asayişi muhafaza etmektir. İşte böyle bir dostluk asla Kur&#8217;an&#8217;ın yasakları kapsamına girmez&#8230;</p>
<p>Soru: Bazı Jön Türkler &#8220;Hristiyana kafir demeyiniz&#8221; diyorlar. Kâfir olana neden kâfir demeyelim?</p>
<p>Cevap: Kör olana &#8220;Hey kör&#8221; demediğimiz gibi&#8230; Çünkü bu bir eziyettir. Eziyetin her türlüsünü Kur&#8217;an yasaklar.</p>
<p>Hz. Peygamber &#8220;Kim bir zımmiye, (İslamla barışık Yahudi ve Hıristiyan&#8217;a) eziyet ederse ben onun düşmanıyım. Kıyamette onunla hesaplaşırım&#8221; demiyor mu?</p>
<p>İkincisi: Kâfirin iki anlamı vardır. Birinci ve en çok bilinen anlamı; bir Yaratıcının varlığını red edendir. Bu anlamda, ne Yahudi’ye ne de Hıristiyan&#8217;a kafir deme hakkımız vardır.</p>
<p>Kâfirin ikinci anlamı &#8220;Son peygamber Hz. Muhammed&#8217;i (asv) ve İslamiyeti red eden”dir. Bu anlamda onlara kâfir diyebiliriz. Onlar da bundan rahatsız olmazlar. Fakat, bu kelime bizim dilimizde daha çok birinci anlamıyla kullanıldığından, bu da bir tür eziyet sayılır. Hem sonra, inanç dairesiyle dünyevi ilişkiler dairesini birbiriyle karıştırmamak gerektir. Jön Türklerin maksadı da bu olsa gerektir. (Münazarat, 1960.s. 26-28)</p>
<p>Bir zamanlar da “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir” ayeti böyle siyasi içeriklerle kullanılıyordu.</p>
<p>Türkiye, o vartayı da yine Bediuzzaman’ın, ayetteki “hüküm” kelimesini “tasdik” olarak anlamak gerektiği şeklindeki yorumuyla aşabildi…</p>
<p>Mehmet Ali BULUT &#8211; Sonsaniye.Net<br />
28.11.2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/11/28/bediuzzaman-farki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehrin Uzak Bir Yerinden&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/10/15/sehrin-uzak-bir-yerinden/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/10/15/sehrin-uzak-bir-yerinden/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Oct 2007 19:47:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yükselten]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/10/15/sehrin-uzak-bir-yerinden/</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan Ayının gelmesiyle birlikte iki zıt manzara dikkatimi çeker hep. Birincisi Ramazan’ın ruhuna uygun olan, yardımlaşmayı, paylaşmayı esas alan iftar çadırlarıyla, yardım dernekleriyle, ziyaretlerle, ibadetlerle ortaya çıkan olumlu manzara; diğeriyse Ramazan’ın ruhuna tamamen zıt olan, israfın, lüksün her türlüsünün yaşandığı, gündüz bir şey yiyip içmiyor olmanın kazasının iftarda abartılarak fazlasıyla çıkartılmaya çalışıldığı olumsuz manzara. Yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img142.imageshack.us/img142/8484/otekiucuztw5.png" /></p>
<p>Ramazan Ayının gelmesiyle birlikte iki zıt manzara dikkatimi çeker hep. Birincisi Ramazan’ın ruhuna uygun olan, yardımlaşmayı, paylaşmayı esas alan iftar çadırlarıyla, yardım dernekleriyle, ziyaretlerle, ibadetlerle ortaya çıkan olumlu manzara; diğeriyse Ramazan’ın ruhuna tamamen zıt olan, israfın, lüksün her türlüsünün yaşandığı, gündüz bir şey yiyip içmiyor olmanın kazasının iftarda abartılarak fazlasıyla çıkartılmaya çalışıldığı olumsuz manzara.</p>
<p>Yakın zamanda değerli bir yazarın da makalesinde çok güzel bir şekilde izah ettiği gibi, kapitalist zihniyet Ramazan Ayı’nı da kendisine âlet etmeye çalışıyor günümüzde. İftar ve sahur vakitleri bile reklâm aracı olarak kullanılmaya başlanmış durumda malesef. Ortalama bir kişinin bir haftalık yiyeceğine karşılık gelen miktarı bir iftar bedeli olarak belirleyen ve iyi de müşteri çeken lüks iftarlar da bu anlayışın sonucu olsa gerek. Tüketim kültürü bir taraftan Ramazan Ayı’nı kendisine âlet etmeye ve dönüştürmeye çalışırken, diğer taraftan dindar kesimi şehir hayatının en merkezine, eğlence ve alışveriş mekânlarının önlerine taşımaya çalışıyor. Nimetlerin değerinin anlaşılması açısından en feyizli ay olan Ramazan’da bile insanlar modernitenin israf ve eğlence tuzağına düşebiliyor.</p>
<p>Oysa Kur’ân’a baktığımızda şehir hayatının merkezine dalanlara değil, şehrin uzak yerinden gelenlere vurgu yapıldığını görürüz. Meselâ Kasas Sûresi’nde şöyle bir âyet geçer: “Derken şehrin uzak tarafından bir adam koşarak geldi. Dedi ki; ‘Ey Musa, ileri gelenler seni öldürmek için hakkında danışıyorlar. Çık, git. Muhakkak ben sana öğüt verenlerdenim’”1 Yine Yasin Sûresi’nde, “Derken şehrin uzak bir yerinden bir adam koşarak gelip: ‘Ey kavmim, resûllere tabi olun’ dedi”2 şeklinde bir âyet geçer.</p>
<p>Bu âyetlerde de görüleceği gibi, hidayete eren kişilerin şehrin uzak yerinden gelmiş olmaları özellikle vurgulanmaktadır. Her kelimesinde hikmet yüklü olan Kur’ân-ı Hakîm’in bu vurguları boşuna yaptığı düşünülemez elbette. Zira İslâmiyete ilk tâbî olanlar da Mekke’de şehrin merkezine hâkim olanlar değil, şehrin merkezinden uzakta olan fakir ve zayıf kimselerdi. Unutmayalım ki, o zamanlarda, müşriklerin derdi de aslında atalarının dinleri değildi. Putlar vasıtasıyla Mekke’nin merkezinde, Kâbe’de ellerinde tuttukları ticârî hayatın ellerinden çıkmasıydı korktukları. Ama şehrin uzak yerindeki insanlar belki de bundan ötürü daha kolay iman edebilmişlerdi. Sosyal hayatın derinliklerinde kayboldukça sosyal baskılar sonucu insanların hakikatleri savunmaları daha zor oluyor galiba.</p>
<p>Günümüz sosyal hayatını düşünürsek, acaba bugün dinini yaşamaya çalıştığı için dışlansa da, istikrarlı ve kararlı duruşundan taviz vermeyen, sebat üzerinde olmaya devam eden kişileri mi çağrıştırıyor şehrin uzak bir yerinden gelen adam? Demek ki tarihin birçok devrinde dinini yaşayanlar şehirden uzaklaşmak durumunda kalmışlar. Bediüzzaman’ın hayatını şehirden uzakta bir mağarada geçirme arzusu ve Risâleleri Barla gibi bir köyde telif etmeye başlaması, genellikle şehir dışında mekânları tercih edişi de bu noktada dikkate değer bir durumdur.</p>
<p>Günümüzde dindar kesimin dünyevîleşmeden etkilenmesi sonucu, “Biz de her yerde olmalıyız, lüks ve gösterişli iftarlar da bizim hakkımız, şehrin göbeğindeki eğlence mekânları da&#8230;” derken, dindar insanlar hiç olmamaları gereken yerlerde boy gösterirken, hatırlarına ‘şehrin uzak bir yerinden’ koşarak gelen adam gelir mi acaba? Sahi o adam neden şehrin uzak bir yerindeydi? Ve neden koşarak geliyordu?</p>
<p>Bugün fiilen şehirden ayrılmak mümkün olmayabilir ancak şehrin cazibesini kalbimizden çıkararak, ondan kalben ayrılmak mutlak bir gereklilik olsa gerek. Zira günümüzde dine hizmet için dünyaya dalmaya değil, şehrin tâ öbür ucundan heyecanla koşmaya ihtiyaç var.</p>
<p>Dipnotlar:<br />
1- Kasas Sûresi, 20<br />
2- Yasin Sûresi, 20</p>
<p>Hasan Yükselten / Yeni Asya Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/10/15/sehrin-uzak-bir-yerinden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VideoMusic:Ramadan Moon from Yusuf Islam</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/10/12/videomusicramadan-moon-from-yusuf-islam/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/10/12/videomusicramadan-moon-from-yusuf-islam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Oct 2007 13:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English Articles and Videos]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Ramadan Moon]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/10/12/videomusicramadan-moon-from-yusuf-islam/</guid>
		<description><![CDATA[[coolplayer width="480" height="380" autoplay="0" loop="1" charset="utf-8" download="0" mediatype=""] http://www.youtube.com/watch?v=3wiTNYI8y8g [/coolplayer]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[coolplayer width="480" height="380" autoplay="0" loop="1" charset="utf-8" download="0" mediatype=""]</p>
<p>http://www.youtube.com/watch?v=3wiTNYI8y8g</p>
<p>[/coolplayer]</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/10/12/videomusicramadan-moon-from-yusuf-islam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağışlanma Bayramı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/10/11/bagislanma-bayrami/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/10/11/bagislanma-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Oct 2007 12:24:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Karakalem]]></category>
		<category><![CDATA[Mana-y Harfi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/10/11/bagislanma-bayrami/</guid>
		<description><![CDATA[DAHA YENİ merhaba demiştik, şimdi elveda diyoruz… Alışmışken tadına, ayrılığın acıtıyor içimizi… Yaşantımıza nasıl da dirlik, düzenlik getirmiştin; sahurunla, iftarınla, teravihinle… Rehaveti üzerimizden atmış, duygularımız dirilmiş, zihinlerimiz keskinleşmişti… Nefis savrulmuş, şeytan kovulmuşken, bizi “ben”le bırakıp gidiyorsun… Uhrevi havanla melek yönümüzü hatırlamış, ubudiyet semalarında dualarla, ibadetlerle tayaran etmiş, kul olduğumuzu kalbimizde hissetmiştik… Gidiyorsun… Kabiliyetimiz ve cehdimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="520" src="http://img490.imageshack.us/img490/7095/73132090gu9.jpg" height="280" style="width: 520px; height: 280px" /></p>
<p>DAHA YENİ merhaba demiştik, şimdi elveda diyoruz… Alışmışken tadına, ayrılığın acıtıyor içimizi… Yaşantımıza nasıl da dirlik, düzenlik getirmiştin; sahurunla, iftarınla, teravihinle… Rehaveti üzerimizden atmış, duygularımız dirilmiş, zihinlerimiz keskinleşmişti… Nefis savrulmuş, şeytan kovulmuşken, bizi “ben”le bırakıp gidiyorsun…</p>
<p>Uhrevi havanla melek yönümüzü hatırlamış, ubudiyet semalarında dualarla, ibadetlerle tayaran etmiş, kul olduğumuzu kalbimizde hissetmiştik… Gidiyorsun…</p>
<p>Kabiliyetimiz ve cehdimiz nispetinde senden hisse almış; hasisliğimizi, hissetimizi unutmuş, hevayı uymamayı, latifeleri uyutmamayı, zikri ve fikri tefekkürü canlı tutmayı, Kerim Kur’an’ı hayatımıza taşımayı, hayatımızı Kur’an hizmetine adamayı öğreniyorduk… Gidiyorsun…</p>
<p>Açları, yoksulları, muhtaçları hatırlarken; aklı, kalbi iman nuruna muhtaçları da hatırlamıştık… Gidiyorsun…</p>
<p>Göz güzellikleri, kalp marifeti, akıl hikmeti arama gayretindeyken… Gidiyorsun…</p>
<p>Yeri seren, göğü yükselten Kadir-i Külli Şey’e asker olma imtiyazı ve sorumluğu şuurumuzda yer ederken… Gidiyorsun…</p>
<p>Ülfeti kırmış, tefekküre dalmış, zikri şükürle buluşturmuş; hikmet avlıyor, hamdı yakalıyorken… Gidiyorsun…</p>
<p>Rahman’ın ziyafetgâh-ı ebedisine çağrılan yolcular için dünya hanının, bir günlük duruş ve düşünüş yeri olduğu içimizde yer ederken… Gidiyorsun…</p>
<p>Dünya gurbetinde, sonsuzluk sılasıyla sızlıyorken gönlümüz, bizi yalnızlığımızla başbaşa bırakıp gidiyorsun…</p>
<p>İhtiyaçların, musibetlerin gergefinde elenirken emellerimiz; ellerimizden dillerimizden yüreğimize dökülen dua damlaları, sena sözleri… Gidiyorsun…</p>
<p>Zamanın kabesi “kadir gecesi” bin aylık kıymetle senin ruhunken, ruhlarımız o ruhla serinlemişken… Gidiyorsun…</p>
<p>Tam da gönlümüze sultan olmuşken, on bir ay sonrasına göç ediyorsun… Her aya hikmet ekerek, rahmet kokusunu sindirerek git… Gurbet gönlümüz gelişini gözlesin… Her gelişinde, yeni bir diriliş, yeni bir başlangıç yapalım; kötü ahlakı terk ederek, güzel hasletler, iyi seciyeler kazanarak…</p>
<p>Her gidişin ayrı bir hatıra taşısın, ayrı bir renk katsın, değişik bir tad versin hayatımıza, öyle git… Renklerin tadlarını hatırladıkça; ruhlarımız rahatlasın, gönlümüz gülsün, sadrımız sekine solusun… Seni analım sensizlikte, sen de bizi hesap gününde hatırla… Burada tuttuğun gibi orada da tut bizi… Rahmete yakınlaşmayı, sermedi saadete ermeyi, rızaya kavuşmayı müjdeleyerek tut…</p>
<p>Öyle tut ki bizi hiç bırakma ve bizden hiç gitme; dünya gurbetinde enis, ahiret yurdunda dost ol… Hak yolunda dost doğru yaşamayı, Hak yolunda ölmeyi, Hak dostlarıyla beraber haşrolmayı; şefaatinle nasipdar eyle… Öyle eyle ki bizi; dünya eğlencelerinden çekilmeyi, günahlardan çekinmeyi, şeytani nefisle cihad etmeyi, her daim düşünür ve düşler olalım… Bolluk, bereket, barış, kardeşlik, hizmet şevki, fedakârlık hissi, ihlâs kuvveti bizden hiç ayrılmasın ve biz onlardan ayrı düşmeyelim…</p>
<p>Ruhun ruhumuzu öyle sıkı tutsun ki, bizi bin aylık öteye taşısın; merhaba bağışlanma bayramı, elveda fanilik diyelim.</p>
<p>Hüseyin EREN / karakalem.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/10/11/bagislanma-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oruç Bıçaksız Ameliyattır</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/09/30/oruc-bicaksiz-ameliyattir/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/09/30/oruc-bicaksiz-ameliyattir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Sep 2007 23:11:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Sa?l?k]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/09/30/oruc-bicaksiz-ameliyattir/</guid>
		<description><![CDATA[  &#8221; Oruç tutun ki sıhhat bulasınız&#8221; ( C.Sagir:5060, K.Hafa:1455 ) Her ibadet öncelikle Allah emrettiği için yapılır.Ama Yüce Rabbimizin her emrinin de mutlaka bir çok hikmeti vardır. ORUÇ İBADETİNİN HİKMETLERİ Oruç tutmak insanı sabra taşır sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur. Oruç tutan zengin bir kimse, açlığın ne demek olduğunu, fakir kimselerin zor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img src="http://img488.imageshack.us/img488/3244/21hz0.jpg" /></p>
<p>&#8221; Oruç tutun ki sıhhat bulasınız&#8221; ( C.Sagir:5060, K.Hafa:1455 )</p>
<p>Her ibadet öncelikle Allah emrettiği için yapılır.Ama Yüce Rabbimizin her emrinin de mutlaka bir çok hikmeti vardır.</p>
<p><strong>ORUÇ İBADETİNİN HİKMETLERİ</strong></p>
<p>Oruç tutmak insanı sabra taşır sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur. Oruç tutan zengin bir kimse, açlığın ne demek olduğunu, fakir kimselerin zor hallerini daha iyi anlar. Onlara yardım elini daha geniş olarak açar.&#8221; Vücüdün zekatı oruçtur&#8221; ( İbn-i Mace, Siyam, Hadis No:1345 )</p>
<p><strong>İNSAN KAÇ GÜN AÇLIĞA DAYANABİLİR</strong></p>
<p>Yediğimiz gıdaların bir kısmı bedenimizde yağ şeklinde depolanmaktadır. Bu maddeler açlık esnasında enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır.Vücudunda depolanmış olan gıda maddelerinin yani karbonhidratların, yağların proteinlerin tamamının harcanması yani bir manada yanmasının neticesi toplam 150 000 kilo kalorilik bir enerji meydana gelmektedir. Günde asgari den 1500-2000 kilo kaloriya ihtiyaç vardır. Bu durumda teorik olarak Bir insan hiçbir şey yemeden haftada bir su içmek şart ı ile yaklaşım 70-75 gün kadar yaşayabilir.Dewey adalı araştırıcı kendi şahsında 65 günlük açlık tatbikatı yaptı. Hazzart 75 Carington 79 gün oruç tutturdu.(pediatri 2. baskı Nobel tıp kitabevleri Ankara , 1993 I. Cilt, s. 346-pasternak C A : insan biyokimyasına giriş (tercüman kitab) Hacettepe ün yan (A-40) Ankara 1980, s.217 &#8211; 5-yeğin M ve arkadaşları: İslami oruç üzerinde biyokimyasal bir araştırma. Atatürk ün diş hek fak Yıllığı sayı:4,135-136,1980-Geffory M R : Le jeüne (Tedavi vasitası olarak oruç). Tercüme eden İbrahim canan, basılmamıştırç Erzurum,1978)</p>
<p>Açlıktan ölenler şayet 40 günden evvel ölseler kattıyen rızıksızlıktan değildir. İBni-i Haldun “ çok yemek yemeye çalışan kimselerin kıtlığa maruz kaldıkları zaman, az az yemeye alışmalara nazaran daha çok zaiyat verdikleri vakidir. Onları öldüren karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur.”( Canan İ: Hz. Peygamberin sünnetinde terbiye. Cihan yay, İstanbul 2. baskı, 1982 s.222de: ibn-i Haldun (Tunus 1332- Kahire 1406), mukaddime)</p>
<p><strong>ORUÇ TUTMAK TAHAMMÜLÜ ZOR OLAN BİR İBADET MİDİR?</strong></p>
<p>Vücudu alışmış ise, ortalama 60-70 gün kadar açlığa bir hafta kadar da susuzluğa tahammül edebiliyor. Sair vakitler de bir nev’i gece tutmuş olduğu bu orucu şahıs ramazan ayında gündüze alacak demektir. Tansiyonu ilk günlerde hafifçe düşebilir. Bunlar bünyenin oruca yani kısmı açlığa olan alışma yani adapte olma halleridir.Her yemek vücut için bir yorgunluğun başlangıcıdır. Mideyi adeta bir asit fabrikası ve bağırsakları da bir rafineri tarzında yaratan Cenab-ı Hak, 11 ay aralıksız çalışan bu fabrikalara yılın bir ayında, yani Ramazan ayında muvakkat bir istirahat vermiştir. Karaciğer 24 saat çalışmazsa şahıs ölür. Oruç halinde karaciğerin yükü azalacağı vücudu toksit yani zehirli maddelerden temizleme imkanı artmış olmaktadır. Oruç Tutarken, karaciğere, sindirim neticesi düşen iş azalacağından karaciğerde zehirleştirme hadisesine daha fazla imkan hasıl olmuş olur. Vücut, şahıs oruçlu iken maddi olarak da temizlenmiş olmaktadır.Oruç esnasında karaciğerin yükü azaldığı için ölü ve ölmekte olan hücrelerin tasfiye işi kolaylaşır ve hızlanır. Allah’ın emri olan orucun tutulması ile, insan vücudu, eskiyen hücrelerin temizlenmesi, onların yerine yeni hücrelerin gelmesi ile adeta gençleşmektedir.&#8221; Vücudun zekatı da oruçtur &#8220;(ibn-i Mace, Siyam, Hadis no: 1345) hadisini ve Zekatın lügat manasının temizlenme oldugunu hatırlayınca hikmet daha iyi anlaşılır.</p>
<p><strong>ORUÇ BIÇAKSIZ AMELİYATTIR</strong></p>
<p>Günümüzde batı memleketlerinde oruç ile tedavi uygulayan klinikler mevcuttur.Bazı hastalıklara karşı oruç tutmayı tedavi edici bir ilaç gibi tatbik eden bir çok batılı hekim vardır.Genel anestezi yapılacak olan ameliyatlarda, hasta ameliyattan altı saat önce ve ameliyattan altı saat sonraya kadar aç bırakılmaktadır. Anestezi için verilen Zaralı maddeler, bu müddet esnasında vücuttan atılmaktadır.&#8221;Oruç bıçaksız ameliyattır&#8221; ( Geffory M R : Le Jeune (tedavi vasıtası olarak oruç -Tercüme eden: İbrahim Canan) basılmamış kitap, Erzurum , 1978 )</p>
<p><strong>ORUÇLUNUN KALBİ DE DİNLENİR</strong></p>
<p>Oruçlu iken, bilhassa öğleden sonra kalp çok daha rahat atacak , zorlanmayacaktır. Kalp oruçlu şahıslarda bir günde ortalama 15 000 kadar daha az atacaktır. Daha çok dinlenen kalp, daha kuvvetli bir hale gelecektir.</p>
<p><strong>ŞİŞMANLIK</strong></p>
<p>Şişmanlık, birçok hastalıkları peşin sıra getirir. Kalbe ağır bir yük biner kalp ve damar hastalıkları tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, belde ve dizlerde ağrılar, safra kesesi taşları gibi bir çok problemler şişmanlarda görülmektedir. (New england J of Medicine, 343: 1888, 2000 ) ibn-i Sina; “ Bütün hastalıklar yenilen içilen şeylerden ileri gelir.&#8221; der</p>
<p>En önde gelen ölüm sebebi kalp ve damar hastalıklarıdır.oruç şahsi fazlı yemek yeme alışkanlıklarından alıkoyar .</p>
<p>Oruçlu şahıs aç kaldığı için, kanda mevcut olan yaylar kullanılır. Damar sertliğine yani sebep olan yağ fazlalığı tehlikesini azaltmış olur. Oruç damar sertliği onun arkasından gelen yüksek tansiyon, kalp hastalıkları damar tıkanmaları yani bazı böbrek hastalıkları için bir sağlık kazanma egzersizidir.( yeğin M ve arkadaşları: İslamı Oruç üzerinden biyokimyasal bir araştırma-. Atatürk Ün. Diş Hekimliği Fak. Yıllığı, 4 : 135-65,1980 )</p>
<p>Oruç tutun ki sıhhat bulasınız nefis terbiye.( Et-Terbiğ ve’t Tevhib, cilt:2, s.83 ; ibn-i Sunni ve Ebu Nuaym, Tıb Bölümü; El-Camiu’s Sağır, hadis no: 5060 ; Keşfü’l-Hafa, Hadis No: 1455)</p>
<p>Oruçla insan zayıf ve aciz olduğunu anlar. Her uzvuna kendisine mahsus oruç tutturmalıdır.Mesela dili yalandan, gözü haramdan korumak gibi&#8230;</p>
<p>Ramazan aylarında intiharların, intihar benzeri davranışların azalmış olması bunun açık bir delilidir. ( Daradkeh T K : parasuicide deruing ramadan in jordan. Acta Pyschiatrica scandinavica,86(3) :253-4,1992-Sadeghipour H, et al: the effect of ramadan on the number of suicidal intoxication. Iranian J of Endocrinology and Metabolism (IJEM). Abstract book the Congress on health and ramadan, October, 2001, p.31 )</p>
<p>“Oruçlu bir kimse yalan ve yalancılıkla iş yapmayı terk etmezse, yemeği içmeği bırakıp aç durmasın. Allah nezdinde hiçbir kıymeti yoktur. Buyurulmuştur.(Buhari, Savm, 8; Müslim Siyam 163 ( Riyaz-üs Salihin Tercümesi, Türk tarih kurumu Basımevi, Ankara , 1967 II. Cilt, s.502 Hadis No: 1245)</p>
<p>Bizden uzun bir müddet değil, senede bir ay oda günün belli saatlerinde ve yine kendi menfaatimiz için oruç tutmamız istenmiştir. Bakara süresi 184:&#8221; Eğer bilirseniz oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır.&#8221;</p>
<p><strong>ORUÇLA ALAKALI İLMİ ÇALIŞMALAR</strong></p>
<p>Birçok çalışmalar kandaki yağların kolesterolun seviyelerinin oruç tutmakla genellikle düştüğünü göstermiştir.( Roky R ve arkadaşları, sağlık ve ramazan ile alakalı ikinci milletler arası kongre kitabı, 1997, s:87)Oruçla Kalp ağrısı (angina) ve hipertansiyonun düştüğü rapor edilmiştir.</p>
<p>İftarda ve sahurda bol miktarda yağlı ve tatlı gıda alanlarda, yağları kandaki seviyelerinin artması normal bir neticedir.Çocuklar ay halindekiler yolcular hasta olanlar emziren anneler isterlerse oruçlarını açarlar..Ama çocuk hariç daha sonra kaza etmelidirler.Ay takvimi kullanıldıgı icin 36 yılda bütün yılı devretmiş olur. Oruç tutulmasında güneş takvimi esas alınmış ola idi, dünyanın bir yarım küresinde olanlar hep soğuk ve kısa günlerde oruç tutacak ve uzun günlerde oruç tutmuş olacaklardı.</p>
<p>İslami oruçta bir beslenme bozukluğu olmaz veya eksik bir kalori alınması söz konusu değildir. (Shahid ATHAR M.D: Dept. Of Medicine and Endocrinology, St. Vincent Hospital. Indiana Universty, Indianapolis, Indiana U.S.A &#8211; http://www.al-muslim.org-ramadan-health.html)</p>
<p>Oruçtaki susuzluk bedendeki bütün sıvıların, su kaybından dolayı daha konsantre yani daha kesif olmasına yol açar. Orucun fizyolojik te’sirleri arasında, kan şekerinin kolesterolun düşmesi ve sistolik kan basıncının düşmeside sayılabilir. Aslında ramazan ayında tutulan oruç insülin bağımlı olmayan şeker hastalığının şışmanlığın ve yüksek tansiyonun stabil (sabit, kararlı) zararsız hale gelmesi için ideal bir sağlık tavsiyesi olabilir. 1944 yılında Fas’ın kazablanka şehrinde “sağlık ve ramazan “ Müslüman ve gayri Müslim dünyanın her tarafından gelen araştırmacılar 50 kadar araştırmayı takdim ettiler. Orucun herhangi bir hastayı veya genel tıbbi durumu daha kötü yaptığına dair bir neşriyatı tebliğ eden olmadı.(Sağlık ve ramazan” Birnci Milletler arası Kongre, Kazablanka, 1994)</p>
<p>Aldıkları manevi hazdan dolayı, bir sulh ve sükunet halleri vardır.</p>
<p>“Oruçlu iken biri kendisine söver veya çatarsa, “ben oruçluyum” desin &#8220;kılınan her rekat namazın sonunda 10 kalori ekstradan dışarı verılmış olur. ( Buhari ,savm:8)</p>
<p>Bilhassa hassas bağırsak sendromu,kabızlığı olanlardan oruç tutanların önemli bir kısmının, Ramazan ayında şifa buldukları anlaşılmıştır.( Afifi Z E M : Daily Practies, Study performance and health during the ramadan fast. J of Royal Society for health, 117(4):231-5. 1997)</p>
<p>Ramazan da gün geçtikce oruç tutanların acıkma hissine alıştıkları anlaşılmıştır.( Finch G M, et al : Appetite Changes under free- living conditions during Ramadan Fating. Apeetite,31 (2) :159-70,1998)</p>
<p>Şahıs Ramazan ayında oruç tutarken, sahurda ve iftarda yediği gıdalara bağlı olarak, kilosunun aynen muhafaza edebilir, kilo verebilir veya kilo dahi alabilir. Bu da ramazan da oruçlu iken, iftarda ve sahurda alınan gıdaların, oruç tutan şahısların enerji ihtiyaçlarına fazlası ile yettiğini ispat etmektedir.</p>
<p>Ramazan ayında alkoliklerin belli bir yüzdesi oruçta tutmaktadır. (%37). Araştırmacılar çalışmalarının neticesi olarak içkiyi terk etmekte inançların önemli rolü olduğunu hatırlatarak, içkiyi terk etmek de inançların önemli olabileceğini belirtmektedir. GATA tarafından yapılan, İstanbul garnizonunda vazifeli, er ve subaylardan 2300 kişiye “niçin içki kullanmıyorsunuz” %45.5 i (646kişi) “dinimizce haram edilmiş olduğu için” ( Tarhan N ve ark. Milli psikiyatri kongresi kitabı, 1992 ), Sağlık bakanlığının 1995 yılında 24 ilde ve 12 781 kişi ile yaptığı araştırmada “ niçin içki içmiyorsunuz?” sorusuna %44,6(5700) kişi “dinimizde haram edilmiş olduğu için demişlerdir.</p>
<p>Dini inançlar insanları zararlı alışkanlıklardan hem korumada, hem de insanların alışkanlıklarını terk etmelerinde son derece önemli rolü vardır. &#8221; O’nun mağfiretini iste, şüphe yok ki, Allah tövbeleri çok kabul edici, günahları affedicidir.&#8221; ( Nasr :3)</p>
<p><strong>SİGARA-SABIR</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmakta en önemli faktör şahsın irade gücüdür. Şahsın nefsine ve iradesine en hakim olduğu zaman ise oruçlu olduğu Ramazan ayıdır.&#8221;aylarca nasıl sabredeceğim” deyip mevcut sabrınızı başka zamanlara dağıtmayınız.Sabırda sadece yaşadığınız günü, hatta yaşadığınız o saati düşünün. Yani; “ ben şu anda sigara içmemeye sabır edebiliyor muyum?” diye kendinize sorun.</p>
<p>Ramazan ayında sigarayı bırakmaya teşebbüs eden ve muvaffak oldukça çoktur. ( Afifi Z E M : J of roya .society for Health :117 -4- 231-5, 1997 )</p>
<p><strong>ORUÇ TUTANLARDA GÖRÜLEN FİZYOLOJİK DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>
<p>Oruçlu iken, istirahat esnasında kalbin atış sayısında (nabız) azalma vardır&#8230;Oruç tutmanın solunum faaliyetlerinde herhangi bir önemli değişikliğe yol açmadığı anlaşılmıştır.( Duncan M T et al: ventilatory function in Malay Muslims during normal activity and the Ramadan fast. Singapore Med J,31 (6) :543-7.1990- Ghamdi B, Nwoye L O: Effects of Ramadan fasting on respiratory test in normal voluntees. Proceedings of the Second Interntional Congers on “ Health and Ramadan”, İstanbul ,1997, p.67 )</p>
<p>Oruçlu iken vücuttaki kortizol miktarı artmaktadır. Bu vücutta belli dengelerin devamı için, açlık halinde yaratan Allah’ın verdiği bir tedbir mekanizmasıdır. Bu sayede açlık durumunda kan şekeri belli seviyelerde korunmuş olur.( Tahmasebi A , ve ark:sağlık ve ramazan , 1997,s:20 )</p>
<p>Ramazanda oruç tutmak, anlama,kavrama ile alakalı faaliyetlere zarar vermemektedir.Hafızayı azaltıcı bir yönü de yoktur.( Roky R, et al :Ann of nutr and metab, 44 -3- :101-7, 2000 &#8211; Haouari M , Health and Ramadan, 1997,p.65)</p>
<p>Suriye de yapılmış olan bir araştırmada , oruç tuttanlarda mekanik sebeplerden ileri gelen bel ağrıları dahil, bel ağrıları olan bir çok hastaların iyileşmesinde orucun faydalı tesirleri görülmüştür İltihabı sebeplerle bel ağrısı olan hastalarda bu iyileşme çok daha açıktı, aşıkardı. (Karadan A N , “ Health and Ramadan”, İstanbul ,1997, p.66)</p>
<p>100 sağlam gönüllü şahıs üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları:</p>
<p>Normal de %95,86 miligram (mgr) olan ortalama açlık kan şekeri oruçta %83,91 mgr’a düşmüştür.Bu ise normal hudutlar da olan bir değerdir. Serum albumini, kontrollerde ortalama %4.3 gr oruçlularda ise %4.57 gramdır. Önemli bir fark bulunmamıştır. Oruçlu iken kandaki homosistein düşmektedir. Bu ise kalp ve damar hastalıkları ile alakalı risk faktörlerinin azaldığını gösterir.( LariJani B , Et al ,“ Health and Ramadan”, 2001, p.28 ) Kontrol grubunda %116.27 mgr olan triglseridler(yağların bir şekli) oruçlularda %90.9 mgr’a düşmüş; kontrollerde %12.22 mgr olan serbest yağ asitleri oruçlularda %8,8.14 mgr’a düşmüştür. Bunlar arzu edilen, sağlık açısından güzel olan neticedir.Total lipid (yağ) kontrollerde ortalama %515,80 mgr iken oruçlularda %495.75mgr inmiş. Yağların oruçlu iken düşmesi sıhhat açısından güzel olan değerlerdi.( M ve ark: islami oruç üzerinde biyokiyasal bir araştırma Atatürk un diş. Fak. Yıllığı 4:135-65,1980)</p>
<p>Pr Dr Münip Yegin ve ark. araştırmalarının ( İslami oruç üzerinde biyokimyasal bir araştırma, 1980 ) neticelerine göre : islami oruçta, kandaki üre değeri kontrollerde %42,50 mgr iken oruçlu olanlarda % 42,20 mgr dir. Ürik asit kontrollerde %6,63 mgr iken oruçlularda %6.47 mgr olup birbirine çok yakın değerler çıkmıştır. Oruçsuz iken yapılan tahlillerde yoğunluğu 1,0417 bulunmuştur. Aradaki fark önemsizdir.</p>
<p>Oruçlularda kandaki üre artmamıştır.Kandaki protein miktarı azalmamıştır.Amino asitlerin kandaki miktarları artmıştır. İdrarda aseton tesbit edilmemiştir.Serbest yag asitleri artmamış hatta eksilmiştir.kan şekeri %83,91 mgr kadar düşmüştür.arteriyoskleroza refakat eden, hipertansiyon, angina pektoris yani kalp ağrısı, çeşitli çeşitli enfarktüsler ve bazı böbrek hastalıkları icin İslami mana da oruçun, son derece önemli profilaktik yani koruyucu te’siri olduğu rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p>Ramazan ayında tutulan orucun kan şekeri, kreatinin, ALP (alkalen fosfataz), ALT (alanin amino transferaz) ve AST (aspartat amino Trasferaz ) değerleri üzerine olan te’sirleri 100’ü erkek 10’u bayan olan 110 kişide incelenmiştir. Bu değerlerde ufak ufak değişiklikler olsa bile, neticelerin hep normal hudutlarda kaldığı anlaşılmıştır.(Siahkolah B,ö Azizi F: The effect of fasting on blood sugar, creatinine and hepatic enzymes during ramadan. Iranian J of Endocrinology and Metabolism (IJEM). Abstarct Book The Congress on Health and Ramadan, October, 2001, p.30.)</p>
<p><strong>ORUÇ VE SİNDİRİM SİSTEMİ</strong></p>
<p>Oruç şüphesiz belli bir yaşa gelmiş ve sihhatlı olan şahıslara farz dır. Hastalık oruca manı ise oruç tutmaz . Ülserli şahıslar oruç tutmalı mıdır. Ülser daha çok midede ve on iki parmak bağırsağında meydana gelen yara olarak bilinir. 1992 yılında Prof. Dr. Said Kapıcıoğlu ve arkadaşları ülser (duodenal ulkus) teşhisi konulmuş 7 erkek gönüllü üzerinde araştırma yaparlar, akşama kadar yani iftar saatine kadar aç kalmağa niyet eden şahısların, ülserli olsa bile öğle saatlerinde rahatladığı görülmüştür. Midedeki asit ifrazatı öğle saatlerinde azalmıştır. Oruç tutmanın mide (peptik) ülserinin ortaya çıkmasında önemli rolü olan midedeki asit ifrazatının artmasına (hiprasidite) yol açacağını söylemek yanlış olur.Tunuslu bir araştırıcı grubunda 57 hastaya her gün 30mgr lansoprazol verildi. 27 si si oruç tutmadı 30 kışılık diğer grupda oruç tuttu.Sonuçta oruç tutan ve tutmayanlar arasında arazlar (semptomlar) bakımından bir fark görülmedi. Oruç tutmayanlarda %88.8 oruç tutanlarda ise daha fazla yani %90 nisbetinde ülser den şifa buldukları görüldü.Bu nedenle ülserli hastalar herhangi bir riske girmeden rahatlıkla oruçlarını tutabilirler ( Mehdi A, Ajmi S , Gastroenterol clin Biol, 21- 11- :820-22, 1997 )</p>
<p>Ramazan öncesi ve ramazan ayında serum gastrin seviyelerinde önemli bir farkın olmadığı anlaşılmıştır. ( Polat H ve arkadaşları: Oruç tutmanın serum Gastrin seviyesinde TE’sirleri. “ramazan ve sağlık” ile alakalı ikinci milletler arası kongre kongre kitabı.)</p>
<p>iç salgın yapan guddelerin salgıları<br />
İslami oruçtaki açlık müddeti salgı ve hormonların kandaki seviyelerinde herhangi bir değişikliğe yol açacak kadar uzun değildir.( Azizi F : “health and ramadan”. P.39, İstanbul, 1997.)</p>
<p>Ramazan da kan şekeri seviyelerinde ufak tefek iniş çıkışlar olsa da genellikle kan şekeri normal hudutlarda kalmıştır.(Azizi F: the blood glucose in health and diabets during ramadan. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan”. P.40, İstanbul, 1997)</p>
<p>İnsülinin değerlerinde ramazan ayında normal günlere göre fazla fark olmadığı anlaşılmıştır.( Marniche D, et al : effect of fasting and refeeding during ramadan on glucoregulation. Proceedings of the 2nd ınternatıonal congress on “health and ramadan” .p.125, İstanbul 1997 )</p>
<p>Oruç tutabilecek şeker hastaları<br />
20 yaşın üzeri, hamile olmamalıdırlar,bebeğini emziriyor olmamalı,şahsın kilosu normal, kan şekerinde büyük iniş çıkışlar olmaması, hastaların ağır hiper tansiyon gibi ikinci bir ağır hastalığın olmaması lazım. Vucütları perhize cevap verıyor olmalıdır.kan şekeri belli seviyeleri geçmeyen Tip II şeker hastaları perhize dikkat ederek ve ilaçlarını aksatmadan sahurda ve iftarda muntazaman alarak oruçlarını tutabilirler. Ramazanda gerek ilaç gerekse gıdayı sahur ve iftarda eşit olarak almaları; ilaçları sahurda imsaktan önce akşamleyin de iftarda yemekden önce almaları tavsiye edilir.İnsülin bağımlı şeker hastalarına oruç tutmaları tavsiye edilmez. ( Azizi F : “health and ramadan”. P.40, İstanbul, 1997.)</p>
<p><strong>HAMİLELİK VE ORUÇ</strong></p>
<p>Yeni doğan 13.351 bebeğin doğum ağırlıklarına bakıldığında, annelerinin ramazan da hamile iken oruç tutmalarının , bebeklerinde hiçbir zarara yol açmadığı anlaşılmıştır. Doğan bebeklerin doğum ağırlığına te’siri olmadığı ortaya çıkmıştır. Hamile iken ve bebeklerini emzirirken oruç tutan Müslüman kadınlarla, hamile olmayıp da oruç tutan kadınlar incelenmiştir, kan kimyaları mukayese edilmiş iki grup arasında önemli bir fark olmadığı anlaşılmıştır.( Cross J H, Eminson J and Wharton B A : Ramadan and birth weight ar full term in asian moslem pregnat women in Birmingham. Arch Dis Child,65 : 1053-6,1990 &#8211; Prentice A M, et al : Metabolic consequences of fasting during ramadan in pregnat and lactating women. Hum nutr clin Nutr, 37 (4) : 283-94, 1983.)</p>
<p>Oruçlarını tutmakta iken ve ramazandan iki hafta sonra aynı bayanlardan oruçsuz iken alınan sütün terkipleri arasında önemli seviyelerde fark olmadığı anlaşılmıştır.( Bener A, et al: Fasting during the holy month of Ramadan does not change the composition of breast milk. Nutrition Research, 21 (6): 859-64 )</p>
<p>Esansiyel Hipertansiyonlu hastalar , kan basıncı ciddi problem olmadan , sahur ve iftarda da ölçülü ve ilaçlarını kullanarak oruç tutabilirler.Ramazan ayında kalp krizi sayısının diğer aylara göre önemli seviyede düşük olduğu araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. ( Temizhas A. et al :Int Cardiolo ,70,2:149-53,1999 )</p>
<p>Bevliye hastaları üzerindeki çalışmalar ise iftar ve sahurda bol su alınması şartı ile orucun bu hastalar faydalı geldiğini ispat etmiştir (Abderrahim F :Effect of ramadan fasting on urological patients.p.218-31,1994 )</p>
<p>KAYNAK ESER VE DAHA PEK ÇOK ARAŞTIRMA KAYNAK SONUÇLARI :<br />
Din ve Bilimin Işığında ORUÇ VE SAĞLIK r.Dr. Alparslan Özyazıcı ( HÜTF Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/09/30/oruc-bicaksiz-ameliyattir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç beş damla kan ve binlerce endişe!</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/09/23/683/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/09/23/683/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Sep 2007 11:42:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Nuh Gönülta?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/09/23/683/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; İnsan ile hayvan arasında ciddi sayılabilecek hiç bir fark yoktur. Hatta bazı hayvanlar kendi yaşam biçimlerine göre insanlardan daha donanımlı doğarlar. Doğduktan kısa süre sonra ayağa kalkar, hatta bazıları anneye bile ihtiyaç hissetmezler. İnsan ile hayvanı ayıran tek fark, ne insanın zekası, ne konuşabilmesi ne de alet kullanabilmesidir. Tek fark yaratıcının yeryüzünde insanı muhatap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><img width="500" src="http://img300.imageshack.us/img300/2738/3821082445406ce078dbw2.jpg" height="332" style="width: 500px; height: 332px" /></p>
<p>İnsan ile hayvan arasında ciddi sayılabilecek hiç bir fark yoktur. Hatta bazı hayvanlar kendi yaşam biçimlerine göre insanlardan daha donanımlı doğarlar. Doğduktan kısa süre sonra ayağa kalkar, hatta bazıları anneye bile ihtiyaç hissetmezler.</p>
<p>İnsan ile hayvanı ayıran tek fark, ne insanın zekası, ne konuşabilmesi ne de alet kullanabilmesidir. Tek fark yaratıcının yeryüzünde insanı muhatap kabul etmesidir.</p>
<p>Eğer yaratıcı yeryüzünde insanı muhatap kabul edip ona bu değeri vermemiş olsaydı hayvanlardan pek farklı bir hayatımız olmayacaktı, ya da hiç olmayacaktık.</p>
<p>Yeryüzünde medeniyetler hep din duygusunun verdiği ilhamlarla kurulmuştur. Hiç bir büyük sanat eseri yoktur ki, herhangi bir dinin insana verdiği ilham ve ulvilikle yapılmış olmasın. Sumela Manastırı&#8217;nı insan başka hangi motivasyonla yapabilirdi ki! Veya Ayasofya&#8217;yı, ya da Süleymaniye&#8217;yi&#8230;</p>
<p>Allah insanı kendine yeryüzünde muhatap kabul ederken, insanı da bütün bir evrenle alakadar yaratmıştır. O yüzden büyük zatlar &#8220;İnsanı büyütsen büyütsen büyütsen bir kainat olur, kainatı küçültsen küçültsen bir insan olur&#8221; demişler. Ve &#8220;İnsan bütün kainattan hassas ölçülerle süzülmüş bir katredir, noktadır.&#8221;</p>
<p>Bu anlamda yaratıcı onu kainata nispet yapmış, yarattığı herşeyi onunla ve onun yaşam biçimiyle ilişkilendirmiş, yarattığı herşeyi bir şeyle, insanla, insanı da yarattığı her şeyle irtibatlandırmıştır.</p>
<p>Güneş olmadan gözlerimiz işe yaramaz. Gözlerimiz olmadığı zaman Güneş ışınlarının görme noktasında bizim için pek anlamı olmazdı.</p>
<p>Güneşi bir lamba, ayı bir takvim, horozu bir çalarsaat gibi insanın hizmetine veren ve bütün yeryüzünü insanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli nimetlerle donatan, yerin altını ayrı üstünü ayrı biçimlerde süsleyerek insana takdim eden elbette ki Yüce Yaratıcıdır.</p>
<p>İşte böyle bir yerde oruç gibi bir tasarrufun insana varlığı ve varlığı sürdürebilmek için gerekli nimetlerin anlamını anlatması için verildiği anlaşılıyor.</p>
<p>Tok açın halinden anlamayacağı gibi, insan Allah&#8217;ın nimetlerinden mahrum kalmadığında o nimetlerin kıymetini takdir edemiyor. Hastalıkta sağlığın, yaşlılıkta gençliğin, soğukta sıcağın, sıcakta soğuğun kıymetini ancak hissedebiliyor.</p>
<p>Demek ki, ramazan orucu insana nasıl insan olunacağını anlatması bakımından müthiş bir seziş kabiliyeti de kazandırıyor. Nimetleri tüketirken nimeti vereni düşünme kabiliyetini&#8230; Sadece tüketmenin, onu vereni hatırlamamanın ne büyük bir zarar olduğunu da kalplere hissettiriyor.</p>
<p>İnsanı bütün kainatla alakadar kılan Allah aynı zamanda insanı müthiş derece de de aciz yaratmıştır. Neydi insan, üç beş damla kan ve binlerce endişe&#8230;</p>
<p>Ve insan acziyeti ancak yaratıcısına nispeti ile azalır. Onu tanıdığı nispette yücelir, ondan uzaklaştığı nispette alçalır&#8230;</p>
<p>Nuh GÖNÜLTAŞ<br />
23.09.2007<br />
Bugün Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/09/23/683/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cami Işığına Bakan Çocuk</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/09/19/cami-isigina-bakan-cocuk/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/09/19/cami-isigina-bakan-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Sep 2007 17:43:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/09/19/cami-isigina-bakan-cocuk/</guid>
		<description><![CDATA[  Sonra büyüdüm. İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim. O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım. Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu. Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img src="http://img50.imageshack.us/img50/4258/777729747aa56981f27vr0.jpg" /></p>
<p>Sonra büyüdüm.</p>
<p>İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.</p>
<p>O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.</p>
<p>Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.</p>
<p>Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.</p>
<p>Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.</p>
<p>Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, &#8216;Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin&#8217; demişti.</p>
<p>Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.</p>
<p>Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.</p>
<p>Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.</p>
<p>Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.</p>
<p>Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.</p>
<p>Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim &#8216;allah umme salli ala&#8217;nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet&#8230;</p>
<p>Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.</p>
<p>Allah&#8217;ı çok sevmiştim.</p>
<p>Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.</p>
<p>Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.</p>
<p>Ama beni sevmesini isterdim.</p>
<p>İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.</p>
<p>O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.</p>
<p>Biz dede-torun değildik.</p>
<p>Beni sevmiyordu.</p>
<p>Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.</p>
<p>Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.</p>
<p>Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.</p>
<p>Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.</p>
<p>Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım &#8216;yakınımı&#8217; benden koparmıştı.</p>
<p>Sonra büyüdüm.</p>
<p>İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.</p>
<p>O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.</p>
<p>Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.</p>
<p>Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.</p>
<p>Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.</p>
<p>Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.</p>
<p>Yirmili yaşlarımda Ankara&#8217;da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir &#8216;inançlı insanlar&#8217; grubuyla karşılaşmıştık.</p>
<p>Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.</p>
<p>Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra &#8216;inancı&#8217; bulmuştu.</p>
<p>Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince &#8216;Ahmet, kardeşim&#8217; diye başlardı lafa, beni &#8216;doğru yola&#8217; getirmek için uğraşırdı.</p>
<p>Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.</p>
<p>Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.</p>
<p>O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.</p>
<p>Dindarları sevdim.</p>
<p>İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.</p>
<p>Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.</p>
<p>Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.</p>
<p>Onlara saygı göstermeyi öğrendim.</p>
<p>Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.</p>
<p>Zor günlerde bir &#8216;inançsıza&#8217; bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.</p>
<p>Din hakkında düşünmeye başladım, &#8216;din bir afyondur&#8217; ezberinden &#8216;din nedir&#8217; sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.</p>
<p>Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.</p>
<p>İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.</p>
<p>Dindar olmadım, inançlı olmadım.</p>
<p>Hálá da değilim.</p>
<p>Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.</p>
<p>Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.</p>
<p>Tanrı&#8217;yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.</p>
<p>Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi &#8216;ona&#8217; emanet ediyorum.</p>
<p>Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.</p>
<p>Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı &#8216;ilişkim&#8217; şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi &#8216;inançsızlara&#8217; öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları &#8216;onunla&#8217; arama sokmuyorum.</p>
<p>Tanrı&#8217;dan bir beklentim yok.</p>
<p>Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.</p>
<p>Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.</p>
<p>Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce &#8216;başkaları için kötülük düşündün mü&#8217; diye soracak bir tanrı.</p>
<p>Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.</p>
<p>Affetmezse de gücenmeyeceğim.</p>
<p>Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.</p>
<p>Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.</p>
<p>O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.</p>
<p>Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.</p>
<p>Ama, &#8216;yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen&#8217; çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.</p>
<p>Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.</p>
<p>Ahmet ALTAN<br />
Hürriyet Gazetesi<br />
23.10.2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/09/19/cami-isigina-bakan-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

