<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/tag/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Apr 2012 16:32:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>O seni sevince sirtini Sultan Murad&#8217;a bile keselettirir</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/04/11/o-seni-sevince-sirtini-sultan-murada-bile-keselettirir/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/04/11/o-seni-sevince-sirtini-sultan-murada-bile-keselettirir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 12:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[4.murat]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[padisah]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/04/11/o-seni-sevince-sirtini-sultan-murada-bile-keselettirir/</guid>
		<description><![CDATA[Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmedigi Allah dostlarindandir. Yaslidir,fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katinda da alemlere denk bir degerin sahibidir. Yasli Habib Baba, uzun bir kervan yolculugunun sonunda Istanbul&#8217;a gelmistir.Yolculugunun tozunu, yorgunlugunu atmak için bir hamama gider&#8230; Niyeti, söyle iyice bir keselenip, paklanmak&#8230; Bedenini de ruhuna denk kilmaktir. Fakat hamamci Habib babayi içeri sokmak istemez. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img style="width: 375px; height: 500px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2328/2084701966_7a90fc7c24.jpg?v=0" alt="" width="375" height="500" /></p>
<p align="left">Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmedigi Allah dostlarindandir. Yaslidir,fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katinda da alemlere denk bir degerin sahibidir. Yasli Habib Baba, uzun bir kervan yolculugunun sonunda Istanbul&#8217;a gelmistir.Yolculugunun tozunu, yorgunlugunu atmak için bir hamama gider&#8230; Niyeti, söyle iyice bir keselenip, paklanmak&#8230; Bedenini de ruhuna denk kilmaktir.</p>
<p align="left">Fakat hamamci Habib babayi içeri sokmak istemez.</p>
<p align="left">&#8216;Bugün&#8217; der, &#8216;Sultan Murad&#8217;in vezirleri hamami kapattilar, disaridan müsteri alamiyoruz.&#8217;<br />
Habib baba üzülür&#8230; Rica eder&#8230;</p>
<p align="left">&#8216;Kimseye varligimi belli etmem, aceleyle yikanir çikarim&#8217; der. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utaniyorum.</p>
<p align="left">Hamamci ehl-i insaftir&#8230; Dayanamaz&#8230; Kabul eder&#8230; Hamamin en sonundaki odayi göstererek &#8230;</p>
<p align="left">&#8216;Baba su odada hizla yikanip çik, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkina varmasinlar.&#8217;</p>
<p align="left">Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yikanmaya baslar&#8230; Ve bu arada hamamcinin karsisinda yeni bir müsteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakisikli biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir&#8230; Ama sadece görünümü&#8230; Ikinci müsteri kilik degistirmis, 4.Murad&#8217;dir. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarindan haberdar olan padisah merak etmistir.</p>
<p align="left">&#8216;Hele bir bakalim&#8217; demistir, &#8216;bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi baslarina ne yaparlar, nasil eglenirler?&#8217;</p>
<p align="left">Ve bu merak padisahi, tebdil-i kiyafet ettirerek, hamama getirmistir.<br />
Az önce yasananlar bir kez daha tekrarlanir.. .</p>
<p align="left">Hamamci vezirler der almak istemez&#8230; Padisah ise, ne olursun der, bastirir ve padisah galip gelir&#8230; Habib babanin yikanmakta oldugu odayi göstererek, genç padisahin kulagina fisildar:<br />
&#8216;Su odada bir ihtiyar yikaniyor. Sende sar pestemali beline gir yanina&#8230; Beraber sessizce yikanin, bir an evvel çikin&#8230; Ve ekler: &#8216;Aman ha! Vezirler varliginizi bilmesinler. &#8216;</p>
<p align="left">Sonra 4.Murad da Habib babanin yanina süzülür. Beraber sessizce yikanmaya baslarlar. Bu arada, hamamin büyük salonundan gelen tef, dümbelek, sarki, türkü sesleri ortaligi çinlatmaktadir. ..<br />
Habib babanin gözü, genç hamam arkadasinin sirtina takilir. Biraz kirlenmis gibi gelir ona&#8230; Allah hikmeti geregi dostuna, o yanindakinin tedbil-i kiyafet etmis padisah oldugunu ilham etmemistir&#8230;<br />
Ve yanindakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanli zanneden Habib baba yumusak bir sesle konusur:</p>
<p align="left">&#8216;Evladim&#8217; der, &#8216;Sirtin fazlaca kirlenmis, müsade edersen bir keseleyivereyim. &#8216;</p>
<p align="left">Padisah aldigi bu teklif karsisinda saskinlasir ve bü yük bir haz duyar&#8230; Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padisah oldugunu bilmeden, sirf bir insan olarak, karsilik beklemeksizin bir iyilik yapmayi teklif etmektedir.</p>
<p align="left">Memnuniyetle Habib babanin önünde diz çökerken: &#8216;Buyur baba&#8217; der, &#8216;ellerin dert görmesin&#8217;<br />
Bu arada içerideki alemin sesleri hamami çinlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad&#8217;in sirtini bir güzel keseler&#8230; Fakat padisah kuru bir tesekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandir ve o da her insan gibi kendine yapilan iyiliklerin kölesidir.</p>
<p align="left">&#8216;Baba&#8217; der, &#8216;gel bende senin sirtini keseliyeyim de ödesmis olalim.&#8217;</p>
<p align="left">Habib baba, teklifin kimden geldiginden habersiz, tebessümle; &#8216;Olur evlad&#8217; deyip, sultanin önünde diz çöker.</p>
<p align="left">Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayi yoklar, agzini arar&#8230;<br />
&#8216;Baba&#8217; der, &#8216;görüyormusun su dünyayi&#8230; Sultan Murad&#8217;a vezir olmak varmis&#8230; Bak adamlar içerde tef,dümbelek hamami inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hirsiz gibi&#8230;&#8217;<br />
Habib baba Sultan Murad&#8217;in cümlesini tamamlamasina firsat bile birakmaz, kendi hükmünü söyler&#8230;</p>
<p align="left">Sultan Murad&#8217;in Habib babadan duyduklari, agzi açik birakip, keseyi elden düsürten cinstendir:<br />
&#8216;Be evladim&#8217; der, Habib baba, &#8216;Sultan Murad dedigin kimdir? Sen asil Alemlerin Sultanina kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sirtini Sultan Murad&#8217;a bile keselettirir. ..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/04/11/o-seni-sevince-sirtini-sultan-murada-bile-keselettirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ Aydınlığı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/04/04/ortacag-aydinligi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/04/04/ortacag-aydinligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 13:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Ortacag]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/04/04/ortacag-aydinligi/</guid>
		<description><![CDATA[Ortaçağlar, kabaca MS 400-476&#8242; da başlayıp 1453 veya 1517 tarihlerine kadar süren bir dönemin adıdır. Başlangıcında Roma İmparatorluğu&#8217;nun çöküşü, Roma&#8217;nın Vizigotlar tarafından yağmalanması olayı yer alır; İstanbulun fethi veya Mainz&#8217;daki kilisenin kapısına asılan Reform Bildirgesi ile&#8217;de bittiği kabul edilir. Bu iki tarih arası Batı için hiç de içaçıcı değildir. Aynı dönem İslam Dünyasının &#8220;altın çağı&#8221;dır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="500" src="http://farm4.static.flickr.com/3161/2300860432_fd3cdd5027.jpg?v=0" height="332" style="width: 500px; height: 332px" /></p>
<p>Ortaçağlar, kabaca MS 400-476&#8242; da başlayıp 1453 veya 1517 tarihlerine kadar süren bir dönemin adıdır. Başlangıcında Roma İmparatorluğu&#8217;nun çöküşü, Roma&#8217;nın Vizigotlar tarafından yağmalanması olayı yer alır; İstanbulun fethi veya Mainz&#8217;daki kilisenin kapısına asılan Reform Bildirgesi ile&#8217;de bittiği kabul edilir. Bu iki tarih arası Batı için hiç de içaçıcı değildir.</p>
<p>Aynı dönem İslam Dünyasının &#8220;altın çağı&#8221;dır oysa. Herhangi bir başvuru kaynağını (bu iş için internet ansiklopedisi Wikipedia bile yeterli) açın, bu gerçeğin hemen itiraf edildiğini görürsünüz. Kendisinden önceki gelenekleri değerlendiren Ortaçağ Müslümanları, dünya mirasına kendi zihin ürünlerini de katmış ve Yeni Çağlar&#8217;a kapı aralamıştır. Muhteşem mimari eserlere ek olara, Romen rakamları yerine bugün kullandığımız rakamlar, matematiğe çağ atlatan cebir, eski Yunan klasiklerinin tercüme yoluyla yeniden kazanılması, felsefe alanında kaydedilen gelişmeler, Batı Rönesansına  (yeniden uyanışa) yol vermiştir. Müslümanlar yaşadıkları coğrafyayı üniversitelerle donatırken, Batı&#8217;nın bu iş için Yeni Çağlar&#8217;ı beklemesi gerekmiştir.</p>
<p>Bu bilgilerden sonra, her ağızlarını açtıklarında &#8220;ortacağ karanlığı&#8221;ndan söz edenlerin nasıl bir batı tarihi taklitçiliğinden hareket ettikleri de anlaşılıyor. Oysa kendi tarih ve kültürünü Batı tarihinden ayırt ederek hareket edilse, döneme verilecek isim gayet açık: &#8220;Ortaçağ aydınlığı!&#8221; Özgüven sahibi bir topluma ve onun temsilcilerinede bu yakışır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/04/04/ortacag-aydinligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onlar Eşlerine Böyle Hitap Ederdi..</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/03/30/onlar-eslerine-boyle-hitap-ederdi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/03/30/onlar-eslerine-boyle-hitap-ederdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Mar 2007 22:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Ask]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[&#160; İşte İslam büyükleri ve Kanuni’nin eşlerine sevgi sözcükleri: Sevginin, insan psikolijisine olumlu katkı yaptığını vurgulayan Mevlânâ Hazretleri aşk ve sevginin benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselttiğine dikkat çekiyor. “Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır. Sevgi ve şefkat insanın, öfke ve şefkat ise hayvanın temel hasletleridir. Sevgi güneştir; ama kusurları örtmede gece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13pt"></span><span style="font-size: 13pt"></span><span style="font-size: 13pt"></span><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman"></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://fatihiraz.files.wordpress.com/2007/03/eldenele.jpg" alt="eldenele.jpg" /></p>
<p style="text-align: center">&nbsp;</p>
<p>İşte İslam büyükleri ve Kanuni’nin eşlerine sevgi sözcükleri:</p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">Sevginin, insan psikolijisine olumlu katkı yaptığını vurgulayan Mevlânâ Hazretleri aşk ve sevginin benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselttiğine dikkat çekiyor. “Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır. Sevgi ve şefkat insanın, öfke ve şefkat ise hayvanın temel hasletleridir. Sevgi güneştir; ama kusurları örtmede gece gibi olun!” şeklinde özetler aşk ve sevgiyi.<br />
</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">Osmanlı İmporatorluğu’nun en şaşaalı döneminde yaşamış ve koca imparatorluğun bir anlamda kaderine hükmeden kararlara etki eden birisi olarak Hürrem Sultan’ın bu anlamda Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektup ve ona hitapta kullandığı ifadeler çok önemli;<br />
</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">“Ayağınızın bastığı toprağı yüzlerce defa öptükten sonra, benim güneşim ve saadetimin sermayesi sultanım.”</font></span></p>
<p></font></span><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">“Eğer siz, bu ayrılık ateşi ile yanmış, ciğeri kebap, sinesi harap olmuş, gözleri yaşla dolmuş, gecesini gündüzünden ayıramayacak kadar hasret denizinde boğulmuş biçareyi; aşkınızla, Ferhat ve Mecnun’dan beter olmuş âşık kölenizi sorarsanız, sultanımdan ayrı olduğumdan beri bülbül misâli âhım ve feryatlarım dinmemiştir. Öyle bir hale düştüm ki, bu hasretin verdiği kahrı ve acıyı, Rabbim düşmanlarıma vermesin.”</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">Saraya bir esir olarak getirilen Hürrem Sultan’ı görür görmez Kanuni Sultan Süleyman Han’ın da bir anda âşık olduğunu haber verir kaynaklar. İnsan bir kere de âşık olunca artık onu anlatmayla geçer bütün vakti. Hürrem Sultan’ın Kanuni’ye yazdığı o sözlerden sonra şimdi gelin hep birlikte Kanuni Sultan Süleyman’ın onun için neler yazdığına bakalım:</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">“Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ay’ım, can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım. Hayatımın, yaşamımın sebebi cennetim, kevser şarabım. Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm. Sevinç kaynağım, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meşalem. Turuncum, narım, narencim, hayatımın aydınlığı. Gönlümdeki Mısır’ın sultanı, varlığımın anlamı, İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevdiğim.<br />
</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">İbrahim Hakkı Hazretleri’nin eşlerine yazdığı mektuptan şefkat, sevgi ve aşk dolu ifadeler de şöyle:</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman">“İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asilli, usullu, akıllı, izanlı, hünerli, marifetli, üsluplu, yakışıklı, güzel huylu, tatlı dilli, uzun boylu ince belli, ayıpsız hatunum, helalim Firdevs Hatun huzuruna, derun-i dilden ve can u gönülden selamlar ve dualar edip ol mübarek nazik hatırın sual ederiz, Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim nazlı yar-ı gamgusârım. Benim şenliğim, şöhretim, benim sevdiğim, keyfim, benim canım Firdevsim! Neylersin n’işlersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin? Benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin? Benim güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahval imiş bilmezdim.</font></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt"><font face="Times New Roman"><br />
Zaman Ailem</font></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/03/30/onlar-eslerine-boyle-hitap-ederdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanli&#8217;nin Elbisesi Yetiyordu</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/03/20/osmanlinin-elbisesi-yetiyordu/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/03/20/osmanlinin-elbisesi-yetiyordu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2007 11:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=429</guid>
		<description><![CDATA[19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlar&#8217;daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektupta şöyle denmektedir: &#8220;Fransızlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="365" src="http://farm2.static.flickr.com/1279/1373328331_37b3219612.jpg?v=0" height="500" style="width: 365px; height: 500px" /></p>
<p>19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlar&#8217;daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.</p>
<p>Mektupta şöyle denmektedir:</p>
<p>&#8220;Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet&#8217;in dehalifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın.&#8221;</p>
<p>Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:</p>
<p>&#8220;Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.&#8221;</p>
<p>Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar&#8217;ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:</p>
<p>&#8220;Osmanlılar&#8217;dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.&#8221;</p>
<p>Bu olay, Mülhaymli&#8217;lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym&#8217;a bağlı Karlsruher Müzesi&#8217;ne koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/03/20/osmanlinin-elbisesi-yetiyordu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metrekareye 6000 Mermi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/03/18/metrekareye-6000-mermi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/03/18/metrekareye-6000-mermi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2007 17:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=422</guid>
		<description><![CDATA[8.5 ay süren kanlı çarpışmalarda binlerce ton mühimmat kullanılmıştır. Piyade ve Makinalı tüfekler karşılıklı ateş etmeleri esnasında 10 milyonda bir ihtimal olan çarpışan mermiler meydana gelmiştir. Çanakkalede metrekareye 6000 mermi düştüğü belirlenmiş. Bu ne demektir? 1metrekareye 6000 mermi demek her bedene 3000 mermi demektir. Bu kadar mermiyi o güzelim bedenine yeme pahasına vücutlarını neden siper [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://img158.imageshack.us/img158/6327/3922134642b427108c8pw1.jpg" /></p>
<p>8.5 ay süren kanlı çarpışmalarda binlerce ton mühimmat kullanılmıştır.<br />
Piyade ve Makinalı tüfekler karşılıklı ateş etmeleri esnasında 10 milyonda bir ihtimal olan çarpışan mermiler meydana gelmiştir.</p>
<p>Çanakkalede metrekareye 6000 mermi düştüğü belirlenmiş.</p>
<p>Bu ne demektir?</p>
<p>1metrekareye 6000 mermi demek her bedene 3000 mermi demektir. Bu kadar mermiyi o güzelim bedenine yeme pahasına vücutlarını neden siper ettiler dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/03/18/metrekareye-6000-mermi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bayram Namazında Askerimizi Örten Bulutlar</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/03/17/bayram-namazinda-askerimizi-orten-bulutlar/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/03/17/bayram-namazinda-askerimizi-orten-bulutlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2007 14:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=416</guid>
		<description><![CDATA[İlahi yardım müslüman askerlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır. Bedir’den, Huneyn’e Çanakkale’den Sakarya’ya, oradan Kore’ye kadar birçok sıradışı olay yaşanmıştır. Çanakkale savaşının en çok konuşulan ve Allah’ın (cc) bizlere yardımını açıkça ortaya koyan önemli bir olay da bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir. Savaşın başlamasından bitimine kadar meydana gelen birçok olay nedeniyle yabancılar dahi bunu tasdik etmiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="500" src="http://farm1.static.flickr.com/146/423890782_6a0e53330f.jpg?v=0" height="287" style="width: 500px; height: 287px" /></p>
<p>İlahi yardım müslüman askerlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır. Bedir’den, Huneyn’e Çanakkale’den Sakarya’ya, oradan Kore’ye kadar birçok sıradışı olay yaşanmıştır.</p>
<p>Çanakkale savaşının en çok konuşulan ve Allah’ın (cc) bizlere yardımını açıkça ortaya koyan önemli bir olay da bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir. Savaşın başlamasından bitimine kadar meydana gelen birçok olay nedeniyle yabancılar dahi bunu tasdik etmiştir. 1915 yılının Temmuz ayı ile Ağustos ayları arası Ramazan’dır ve Mehmetçik oruçlarını aksatmadan tutmuş, mücadelesine devam etmiştir. Bayram yaklaşırken akıllara şu soru gelir: “Acaba bayram namazı nasıl kılınacak? Toplu halde kılınan bir namaz savaş durumunda uygun olacak mı? Acaba kılamayacak mıyız?” Bütün bu endişeleri yaşayan bir gazimiz neticeyi şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Gelibolu’da oturmakta idim. Çanakkale’de 9. Tümen teşekkül edince gönüllü olarak kıtaya kaydoldum. Savaş ilerledikçe din görevlilerinin yerleri de belirsiz olmuştu. Bizim gibi gençler -o zaman 28 yaşındaydım- savaşın içinde görev yaparken, yaşlılar Sargıyeri ve hastanelerde görev ifa ediyorlardı. Ben, Seddülbahir Cephesi’nden savaş bitinceye kadar hiç ayrılmadım. Miladî 1915 yılında Ramazan, 13 Temmuz Salı günü başlamış. 11 Ağustos Çarşamba günü bitiyordu. Arife günü idi cephe kumandanı Vehip Paşa beni çağırdı.</p>
<p>“Hafız, askerin bir talebi var. Yarın Ramazan Bayramı, sabahleyin hep beraber bayram namazı kılmak istiyorlar. Eratın toplu bir halde bulunmaları tehlikeli ve düşman için bulunmaz bir fırsattır. Tekliflerini kabul etmedim. Sen de, münasip bir lisan ile anlatırsın!” dedi.</p>
<p>Paşanın yanından ayrılmıştım ki, zamanın ulularından gözü gönlü Hak adına bağlanmış arif, zarif bir zat çıktı karşıma. Bilgide kimse onunla yarışamazdı. Develer yükü okumuştu. Sohbette onu dinleyenler yangın içinde olsalar sohbetini bırakıp ateşten kaçamazlardı. Bu zat o gün orada idi.</p>
<p>Bana dedi ki: “Sakın ola ki erata bir şey söyleme, gün ola, hayır ola! Allah ne derse o, olur!”</p>
<p>12 Ağustos 1915 Perşembe günü Ramazan Bayramı’nın sabahı erken kalktım. Müslüman Türk askerleri, bayram namazını mutlaka eda edeceklerdi&#8230; Aynı göle dökülen sular gibi; Allah sevgisinde birleşen yüzlerce asker de ayakta idi. Hak katında birlikte secdeye varacaklardı. Hep beraber başımızı göğe kaldırdık; hevenk hevenk beyaz bulutlar göründü. Biraz sonra da bu bulutlar yere çöktü. Herkes “Allahü Ekber!” deyip yüzlerini toprağa sürdü. Hepimizin içinde ince bir huzur çiçeklenmiş ve Yüce Allah bizi bulutlar arasında görünmez hale getirmişti. Bu ulu kişi askerin karşısında baş kesti; sonra o derin, o tatlı ve yanık sesiyle, Hazreti Kur’ân’dan “Fetih Sûresi’nin 1’den 9. ayetine kadar okudu. Sonra iki rekat bayram namazı eda edildi. Namaz bitiminde, yüzlerce asker hep birden, “La ilahe İllallah Muhammedün Resûlullah” sözlerini devamlı tekrarlıyorlardı. Askerin betleri benizleri kül gibi olmuş, kimsenin yüreğinde dur durak kalmamıştı. Bu duruma taş olsa dayanamazdı. Görenler mi, söyleyenler mi dayanacak? “Allah! Allah!” diyen kendinden geçiyor, sanki birlikte göklerde uçmak istiyorlardı. Allah ile bir bütün olmanın ilahi ahengi içinde varlıklarından, benliklerinden soyunmuşlar, kendilerinden geçmişlerdi.</p>
<p>Zığındere’nin susuz yatağında, bir alçalıp bir yükselen ‘’La ilahe İllallah” sesleri, insanın kalbini kah varlığın sonsuz ufuklarında koşturuyor, kah yokluğun takat getirilmez güzelliğinde dinlendiriyordu. Hak’tan başka Hak yoktu. Tekrarlanan hep buydu&#8230; Sonra, kısa bir sessizlik oldu ve arkasından düşman siperlerinden yükselen, “Allahü Ekber, Allahü Ekber!” sesleri bir uğultu şeklinde bize kadar perde perde geldi..</p>
<p>Daha sonraki günlerde öğrendik ki, İngiliz sömürgesinin Müslüman askerleri; Müslüman Türk askeri karşısında savaştıklarını duyunca isyan etmişler ve derhal geriye alınıp, cepheden uzaklaştırılmışlardı.</p>
<p>12 Ağustos 1915 tarihinden sonra, Seddülbahir cephesinde durum oldukça sakinleşirken, Anafartalar cephesinde ise; kan gövdeyi götürmekteydi. Evladım, bu bulutları yere indirip sis halinde bize gösterilmesi ancak Hazreti Allah’ın emriyle, dört büyük melekten biri olan Mikail Aleyhisselâm tarafından yerine getirilmiştir. Bu olay, Ulu Allah’ın (cc) büyük bir mucizesidir.” (M.İhsan Gençcan, Ç. S. ve Menkıbeler, İst.1998 s. 75)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/03/17/bayram-namazinda-askerimizi-orten-bulutlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zimem (Veresiye) Defteri</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/02/26/zimem-veresiye-defteri/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/02/26/zimem-veresiye-defteri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2007 17:38:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[  Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri &#8216; ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; &#8220;Bu borçları silin! Allah kabul etsin!&#8221; der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img width="500" src="http://farm1.static.flickr.com/58/172762907_e57591781b.jpg?v=0" height="333" style="width: 500px; height: 333px" /></p>
<p>Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri &#8216; ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi.</p>
<p>Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra;</p>
<p>&#8220;Bu borçları silin! Allah kabul etsin!&#8221; der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi.</p>
<p>Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi&#8230;</p>
<p>Gizli verilen nafile sadakanın, açıktan verilen nafile sadakadan yetmiş kat daha sevap olduğunu bilen zevat, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ ile verdiğini, sol elinden bile gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi.</p>
<p>İtalyanların askıda kahve olayı geziyordu net&#8217;te bir ara, ecdadımız bu konuda da daha ilerisini zaten yapmış. Sürekli Batı yı övüp geçmişimizi ve atalarımızı yokmuş gibi görenlere ithaf<br />
edilir.</p>
<p>Çok asil bir millet ve atalara sahibiz.</p>
<p>Zimem: Gizli, Gizli yapılan şey, Gizli yapılan iş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/02/26/zimem-veresiye-defteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahraman Polat Alemdar!!</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/02/17/kahraman-polat-alemdar/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/02/17/kahraman-polat-alemdar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Feb 2007 16:49:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Polat Alemdar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadiroglu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[Genlerimizde yüzyıllarla beslenen fedakârlık ve kahramanlık duygusu var. Zaten tarihimiz de en çok bu açılardan zengin. Tarihimiz, fedakârlıklar ve kahramanlıklar tarihidir. Osmanlı asırlarının çeşitli zamanlarında yaşanmış birkaç örneği hemen hatırlayalım… Bursa fethi sırasında, çatışmalar sürerken, Orhan Gazi’nin komutanlarından Ali Bey’in gözüne bir ok isabet etmiş. Ali Bey, hareketlerini engelleyen oku tuttuğu gibi gözüyle birlikte çıkarıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="500" src="http://farm2.static.flickr.com/1054/525157241_e9d44f4037.jpg?v=0" height="333" style="width: 500px; height: 333px" /></p>
<p>Genlerimizde yüzyıllarla beslenen fedakârlık ve kahramanlık duygusu var. Zaten tarihimiz de en çok bu açılardan zengin. Tarihimiz, fedakârlıklar ve kahramanlıklar tarihidir. Osmanlı asırlarının çeşitli zamanlarında yaşanmış birkaç örneği hemen hatırlayalım…</p>
<p>Bursa fethi sırasında, çatışmalar sürerken, Orhan Gazi’nin komutanlarından Ali Bey’in gözüne bir ok isabet etmiş. Ali Bey, hareketlerini engelleyen oku tuttuğu gibi gözüyle birlikte çıkarıp yere fırlatmış. Kendisini hayretle izleyenlere de şöyle demiş: “Dert etmeyin: İki gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak evlâdır!..” O fedakârlık âbidesi bir kahramandı. Fatih Sultan Mehmed’in yürekli serdarı Ulubatlı Hasan’ı herkes bilir… Kırk serdengeçti arkadaşıyla birlikte Bizans burçlarına ilk tırmanan isimdir. Canını dişine takmış, burçların üstünde şimşek gibi çakıp yıldırım gibi gürlemiş, ama hamd sancağını burçlara diktikten sonra ebediyete büyük bir cesaret ve fedakârlık örneği bırakarak şehit olmuştur Bugün Ulubatlı Hasan’sız bir fethi kimse düşünemez! Serdarla Padişah, fedakârlık ve kahramanlıkta özdeşleşmiş gibidir.</p>
<p>Hakkında ağıtlar, şiirler, destanlar yazılan Genç Osman’ın nasıl efsaneleştiğini bilirsiniz… Sadrazam Paşa, Bağdat Seferi’ne (Sultan Dördüncü Murad zamanı) asker toplarken, gönüllü yazılacakların “bıyığında tarak durması”nı şart koşmuştu… Sakalsız-bıyıksız çocuk yaşta, Osman isminde birinin gönüllü yazılmak için ısrar ettiğini bildirdiklerinde, huzuruna getirilmesini emretti. Niyeti biraz eğlenip biraz da azarlamaktı… Çocuğu huzuruna getirdiklerinde, cebinden çıkardığı çelik tarağı uzattı: “Bu sefere katılmanın şartı bıyıkta tarak durmasıdır. Şu tarağı bıyığında durdur da görelim.” Başta Sadrazam olmak üzere, bıyığını balta kesmez gün görmüş, devran sürmüş yaşlı-başlı paşalar, Genç Osman’ın şaşkınlaşacağını düşünüp bıyıkaltı gülümserken; Osman, Sadrazam’ın uzattığı tarağı kaptığı gibi üst dudağına sapladı… Cesaret ve kararlılık saçan masum-mazlum bakışlarını, fena halde şaşırmış paşalarda dolaştırdıktan sonra, Sadrazam’a döndü: “İşte Paşa Baba, bıyığımda tarak duruyor!” Ve bu kararlılığı yüzünden ona bir istisna yapılıp orduya katılması sağlandı. Gösterdiği kahramanlıkla da destanlaştı, efsaneleşti: “Genç Osman dediğin bir küçük aslan / Bağdat’ın içime girilmez yastan / Her ana doğurmaz böyle bir aslan / Allah Allah deyip geçti Genç Osman.” Bugün Bağdat fethini Genç Osman’sız düşünmek mümkün müdür?</p>
<p>Yıl, 1526; Viyana önlerindeyiz… Deli Osman isimli bir yiğit,istihbarat amaçlı olarak Viyana içlerine gönderildi. Fakat yakalandı. Günlerce işkence gördü, ama tek kelime etmedi. Bir gece yarısı onu alıp kalenin tepesine çıkardılar. Konuşmamakta ısrar ederse aşağıya atılacaktı. “Tamam” dedi Osman, “Artık konuşmaya karar verdim. Lakin önce ellerimi çözün. Su ve yemek verin.” Mükellef bir sofra donatırlar. Deli Osman iştahla yemeğini yedikten sonra, “Bu akşam da doyduk elhamdülillah” diye ağır ağır ayağa kalktı. Burçlara yaklaştı. Mazgallara basıp parıldayan yıldızlara gülümsedi. Sonra Venedikli Komutana döndü: “Yemek için teşekkürler” diye gürledi, “Yalnız şunu bilin ki, ölümden korkan buralara gelmez!” Sözleri biter bitmez, “Ya Allah, bismillah” çekti ve kendini boşluğa bıraktı. Ama yere düştüğünü duyan, gören olmadı. Sadece derinden gelen bir ses kayalıklarda yankılandı: “Bekleyin, çok yakında yine geleceğim!” Sabahleyin fellik fellik cesedini aradılar, ama bulamadılar.</p>
<p>Her savaş ve zafer bazı isimlerle özdeştir… Seyit Onbaşı’sız bir Çanakkale Zaferi, Nene Hatun’suz bir Erzurum savunması, Kara Fatma’sız, Halide Edip’siz bir İstiklâl Savaşı düşünebilir misiniz?.. Bu isimlerin ortak paydaları ise cesaretleri, fedakârlıkları ve kararlılıklarıdır. Kahraman beklememiş, gerektiği anda kendileri kahramanlaşmışlardır… “Bu asır kahramanlık asrı değil” diyenlere bakmayın, aslında her asır kahramanlık asrıdır! Çünkü her asrın Ali Bey’lere, Deli Osman’lara, Genç Osman’lara, Ulubatlı Hasan’lara, Seyit Onbaşı’lara, Nene Hatun’lara, Kara Fatma’lara ihtiyacı var… Sadece savaş alanları değil; matematik, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, psikoloji, pedagoji, astronomi, spor, vs. alanları da kahramanlar bekliyor. Hazin ki, uzun zamandır ne örnek fedakârlar yetiştirebildik, ne kahramanlar. Başkası için bir şeyler yapmayı, başkalarının dünyasını ya da ahretini kurtarmaya vesile olacak adımlar atmayı, bazı tehlikeleri bu yüzden göze almayı unuttuk. Bir bakıma genlerimize küstü! Dolayısıyla içimizde boşluklar oluştu. Şimdi o boşluklara “Polat Alemdar” gibi yanlışlıklar dolduruyorlar… Bir anlamda “dolduruşa” geliyoruz. Mafya dizileri ile filmlerinin bu kadar sevilip seyredilmesi, mafya babalarının “Türkiye seninle gurur duyuyor” temposu eşliğinde alkışlanması, “Ben Mehdi’yim” diyen dengesiz bir katilinin üzerine güller atılıp övülmesi, hep “kahraman” özlemimizin yanlış tezahürleridir.</p>
<p>Gerçek kahramanlar yetiştiremeyen toplumlar, sahtelerini üretmeye mahkûm olur..</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/02/17/kahraman-polat-alemdar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selimiyenin Sırları</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/02/10/selimiyenin-sirlari/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/02/10/selimiyenin-sirlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 00:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Selimiye]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı padişahı ikinci Selim (1524-1574) adına Türk mimarisinin ölümsüz dehası Mimar Sinan tarafından altı yılda bitirilen ve kendisinin “ustalık eserim” diye iftihar ettiği Selimiye Camii bir çok manevi vasıfları sembolize etmektedir. Camii’nin, tek bir büyük kubbesi (43.28 m. yüksekliğinde ve 31.28 m. çapında) oluşu Allah’ın birliğini… Pencerelerinin beş kademeli oluşunun İslam’ın beş şartını… Bütün pencerelerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="500" src="http://farm2.static.flickr.com/1127/1313784400_a76865bf16.jpg?v=0" height="333" style="width: 500px; height: 333px" /></p>
<p>Osmanlı padişahı ikinci Selim (1524-1574) adına Türk mimarisinin ölümsüz dehası Mimar Sinan tarafından altı yılda bitirilen ve kendisinin “ustalık eserim” diye iftihar ettiği Selimiye Camii bir çok manevi vasıfları sembolize etmektedir.</p>
<p>Camii’nin, tek bir büyük kubbesi (43.28 m. yüksekliğinde ve 31.28 m. çapında) oluşu Allah’ın birliğini…</p>
<p>Pencerelerinin beş kademeli oluşunun İslam’ın beş şartını…</p>
<p>Bütün pencerelerinin 99 tane oluşunun Cenab-ı Hakk’ın 99 ismini…</p>
<p>Vaaz kürsülerinin 4 tane olması 4 hak mezhebi…<br />
 <br />
Mabedin bütün külliyesinde 32 kapının oluşunun İslam’ın 32 farzını…</p>
<p>Arka minarelerinde 6 yolun olmasının imanın 6 şartını…</p>
<p>Camii’nin minarelerinde 12 şerefenin olmasının da yaptıran padişahın Osmanlı Devleti’nin 12. padişahı olduğunu göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/02/10/selimiyenin-sirlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tokatı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2007/01/30/332/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2007/01/30/332/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2007 21:37:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Satırarkası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanl?]]></category>
		<category><![CDATA[Ottoman]]></category>
		<category><![CDATA[Sat?rarkas?]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı zamanında ordu çeşitli birliklerden oluşurmuş. O birliklerden biride Tokatçı grubu imiş. Tokatçı denilen askerler devşirmelerden oluşur ve gayet iri yapılı, iri elli kişilermiş. Bunların özel çalışma salonları varmış. Salonlarda mermerden yapılı olan büyükçe kolonlar varmış. Tokatçılar bu mermer kolonları tokatlayarak ellerini daha da geliştirirlermiş. Savaş sırasında ordunun en arkasında bulunur savaşın sonlarına doğru hızla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://img250.imageshack.us/img250/4289/ottomanslapiu7.jpg" /></p>
<p>Osmanlı zamanında ordu çeşitli birliklerden oluşurmuş. O birliklerden biride Tokatçı grubu imiş. Tokatçı denilen askerler devşirmelerden oluşur ve gayet iri yapılı, iri elli kişilermiş. Bunların özel çalışma salonları varmış. Salonlarda mermerden yapılı olan büyükçe kolonlar varmış. Tokatçılar bu mermer kolonları tokatlayarak ellerini daha da geliştirirlermiş. Savaş sırasında ordunun en arkasında bulunur savaşın sonlarına doğru hızla savaş alanına girer ve bitkin durumda olan düşman askerlerini tek tokat darbesiyle yerle bir ederlermiş.Tokat attıkları kişinin yüzünü içeri çökertir ve beyin kanaması geçirmesine sebep olarak öldürürlermiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2007/01/30/332/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

