<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Risale-i Nur</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/tag/risale-i-nur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 17:30:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Duruşu Yeter&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2011 17:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1402</guid>
		<description><![CDATA[Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri&#8217;nden bahsederken, &#8220;O&#8217;nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile &#8216;Lâhikalar&#8217; yeterdi.&#8221; diyor. Kadirşinas birisi de &#8220;Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.&#8221; diyor. Gerçekten her şeyin yerinden oynadığı, insanların her noktadan büyük sarsıntı duydukları bir dönemde Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin Everest kametiyle dimdik ayakta duruşu yeterdi. Herkesin bir köşeye çekilip sindiği günlerde o aktif sabır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://fatihiraz.net/wp-content/bsn.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1307" title="bsn" src="http://fatihiraz.net/wp-content/bsn.jpg" alt="" width="244" height="374" /></a></p>
<p>Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri&#8217;nden bahsederken, &#8220;O&#8217;nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile &#8216;Lâhikalar&#8217; yeterdi.&#8221; diyor.</p>
<p>Kadirşinas birisi de &#8220;Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.&#8221; diyor. Gerçekten her şeyin yerinden oynadığı, insanların her noktadan büyük sarsıntı duydukları bir dönemde Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin Everest kametiyle dimdik ayakta duruşu yeterdi. Herkesin bir köşeye çekilip sindiği günlerde o aktif sabır içinde mekiğini işletiyordu. &#8220;Çizgimizi Hecelerken&#8221; isimli kitapta &#8220;Olumlu ve müsbet davranışların, temsil mevkiinde bulunan insanlar tarafından ortaya konulması, o işin müessiriyeti açısından çok önemlidir. Yani bir insan namazı anlatıyorsa öyle bir namaz kılmalı ki, dışarıdan ona bakanlar, &#8216;Bu zâtın hiçbir şeyi olmasa, sadece onun şu namazı onun hak çizgide olduğunu gösterir.&#8217; demelidirler.&#8221; diyor Fethullah Gülen Hocaefendi.</p>
<p>Mehmet Akar roman olarak, sürükleyici bir üslupta yazdığı &#8220;Seyda-2&#8243; eserinde tekne ile Üstad&#8217;ın Barla&#8217;ya gidişini anlatırken diyor ki: &#8220;Hocaefendi öyle bir tekbir almış, öyle bir &#8216;Allahü Ekber!&#8217; demişti ki, bu tekbir onları sarsmaya yetmişti. Hayatlarında hiç öyle bir tekbir de duymamış, hiç öyle bir namaza duruş görmemişlerdi. Bağırmamıştı halbuki&#8230; Sanki göklerin kapıları açılmış, sanki &#8216;En Büyük Allah&#8217;tır&#8217; hükmüne etraftaki canlı cansız varlıklar iştirak etmişti. Sanki o tekbiri şahsı adına değil, umum adına almıştı ve güneşten suyun kabarcıklarına kadar her şeyin O&#8217;na itaat ettiğini, minnetle, şükürle vazifesini yaptığını Rabb&#8217;ine söyleyecekti. Kayıktakiler birbirlerine baktı, gözleri ile konuştular. (&#8230;) Huşu ve huzur içerisinde, küçüldükçe küçülerek kıyamda duruşunu, nefsinin boynuna vurur gibi iki büklüm rükûa gidişini, doğrulup semâdaki, arzdaki, bilinir bilinmez her yerdeki varlıklar adına hamd edişini, yeryüzündeki başlar adına secdeye kapanışını, iki secde arasında af, merhamet, hidayet dileyişini, kâinatın zerratı sayısınca tahiyyatı Rabb&#8217;ine takdim edişini seyrettiler. Böyle kılınan namazdan daha güzel bir şey olamazdı!..</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ı Barla&#8217;ya sürenler onun yıkık dökük, perişan vaziyetini görmek istiyorlardı. Onun aç, sefil halini görecek, gücün hazzını yaşayacaklardı. Onun için Barla&#8217;ya emir gönderip bir fotoğrafını istediler. Oradaki görevli de fotoğrafçı Enver Efendi&#8217;ye bu emri iletti. Enver Efendi gidip durumu bildirince Bediüzzaman Hazretleri durumu kökünden kavramış şekilde, kabul etti. Enver hazırlıklarını yaparken o da Sırtına bir kaftan örter gibi yorganını aldı. Beline, cübbesinin üzerinden kuşağını bağladı. Sarığının taylasanını omzuna sarkıttı. Enver&#8217;in karşısına oturup ellerini yanına koydu, omuzlarını kaldırdı. Kaşlarını çatmış, heybetle bakıyor, adeta &#8220;Ben buradayım ve dimdik ayaktayım! Barla&#8217;daki halim budur!&#8221; diyordu.</p>
<p>O fotoğrafta, yıkılan bir adam değil, hükmeden bir sultan, dimdik duran ve orduları sevk eden bir kumandan vardı. O fotoğrafa bakan herkes, o başın eğilmeyeceğini, o sarığın o baştan çıkmayacağını anlardı&#8230;</p>
<p>Zaten fotoğrafı isteyenler, istediklerine pişman oldular.</p>
<p>Daha sonra dış dünyadan Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin ziyaretlerine gelen mühim bir zat, &#8220;Ben İslâm âleminde Bediüzzaman gibi İslâmiyet&#8217;i ciddiye alan bir başka şahsiyet görmedim!..&#8221; demiştir&#8230;</p>
<p>Abdullah AYMAZ-ZAMAN<br />
27.03.2011</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Duru%C5%9Fu+Yeter...+-+http://tinyurl.com/4zwexox&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/&amp;t=Duru%C5%9Fu+Yeter..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Duru%C5%9Fu+Yeter...&amp;link=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Duru%C5%9Fu+Yeter...&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0ASalih%20%C3%96zcan%20A%C4%9Fabeyimiz%2C%20%C3%9Cstad%20Hazretleri%27nden%20bahsederken%2C%20%22O%27nun%20hi%C3%A7bir%20kitab%C4%B1%20ve%20k%C3%BClliyat%C4%B1%20olmasayd%C4%B1%20bile%20%27L%C3%A2hikalar%27%20yeterdi.%22%20diyor.%0D%0A%0D%0AKadir%C5%9Finas%20birisi%20de%20%22Hi%C3%A7bir%20%C5%9Feyi%20olmasayd%C4%B1%20duru%C5%9Fu%20yeterdi.%22%20diyor.%20Ger%C3%A7ekten%20her%20%C5%9Feyin%20yerinden%20oynad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20insanlar%C4%B1n%20her%20noktadan%20b%C3%BCy%C3" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/&amp;title=Duru%C5%9Fu+Yeter..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/&amp;title=Duru%C5%9Fu+Yeter...&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/&amp;srcTitle=Duru%C5%9Fu+Yeter...&amp;snippet=%0D%0A%0D%0ASalih%20%C3%96zcan%20A%C4%9Fabeyimiz%2C%20%C3%9Cstad%20Hazretleri%27nden%20bahsederken%2C%20%22O%27nun%20hi%C3%A7bir%20kitab%C4%B1%20ve%20k%C3%BClliyat%C4%B1%20olmasayd%C4%B1%20bile%20%27L%C3%A2hikalar%27%20yeterdi.%22%20diyor.%0D%0A%0D%0AKadir%C5%9Finas%20birisi%20de%20%22Hi%C3%A7bir%20%C5%9Feyi%20olmasayd%C4%B1%20duru%C5%9Fu%20yeterdi.%22%20diyor.%20Ger%C3%A7ekten%20her%20%C5%9Feyin%20yerinden%20oynad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20insanlar%C4%B1n%20her%20noktadan%20b%C3%BCy%C3" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2011/03/28/durusu-yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben dindar bir Cumhuriyetçiyim</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2010 08:10:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[29 ekim cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1373</guid>
		<description><![CDATA[Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış, resmen zapta geçmemiş ve müdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve lâtif bir vâkıa-i müdafaayı aynen beyan ediyorum. Orada benden sordular ki: “Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?” Ben de dedim: Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-1307  aligncenter" title="bsn" src="http://fatihiraz.net/wp-content/bsn.jpg" alt="" width="244" height="374" /><br />
Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış, resmen zapta geçmemiş ve müdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve lâtif bir vâkıa-i müdafaayı aynen beyan ediyorum.</p>
<p>Orada benden sordular ki:</p>
<p>“Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?”</p>
<p>Ben de dedim:</p>
<p>Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâlî bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim.</p>
<p>İşitenler benden soruyordular; ben de derdim:</p>
<p>“Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.”</p>
<p>Sonra dediler:</p>
<p>“Sen Selef-i Sâlihîne muhalefet ediyorsun.”</p>
<p>Cevaben diyordum:</p>
<p>“Hulefâ-i Râşidîn, herbiri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddîk-ı Ekber (ra), Aşere-i Mübeşşere ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.”</p>
<p>İşte, ey müdde-i umûmî ve mahkeme âzâları. Elli seneden beri bende bulunan bir fikrin aksiyle beni itham ediyorsunuz.</p>
<p>Eğer lâik cumhuriyet soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi, dindarlara ve takvâcılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim. On senedir—şimdi yirmi sene oluyorki—hayat-ı siyâsiye ve içtimâiyeden çekilmişim. Hükümet-i cumhuriye ne hal kesb ettiğini bilmiyorum. El’iyâzü billâh, eğer dinsizlik hesabına imanına ve âhiretine çalışanları mes’ul edecek kanunları yapan ve kabul eden bir dehşetli şekle girmişse, bunu size bilâperva ilân ve ihtar ederim ki, bin canım olsa, imana ve âhiretime feda etmeye hazırım. Ne yaparsanız yapınız, benim son sözüm “Hasbünallâhu ve ni’mel-vekîl” olarak, siz beni idam ve ağır ceza ile zulmen mahkûm etmenize mukabil derim:</p>
<p>“Ben Risale-i Nur’un keşf-i kat’îsiyle, idam olmuyorum. Belki terhis edilip nur âlemine ve saadet âlemine gidiyorum. Ve sizi, ey dalâlet hesabına bizi ezen bedbahtlar, idam-ı ebedî ile ve daimî haps-i münferitle mahkûm bildiğimden ve gördüğümden, tamamıyla intikamımı sizden alarak kemâl-i rahat-ı kalble teslim-i ruh etmeye hazırım.” (Târihçe-i Hayat)</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim+-+http://tinyurl.com/396h8qx&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/&amp;t=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0AEski%C5%9Fehir%20Mahkemesinde%20gizli%20kalm%C4%B1%C5%9F%2C%20resmen%20zapta%20ge%C3%A7memi%C5%9F%20ve%20m%C3%BCdafaat%C4%B1mda%20dahi%20yaz%C4%B1lmam%C4%B1%C5%9F%20bir%20eski%20hat%C4%B1ray%C4%B1%20ve%20l%C3%A2tif%20bir%20v%C3%A2k%C4%B1a-i%20m%C3%BCdafaay%C4%B1%20aynen%20beyan%20ediyorum.%0D%0AOrada%20benden%20sordular%20ki%3A%0D%0A%0D%0A%E2%80%9CCumhuriyet%20hakk%C4%B1nda%20fikrin%20nedir%3F%E2%80%9D%0D%0A%0D%0ABen%20de%20dedim%3A%0D%0A%0D%0AEski%C5%9Fehir%20mahkeme%20reisinden" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/&amp;title=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/&amp;title=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/&amp;srcTitle=Ben+dindar+bir+Cumhuriyet%C3%A7iyim&amp;snippet=%0D%0AEski%C5%9Fehir%20Mahkemesinde%20gizli%20kalm%C4%B1%C5%9F%2C%20resmen%20zapta%20ge%C3%A7memi%C5%9F%20ve%20m%C3%BCdafaat%C4%B1mda%20dahi%20yaz%C4%B1lmam%C4%B1%C5%9F%20bir%20eski%20hat%C4%B1ray%C4%B1%20ve%20l%C3%A2tif%20bir%20v%C3%A2k%C4%B1a-i%20m%C3%BCdafaay%C4%B1%20aynen%20beyan%20ediyorum.%0D%0AOrada%20benden%20sordular%20ki%3A%0D%0A%0D%0A%E2%80%9CCumhuriyet%20hakk%C4%B1nda%20fikrin%20nedir%3F%E2%80%9D%0D%0A%0D%0ABen%20de%20dedim%3A%0D%0A%0D%0AEski%C5%9Fehir%20mahkeme%20reisinden" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/10/29/ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman referandumu haber vermiş miydi?</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 20:09:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan balcı]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1346</guid>
		<description><![CDATA[Milletlerin kader günleri vardır. Farklı bir ifade ile bu günler için “eyyamullah” tabiri kullanılabilir. Bu günlerde olaylar alışılageldik şekilde sebep sonuç zinciri içerisinde cereyan etmezler! Küçük bir hareket büyük neticeler verebildiği gibi, gelecek bir iki asrı etkileyebilecek olayların yaşanması, kararların alınması mümkündür. Böyle günlerde insanların itimadını kazanmış, aklı başında önderlere olan ihtiyaç, tabiatıyla her zamankinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milletlerin kader günleri vardır. Farklı bir ifade ile bu günler için “eyyamullah” tabiri kullanılabilir. Bu günlerde olaylar alışılageldik şekilde sebep sonuç zinciri içerisinde cereyan etmezler! Küçük bir hareket büyük neticeler verebildiği gibi, gelecek bir iki asrı etkileyebilecek olayların yaşanması, kararların alınması mümkündür. Böyle günlerde insanların itimadını kazanmış, aklı başında önderlere olan ihtiyaç, tabiatıyla her zamankinden daha fazladır.</p>
<p>Yakın tarihe bakıldığında yukarıdaki tarife uyan dönemlerden biri II. Meşrutiyetin ilanı ile yaşanmıştır. Adı geçen dönemde İmam Bediüzzaman hayattadır. İstibdat döneminden bir şekilde nemalanan çevrelerin meşrutiyetin dinsizlik olduğunu iddia etmesi karşısında O’nun yaptığı izahlar toplumu büyük ölçüde rahatlatmıştır.</p>
<p>Sadâret vasıtasıyla Şark aşiretlerine çektiği telgraf şöyledir.<br />
&#8220;Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer&#8217;iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.&#8221; (İki Mekteb-i Musibetin Şehadeti 21)</p>
<p>Hürriyetin insanlara Allah’ın bir hediyesi olduğunu ve meşrutiyetin Ku’ran’ın emri olan meşvereti hayata geçirmek anlamına geldiğini izah eden Üstad Şarkta büyük isyanların yaşanmasına engel olmuştur.</p>
<p>Devlet-i Âliye içerisinde Meşrutiyetin düşmanı sadece doğudaki aşiretler değildi elbette! Toplumum fazilet ve marifet ortalaması altı asırlık saltanat geleneğinden meşrutiyet idaresine geçebilecek düzeyde gelişmemişti. Kısa süre içerisinde bir şahıstaki zayıf istibdat, komitelerin ve çetelerin şiddetli istibdadına dönecekti.</p>
<p>Bediüzzaman, bu dönemde inanmış birkaç İslam fedaisi ile birlikte hakiki meşrutiyet için mücadelesine devam etti. “İslâmiyetin meşrutiyete inanmış hamiyetli fedâileri cevher-i hayat makamında bildikleri nimet-i meşrutiyeti şeriata tatbik edip ehl-i hükûmeti adalet namazında kıbleye irşad ve tam mukaddes şeriatı, meşrutiyet kuvvetiyle ila; ve meşrutiyeti, şeriat kuvvetiyle ibka; ve bütün seyyiat-ı sabıkayı muhalefet-i şeriat üzerine ilka etmek için telkinatta” bulunuyorlardı.</p>
<p>Üstadın Ahrarlar dediği çevre daha çok İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nin etrafında toplanmıştı. İstibdat rejiminden beslenmek isteyen komitelerin tertib ettiği 31 Mart hadisesi üzerine dağıtıldılar.<br />
Meşrutiyet henüz doğmuşken beşiğinde boğulmuş, çetelerin, komitelerin, milletin şan ve şerefini kendine mal eden diktatörlerin resm-i geçitleri başlamıştı.</p>
<p>MEŞRUTİYET 100 YIL SONRA GELECEK</p>
<p>İmam Bediüzzaman, olaylara herkesin baktığı yerden bakmıyordu. Yaşananlar bir asır sonra gerçekleşecek bir hakikate işaret eden bir rüyadan ibaretti.  Ancak Üstad, adı ne olursa olsun “kânun hakimiyeti ve meşveret usülünü” esas alan yönetim tarzlarını destekleyecek, toplumun Kur’an’ın faziletleri ile süslenmesi gerektiği üzerinde ısrarla duracaktı.</p>
<p>Aşiretler arasında gezdiği (1910) yılı içerisinde asıl Meşrutiyetin 100 yıl sonra (2010) geleceğini haber verdi:</p>
<p>“Suâl: Tarif ettiğin meşrûtiyetin ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?&#8221;<br />
Cevap: Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zîrâ sizin şu vahşetengiz, cehâletperver husumetefzâ olan sarp dağ ve derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehâlet ejderhasından, husûmet kurtlarından bîçare meşrûtiyet korkar, kolaylıkla gelmeye cesâret edemez. Eğer siz tenbel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tenbellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz.” (Münazarat 19-27)</p>
<p>Vahşet, cehalet ve düşmanlığın hakim olduğu bir toplumda meşrutiyet ve kanun hakimiyeti sağlanamazdı. Mârifet ve fazîletten demiryolu yapılmalı, medeniyetin kemâlat  şimendiferine binen  meşrûtiyet, terakkiyât tohumlarını saçarak  memleketin en uzak köşelerine ulaşmalıydı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.risalehaber.com/images/other/kurt_reisler.jpg" alt="" width="500" height="364" /></p>
<p>(Üstadın  ve Seyyid Abdülkadir&#8217;in çektiği telgraflar üzerine Meşrutiyet hükümetine itaat eden Kürd reisler.)</p>
<p>Bediüzzaman’ın meşrutiyetin gerçekleşme tarihi olarak verdiği 100 yıllık sürenin, referandum tartışmalarının yaşandığı bu günlerde dolması bereketli bir tevafuk olarak dikkat çekicidir.<br />
Öte yandan bu ifadeleri sadece şark vilayetleri için okumak ve anlamak büyük bir yanılgıdır. Belki biraz latife ile o zaman Üstadın işaret ettiği “vahşet ayıları, cehâlet ejderhaları, husûmet kurtları” şehre inmiştir denilebilir. Ya da Kafes ayıları, Balyoz ejderhaları, Ergenekon kurtları bugün meşrutiyetin önünü kesmek istiyorlar denilebilir.<br />
Bu günlerde eyyamullah tabir edilen kader günleri yeniden başlamıştır. Ya Üstadın yüz yıllık rüyası gerçekleşecek, İttihad-ı İslamın yolu açılacak, ya da bu da “fecr-i kazipmiş” deyip umutlar başka bir bahara saklanacak</p>
<p>AHRAR FIRKASI VE İMAM BEDİÜZZAMAN</p>
<p>Üstad ile Ahrar Fırkası arasında var olduğu ileri sürülen ilişki günümüzde bazı yanlış yorumlara kapı açmaktadır. (Bu konu etraflı bir şekilde ele alınmaya muhtaçtır.)<br />
Bu fırkayı İttihatçılardan ayıran en önemli özellik “adem-i merkeziyet” projesidir. Anlaşmazlıkların temelinde yatan düşünce budur. İttihatçılar bu teşebbüsün imparatorluğu dağıtacağını ileri sürmesi, Prens Sebahattin ve ekibini ayrı bir parti kurmaya yöneltmiştir. Üstad bu konuda İttihatçılara daha yakındır.</p>
<p>Üstadı kavramaya çalışırken O’na herhangi bir siyasi partinin gömleğini giydirmek o bâlâ kıymeti anlamamak demektir. Üstad, fikir ve dava sahibi bir imamdır. Ahrarcı ya da İttihatçı olmaz! Dikkatli okunursa O’nun kastettiği Ahrarların İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti etrafındaki alimler olduğu rahat bir şekilde görülür.</p>
<p>Üstad bir asra yaklaşan mücadelesinde “fikir istikametini” her zaman korumuştur. İstibdadı kimde görmüşse tokatlamış, hürriyeti nerede bulmuşsa alkışlamıştır. Ahrarların “teşebbüsü-i şahsî” tezlerine paralel çizgide fikirler üretmiş, İttihatçıların Mason olmayan, hamiyetli kesimi ile dostluğunu korumuştur.</p>
<p>Bu çizgi Cumhuriyet döneminde aynı istikamette gelişmiştir. Tek parti (Halkçı) zihniyetinin iktidarını İslamiyet’e mutlak zarar olarak görmüş, buna karşılık halkın ekseriyetini temsil eden demokrat zihniyete destek vermiştir. Bunu yaparken iktidar olamayacakları açık olan milliyetçi ve İslamcı siyasetçilerin, halkçılar karşısında demokratları zayıflatmamalarına dikkat çekmiştir.</p>
<p>Bu düsturu çok iyi kavrayan Nur talebeleri siyasi tercihler konusunda çoğunlukla zorlanmamıştır. Ancak siyasete farklı niyetlerle giren bazı isimlerin, zamanla cellatlarına aşık oldukları görülmüştür. Zira halkın ekseriyetini temsil eden demokrat zihniyet, farklı bir isim ile ortaya çıktığında eski ağaların çadırlarını terk etmemişlerdir.<br />
Bu hareketlerini izah ederken Üstad’ın Ahrar Fırkası ile var olduğunu düşündükleri  –tamamen yanlış yorumdan kaynaklanan- ilişkiyi referans göstermekte, azınlık da olsa muhalif de olsa “biz demokratız, nitekim Üstad da bu durumdaki Ahrar Fırkasına girdi” demektedirler.</p>
<p>Üstad’ın Ahrar Fırkası ile bahsedilen tarzda bir ilişkisi olmadığı gibi, Türkiye’de demokratlar azınlık olmazlar. Ancak adı demokrat, tadı Ergenekon şubesi olan kulüpler her zaman bulunabilir. Burada bulunmak adına Üstad’ın 100 yıllık meşrutiyet müjdesine karşı çıkmak büyük bir talihsizliktir.</p>
<p>Suâl: &#8220;Şimdi fenalığı da görüyoruz, iyiliği de görüyoruz. Meşrûtiyetin âsârı hangisi, ötekisinin âsârı hangisidir?&#8221;<br />
Cevap: Ne kadar iyilik var, meşrûtiyetin ziyâsındandır; ne kadar fenalık var, ya eski istibdâdın zulmetinden, yahut meşrûtiyet nâmıyla yeni bir istibdâdın zulmündendir.</p>
<p>Ramazan Balcı-Risalehaber.com<br />
31.08.2010</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F+-+http://tinyurl.com/324xa5u&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/&amp;t=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A Milletlerin%20kader%20g%C3%BCnleri%20vard%C4%B1r.%20Farkl%C4%B1%20bir%20ifade%20ile%20bu%20g%C3%BCnler%20i%C3%A7in%20%E2%80%9Ceyyamullah%E2%80%9D%20tabiri%20kullan%C4%B1labilir.%20Bu%20g%C3%BCnlerde%20olaylar%20al%C4%B1%C5%9F%C4%B1lageldik%20%C5%9Fekilde%20sebep%20sonu%C3%A7%20zinciri%20i%C3%A7erisinde%20cereyan%20etmezler%21%20K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20hareket%20b%C3%BCy%C3%BCk%20neticeler%20verebildi%C4%9Fi%20gibi%2C%20gelecek%20bir%20iki%20asr%C4%B1%20etkile" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/&amp;title=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/&amp;title=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/&amp;srcTitle=Bedi%C3%BCzzaman+referandumu+haber+vermi%C5%9F+miydi%3F&amp;snippet=Milletlerin%20kader%20g%C3%BCnleri%20vard%C4%B1r.%20Farkl%C4%B1%20bir%20ifade%20ile%20bu%20g%C3%BCnler%20i%C3%A7in%20%E2%80%9Ceyyamullah%E2%80%9D%20tabiri%20kullan%C4%B1labilir.%20Bu%20g%C3%BCnlerde%20olaylar%20al%C4%B1%C5%9F%C4%B1lageldik%20%C5%9Fekilde%20sebep%20sonu%C3%A7%20zinciri%20i%C3%A7erisinde%20cereyan%20etmezler%21%20K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20hareket%20b%C3%BCy%C3%BCk%20neticeler%20verebildi%C4%9Fi%20gibi%2C%20gelecek%20bir%20iki%20asr%C4%B1%20etkile" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/08/31/bediuzzaman-referandumu-haber-vermis-miydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barla&#8217;da yalnız bir adam&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 23:42:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[barla]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[hekimoğlu ismail]]></category>
		<category><![CDATA[katran ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1303</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa, gübreyle karışmış çamur içinde, çiçekler açıp meyveler verirken, Müslümanlar kristal vazo içinde kuruyordu&#8230;1918 senesine böyle geldik. 1923&#8242;te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise asırlık ağaca yapılan Avrupa aşısı gibiydi. Avrupa aşısı tuttukça, İslam&#8217;ı tutanların eli yanmaya başladı. 1926&#8242;da kahvehanelerin, meyhanelerin kapısı açıldıkça, medreselerin, tekkelerin kapısı kapanıyordu. Dinden uzak olanlar serbest, dindarlar yakalanıyordu. Mevsim kıştı&#8230; Kar, Müslümanların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4059/4448488505_a7a7295e2a.jpg" alt="" width="353" height="500" /></p>
<p>Avrupa, gübreyle karışmış çamur içinde, çiçekler açıp meyveler verirken, Müslümanlar kristal vazo içinde kuruyordu&#8230;1918 senesine böyle geldik. 1923&#8242;te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise asırlık ağaca yapılan Avrupa aşısı gibiydi.<br />
Avrupa aşısı tuttukça, İslam&#8217;ı tutanların eli yanmaya başladı. 1926&#8242;da kahvehanelerin, meyhanelerin kapısı açıldıkça, medreselerin, tekkelerin kapısı kapanıyordu. Dinden uzak olanlar serbest, dindarlar yakalanıyordu.</p>
<p>Mevsim kıştı&#8230; Kar, Müslümanların bahtına yağıyordu!</p>
<p>Said Nursi o geceyi karakolda geçirdi. Yolunun üstündeki karakolları, mahkemeleri, hapishaneleri ve sehpaları çoktan gördüğü için tevkifini yadırgamadı. Böylece 25 sene sürecek mahkûmiyetler ve sürgünler hayatı başlamıştı.</p>
<p>Onu Barla&#8217;ya sürmüşlerdi. Unutulsun, gözlerden, gönüllerden uzak kalsın diye&#8230; Barla, inişli yokuşlu bir yer. Taştan, kerpiçten evler, bakımsız yoksul bir beldeydi Barla&#8230; Said Nursi&#8217;yi ne anlayacak ne de dinleyecek bir kimse vardı&#8230;</p>
<p>Bütün kapılar yüzüne kapanırken, yüksekçe evinden iki kapı açılıyordu: Biri çınara, diğeri camiye&#8230; Bir üçüncü kapı daha açılıyor, Risale-i Nur&#8217;ların telifi başlıyordu.</p>
<p>Yalnızlığın edebiyatını yapanlar, Bediüzzaman&#8217;ın yalnızlığını anlayamaz. Barla&#8217;da yalnız bir ev ve o ev içinde yapayalnız bir insan&#8230;</p>
<p>Yalnızlığını daha da katmerleştirircesine yaz aylarında Çam Dağı&#8217;na çıkar, oradan katran ağacının tepesine tırmanır, göklere yol ararcasına yükseğin daha yükseğine varmak ister ve burada günlerce haftalarca kalırdı. Çam Dağı&#8217;nda bir insan tek başına gündüz bile kalamaz. Kimsesizliğin verdiği korkuyla kendini köye atar. O, bir ay o dağda kalabiliyordu. Sürgünden yılmamış, sürgün içinde kendini sürgün etmiş&#8230;</p>
<p>Barla&#8217;ya gittiğimde gündüz dersler, ziyaretler ve sohbetlerle geçti. Gece olunca herkes gibi ben de yattım. Hayal dünyamda baktım, o, Bediüzzaman oturuyordu. Ben de oturdum bekledim. Baktım, onun beklediği bir şey yoktu. Tesbihattan, cevşenden Esma-ül Hüsna&#8217;ya yol buluyordu. İslam&#8217;ı yaşamak için her çileye göğüs geriyor, sünnet-i seniyye saraylarında dolaşıyordu. Yaratıkların mahiyetine iniyor, ayetlerin rehberliğinde Allah adına o beldelerde dolaşıyordu. Gönlü yaratan Allah, onun gönlüne öyle bir alem yerleştirmişti ki dünya denen alemle irtibatı yoktu.</p>
<p>Hiçbir şeyi yoktu. Bütün eşyasını alıp dağ yolunu tutardı.</p>
<p>&#8220;Hey dağlar, sırt sırta yaslanan dağlar,</p>
<p>Gün kararınca paslanan dağlar,</p>
<p>Hürriyet ufkunda rastlanan dağlar,</p>
<p>Kendini bu dağlara verdi Köroğlu!&#8221;</p>
<p>Köroğlu, Bolu Beyi&#8217;ne meydan okumuştu; bu adam dünyaya meydan okuyordu. Dini için hayatını ortaya koyan insan, neden korkar ki?</p>
<p>Kainat çapında bir davanın elbette gerçek sahibi Allah&#8217;tır. Her şeye kâdir olan Allah, Said isimli kuluna mıknatısiyet veriyor; o, yalnızlık çeşmesinden zemzem içerken, uzakta yakında pek çok insan mıknatıslanıp dinine şuurlu şekilde yapışıyordu.</p>
<p>Hiç ümit edilmeyen insanlar bu büyük davaya omuz veriyor, İslamiyet Muhacir Hafız&#8217;ın, Marangoz Mustafa&#8217;nın, Şamlı Tevfik&#8217;in, Muallim Galib&#8217;in şahsında dünyanın dört bucağına yayılıyordu.</p>
<p>Barla, Said Nursi&#8217;nin kaybolması gereken yer iken, Barla&#8217;dan fışkıran tahkiki iman dersleri Türkiye&#8217;yi baştan başa kuşatıyordu&#8230;</p>
<p>Her bakımdan Avrupalı olmayı, İslam&#8217;ın neyi varsa atmayı &#8220;laiklik&#8221; sananların planı, bu yalnız adamın dünyasında suya düşüyordu. Bir çekirdekten koca ağacı yaratan Allah, sebepler aleminde Said Nursi&#8217;yi çekirdek yapmış, ondan bir Tuba ağacı yeşertecekti.</p>
<p>Hekimoğlu İsmail &#8211; Zaman<br />
20.03.2010</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...+++-+http://tinyurl.com/yblqjdg&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/&amp;t=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0AAvrupa%2C%20g%C3%BCbreyle%20kar%C4%B1%C5%9Fm%C4%B1%C5%9F%20%C3%A7amur%20i%C3%A7inde%2C%20%C3%A7i%C3%A7ekler%20a%C3%A7%C4%B1p%20meyveler%20verirken%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlar%20kristal%20vazo%20i%C3%A7inde%20kuruyordu...1918%20senesine%20b%C3%B6yle%20geldik.%201923%27te%20kurulan%20T%C3%BCrkiye%20Cumhuriyeti%20ise%20as%C4%B1rl%C4%B1k%20a%C4%9Faca%20yap%C4%B1lan%20Avrupa%20a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1%20gibiydi.%0D%0AAvrupa%20a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1%20tuttuk%C3%A7a%2C%20%C4%B0slam%27%C4%B1%20tutanl" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/&amp;title=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/&amp;title=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/&amp;srcTitle=Barla%27da+yaln%C4%B1z+bir+adam...++&amp;snippet=%0D%0A%0D%0AAvrupa%2C%20g%C3%BCbreyle%20kar%C4%B1%C5%9Fm%C4%B1%C5%9F%20%C3%A7amur%20i%C3%A7inde%2C%20%C3%A7i%C3%A7ekler%20a%C3%A7%C4%B1p%20meyveler%20verirken%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlar%20kristal%20vazo%20i%C3%A7inde%20kuruyordu...1918%20senesine%20b%C3%B6yle%20geldik.%201923%27te%20kurulan%20T%C3%BCrkiye%20Cumhuriyeti%20ise%20as%C4%B1rl%C4%B1k%20a%C4%9Faca%20yap%C4%B1lan%20Avrupa%20a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1%20gibiydi.%0D%0AAvrupa%20a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1%20tuttuk%C3%A7a%2C%20%C4%B0slam%27%C4%B1%20tutanl" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/03/21/barlada-yalniz-bir-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esref Edip Fergan &#8211; Tahliller</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 14:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[eşref edip ferganlı]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçe-i hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1277</guid>
		<description><![CDATA[Eşref Edip Fergan (1882-1971) II. Meşrutiyetin ilanından sonra Sırat-ı Müstakim adlı haftalık dergiyle yayıncılığa başlamıştır. Sebilürreşad’ın da sahibidir. Uzun yıllar İslam’a ve Müslümanlara karşı yapılan saldırı ve tenkitlere yazılarıyla cevap vermeye çalışmıştır. Fikri istikametini bozmadan devam ettirdiği yayıncılık hayatında sıkıntılarla karşılaşmış, sansür ve kapatmalara maruz kalmıştır. Bediüzzaman ve talebelerine karşı yapılan haksızlıkları eleştirerek onlara destek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nurtalebesi.com/resim/e%C5%9Fref%20edip.bmp"><img class="alignleft" src="http://www.nurtalebesi.com/resim/e%C5%9Fref%20edip.bmp" alt="" width="200" height="281" /></a>Eşref Edip Fergan (1882-1971) II. Meşrutiyetin ilanından sonra Sırat-ı Müstakim adlı haftalık dergiyle yayıncılığa başlamıştır. Sebilürreşad’ın da sahibidir. Uzun yıllar İslam’a ve Müslümanlara karşı yapılan saldırı ve tenkitlere yazılarıyla cevap vermeye çalışmıştır. Fikri istikametini bozmadan devam ettirdiği yayıncılık hayatında sıkıntılarla karşılaşmış, sansür ve kapatmalara maruz kalmıştır. Bediüzzaman ve talebelerine karşı yapılan haksızlıkları eleştirerek onlara destek olmuş, yayınlarında kendilerine yer vermek suretiyle bir çok kişi tarafından tanınmalarına vesile olmuştur. 1908 yılından itibaren Bediüzzaman Said Nursi ile tanışmış, birbirlerinden ayrı kaldıkları zamanlarda bile irtibatı koparmayarak selamlaşmışlardır. Bediüzzaman bir mektubunda kendisi için, “kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım” ifadelerine yer vermiştir.1952 yılında Bediüzzaman Said Nursi ile görüşen Eşref Edip, bu görüşmeden sonra duygu ve düşüncelerini kaleme aldı. 1908 yılından beri tanıştığı, ancak, uzun zamandır görüşemediği Bediüzzaman Hazretleriyle hasret gideren Eşref Edip duygu dolu ifadelerine şu şekilde yer verdi;</p>
<p>Uzun bir ayrılıktan sonra, belki yirmi yedi, yirmi sekiz sene oldu Üstadı görmeyeli. Onu görmek, mübarek simasını doya doya seyretmek için her zaman gidip ziyaret etmek istediğim halde meşguliyetten bir türlü vakit bulamadım. Fakat o kalblerde yaşadığı için, manevî varlığı ile daima beraberdik. Bu, gönüllerdeki iştiyakı bir dereceye kadar tatmin etmez miydi? Kendisini görüp kucaklaştığımız zaman, onun nuranî simasının verdiği zevk, maddî hasretin de ne kadar büyük olduğunu gösterdi.</p>
<p>Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkif&#8217;ler, Naim*ler, Ferid*ler, İzmirli&#8217;lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî meselelerden konuşur, onun, konuşmasındaki celâdet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı. Harikulâde fıtrî bir zekâ, ilâhî bir mevhibe. En mu&#8217;dil meselelerde, zekâsının kudret ve azameti kendisini gösterir. Daima işleyen ve düşünen bir kafa. Nakillerle pek meşgul değil. Onun rehberi yalnız Kur&#8217;an. Bütün feyiz ve zekâ kaynağı bu. Bütün o lem&#8217;alar, doğrudan doğruya bu kaynaktan nebean ediyor. Bir müçtehid, bir imam kadar rey sahibi. Kalbi bir sahabî kadar imanla dolu. Ruhunda Ömer*in şehameti var. Yirminci asırda devr-i saadeti nefsinde yaşatan bir mü&#8217;min, bütün hedefi iman ve Kur&#8217;an.</p>
<p>İslâmın gayetü&#8217;l-gayesi olan tevhid ve Allah&#8217;a iman esası, onun ve Risale-i Nur&#8217;un en büyük umdesidir. devr-i saadette, Müslümanlığın ilk kuruluş zamanlarında olsaydı, Hazret-i Peygamber, Kâbe&#8217;deki putların parçalanması vazifesini ona verirdi. Şirk&#8217;e ve putperestliğe o derece düşmandır.</p>
<p>Mücahede ile, gönüllerde iman ve Kur&#8217;an hakikatlerini yerleştirmek için geçen uzun, bir asra yakın bir ömür. Fazilet ve şehametle geçen bir ömür. Harb meydanlarında, mücahidlerin önünde, kılınç elinde, dimdik ayakta düşmana saldıran bir kahraman. Esarette, düşman kumandanına karşı koyan bir kahraman. İdam sehpasında, düşman kumandanını düşündüren, insafa getiren bir kahraman&#8230;</p>
<p>Millet ve memleket için canını vermekten zerre kadar çekinmeyen bir fedaî. Fitnenin, bozgunculuğun en müthiş düşmanı. Milletin menfaati için, her türlü zulme, işkenceye tahammül ediyor. Ona zulmedenlere beddua bile etmez. Onu zindanlara atanlara, ancak salâh ve iman temenni eder. Gaye uğrunda ölüm, onun için basit bir şeydir.</p>
<p>Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle tegaddi eder. Elbisesi pek basit ve fakiranedir. Beyaz Amerikan bezinden pamuklu bir hırka. Çamaşırını kirlenmeden değiştirir ve temizletir. Temizliğe fevkalâde itina eder. Kâğıt parayı tutmaz ve üstünde taşımaz. mâmelek namına dünyada hiçbir şeyi yok. Kendi için yaşamaz, cemiyet için yaşar.</p>
<p style="text-align: left;">
<p><a href="http://farm2.static.flickr.com/1303/700319724_ad05ed184f.jpg?v=0"><img class="alignleft" src="http://farm2.static.flickr.com/1303/700319724_ad05ed184f.jpg?v=0" alt="" width="150" height="181" /></a></p>
<p>Yapısı ufak tefektir, fakat heybetlidir, haşmetlidir. Gözleri birer şems-i tâban gibi nur saçarBakışları şahanedir. Maddeten, belki dünyanın en fakir adamıdır; fakat maneviyat âleminin sultanıdır.Seksen küsûr senenin âlâmı yüzünde bir buruşuk yapamamış, yalnız saçlarını ağartmıştır. Rengi, pembe beyazdır. Sakalı yoktur. Bir delikanlı kadar zindedir. Halim ve selimdir. Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur.</p>
<p>En sevmediği şey siyasettir. 35 senedir bir gazeteyi eline almış değildir. Dünya şuunu ile alâkasını kesmiştir. Akşam namazından sonra ferdası öğleye kadar kimseyi kabul etmez, ibadetle meşgul olur. Pek az uyur. Talebelerini de siyasetten şiddetle men&#8217;eder. Memleketin her tarafında 600 bini mütecaviz, belki bir milyonu bulan talebeleri memleketin en faziletli evlâtlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirdleri pek çoktur, yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın. Memleketin her tarafında bulunan bu yüz binlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde asayişi muhilvak&#8217;ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizam ve intizamın tabiî birer muhafızıdır; asayişin manevî bekçisidir. hiçbir hareketi, hiçbir</p>
<p>İstanbul seyahatinden muzdarip olup olmadığını sordum:</p>
<p>- Bana ızdırab veren, dedi, yalnız İslâmın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti.</p>
<p>Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırabım, yegâne ızdırabım budur. Yoksa şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate maruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!</p>
<p>- Yüzbinlerce imanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve teselli vermiyor mu?</p>
<p>- Evet, büsbütün ümitsiz değilim. Amma bu husustaki ızdırabımı da giderecek umumî bir iman inkişafı göremiyorum.</p>
<p>Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor. Manevî temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taûn felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4016/4373046760_e240f690fe.jpg" alt="" width="497" height="272" /></p>
<p>Risale-i Nur&#8217;u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazırterennüm ediyorum. Yalnız Kur&#8217;an&#8217;ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum.. ki İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur. fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler telif eyledim. Fakat ben, öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanını</p>
<p>Bana, &#8220;Sen şuna buna niçin sataştın?&#8221; diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!</p>
<p>Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men&#8217;edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men&#8217;etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.</p>
<p>Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men&#8217;eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür.. hiç ehemmiyeti yoktur. -Nitekim öyle oldu- Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi Said bugün asılmış ve masumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.</p>
<p>İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin -adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade- imanını kurtarmağa vesile oldu. Ölmekle, yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah&#8217;a bin kere hamdolsun.</p>
<p>Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yalnız yirmi milyon Türk cemiyetinin değil, yüzlerce milyon bütün İslâm cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur&#8217;an&#8217;ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.</p>
<p>Hazret coşmuştu. Bir yanardağ gibi lâvlar saçıyordu. Bir fırtına gibi gönül denizini dalgalandırıyordu. Bir şelâle gibi haşmetli zemzemelerle ruhun en derin noktalarına çarpıyordu. Çok heyecanlanmıştı. Millet kürsüsünde coşmuş bir hatib gibi devam ediyor, sözünün kesilmesini istemiyordu. Yorulduğunu hissettim. Bu heyecanlı bahsi değiştireyim, dedim.</p>
<p>- Mahkemede sıkıldınız mı? diye sordum.</p>
<p>Dinî tedrisata, kadınlarımızın, muhterem hemşîrelerimizin terbiye-i İslâmiye dairesinde iffet ve şereflerini muhafaza etmelerine taraftar olmanın bir suç olduğuna dair kanunlarda bir madde var mı? &#8220;Kalbe gelen hakikat&#8221; gibi tabirleri de şahsî nüfuz temini maksadına delil göstermelerinin manasını da bu ilimle, hukukla meşgul doçentlerden sorarım.</p>
<p>Üstadla görüşmemiz çok uzamıştı. Müsaade alıp ayrıldığım zaman vakit hayli geçmişti.</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller+-+http://tinyurl.com/yb3vccf&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/&amp;t=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A E%C5%9Fref%20Edip%20Fergan%20%281882-1971%29%20II.%20Me%C5%9Frutiyetin%20ilan%C4%B1ndan%20sonra%20S%C4%B1rat-%C4%B1%20M%C3%BCstakim%20adl%C4%B1%20haftal%C4%B1k%20dergiyle%20yay%C4%B1nc%C4%B1l%C4%B1%C4%9Fa%20ba%C5%9Flam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.%20Sebil%C3%BCrre%C5%9Fad%E2%80%99%C4%B1n%20da%20sahibidir.%20Uzun%20y%C4%B1llar%20%C4%B0slam%E2%80%99a%20ve%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlara%20kar%C5%9F%C4%B1%20yap%C4%B1lan%20sald%C4%B1r%C4%B1%20ve%20tenkitlere%20yaz%C4%B1lar%C4%B1yla%20cevap%20vermeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fm%C4" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/&amp;title=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/&amp;title=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/&amp;srcTitle=Esref+Edip+Fergan+-+Tahliller&amp;snippet=E%C5%9Fref%20Edip%20Fergan%20%281882-1971%29%20II.%20Me%C5%9Frutiyetin%20ilan%C4%B1ndan%20sonra%20S%C4%B1rat-%C4%B1%20M%C3%BCstakim%20adl%C4%B1%20haftal%C4%B1k%20dergiyle%20yay%C4%B1nc%C4%B1l%C4%B1%C4%9Fa%20ba%C5%9Flam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.%20Sebil%C3%BCrre%C5%9Fad%E2%80%99%C4%B1n%20da%20sahibidir.%20Uzun%20y%C4%B1llar%20%C4%B0slam%E2%80%99a%20ve%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlara%20kar%C5%9F%C4%B1%20yap%C4%B1lan%20sald%C4%B1r%C4%B1%20ve%20tenkitlere%20yaz%C4%B1lar%C4%B1yla%20cevap%20vermeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fm%C4" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/02/20/esref-edip-fergan-tahliller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman&#8217;ın Tolstoya cevabı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kelimeler Konuşunca]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Lev tolstoy]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[Bunu Tweet'le! Bunu paylaş:Facebook Bunu paylaş:FriendFeed Bunu e-postala:Gmail Bunu ekle:Google Bookmarks Google Buzz'da paylaş: Bunu ekle:Google Reader Bu makale için yorumlara üye ol.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-1234" href="http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/tolstoy/"><img class="size-full wp-image-1234  aligncenter" title="bsn&amp;tolstoy" src="http://fatihiraz.net/wp-content/tolstoy.jpg" alt="bsn&amp;tolstoy" width="431" height="500" /></a></p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1+-+http://tinyurl.com/ykoz4c5&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/&amp;t=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1&amp;link=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A " rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/&amp;title=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/&amp;title=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/&amp;srcTitle=Bedi%C3%BCzzaman%27%C4%B1n+Tolstoya+cevab%C4%B1&amp;snippet=" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/11/07/bediuzzamanin-tolstoya-cevabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ebedi saadet&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 09:39:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1195</guid>
		<description><![CDATA[İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misilli, dünya ile alâkadardır. Ve akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddî ve fıtrî münasebettardır. Ve dünyada muvakkat bekasını arzuladığı gibi, bir dâr-ı ebedîde bekasını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3122/2664646495_269292236b.jpg?v=0" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misilli, dünya ile alâkadardır. Ve akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddî ve fıtrî münasebettardır. Ve dünyada muvakkat bekasını arzuladığı gibi, bir dâr-ı ebedîde bekasını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtraten mecburdur, çabalıyor. Ve öyle arzuları ve matlapları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor.”</p>
<p>11. Şua’dan</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Ebedi+saadet...+-+http://tinyurl.com/lpxagy&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/&amp;t=Ebedi+saadet..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ebedi+saadet...&amp;link=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Ebedi+saadet...&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0A%C4%B0nsan%2C%20sair%20hayvanata%20muhalif%20olarak%2C%20hanesiyle%20al%C3%A2kadar%20oldu%C4%9Fu%20misilli%2C%20d%C3%BCnya%20ile%20al%C3%A2kadard%C4%B1r.%20Ve%20akaribiyle%20m%C3%BCnasebettar%20oldu%C4%9Fu%20gibi%2C%20nev-i%20be%C5%9Fer%20ile%20de%20cidd%C3%AE%20ve%20f%C4%B1tr%C3%AE%20m%C3%BCnasebettard%C4%B1r.%20Ve%20d%C3%BCnyada%20muvakkat%20bekas%C4%B1n%C4%B1%20arzulad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20gibi%2C%20bir%20d%C3%A2r-%C4%B1%20ebed%C3%AEde%20bekas%C4%B1n%C4%B1%2C%20a%C5%9Fk%20derec" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/&amp;title=Ebedi+saadet..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/&amp;title=Ebedi+saadet...&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/&amp;srcTitle=Ebedi+saadet...&amp;snippet=%0D%0A%0D%0A%C4%B0nsan%2C%20sair%20hayvanata%20muhalif%20olarak%2C%20hanesiyle%20al%C3%A2kadar%20oldu%C4%9Fu%20misilli%2C%20d%C3%BCnya%20ile%20al%C3%A2kadard%C4%B1r.%20Ve%20akaribiyle%20m%C3%BCnasebettar%20oldu%C4%9Fu%20gibi%2C%20nev-i%20be%C5%9Fer%20ile%20de%20cidd%C3%AE%20ve%20f%C4%B1tr%C3%AE%20m%C3%BCnasebettard%C4%B1r.%20Ve%20d%C3%BCnyada%20muvakkat%20bekas%C4%B1n%C4%B1%20arzulad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20gibi%2C%20bir%20d%C3%A2r-%C4%B1%20ebed%C3%AEde%20bekas%C4%B1n%C4%B1%2C%20a%C5%9Fk%20derec" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/07/17/1195/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Yetişmesinde Risale-i Nur Yaklaşımı: Türk Deneyimi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 May 2008 18:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/</guid>
		<description><![CDATA[  Harun Pirim Mississippi State University Industrial and Systems Engineering Doktora Öğrencisi “Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!” Tekasür-8 1. Giriş Gençlik, mevsimlerden yaza, gün içindeki vakitlerden öğle vaktine benzemektedir. Gençlik, insanların ekserisinin uğradığı bir mevsim ya da vakittir. İnsanın fiziksel ve zihinsel veriminin en yüksek olduğu bu dönemde insanın kimliği ve hayata bakış açısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img width="466" src="http://farm4.static.flickr.com/3222/2525330272_7bf1c82117.jpg?v=0" height="235" style="width: 466px; height: 235px" /> </p>
<p align="center">Harun Pirim<br />
Mississippi State University<br />
Industrial and Systems Engineering<br />
Doktora Öğrencisi</p>
<p align="center"><em>“Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!” Tekasür-8</em></p>
<p><strong>1. Giriş</strong></p>
<p>Gençlik, mevsimlerden yaza, gün içindeki vakitlerden öğle vaktine benzemektedir. Gençlik, insanların ekserisinin uğradığı bir mevsim ya da vakittir. İnsanın fiziksel ve zihinsel veriminin en yüksek olduğu bu dönemde insanın kimliği ve hayata bakış açısı şekillenmekte ve olgunlaşmaktadır. İnsanın bir bütün olarak hayatı incelendiğinde yaşadığı sıkıntıların kaynağının ekseriyetle gençliğinde yaptığı hatalardan ileri geldiği görülmektedir.</p>
<p>İstikbal geçmişte ekilen tohumların tarlası ve geçmişte yaşanan hallerin aynasıdır. Bu anlamda gençliğin problemleri geçmişte yaşadığı olaylar ve içinde bulunduğu ilişkiler ile bire bir ilintilidir. İçinde yaşıyor olduğumuz zamanlar; dünya savaşları, toplu katliamlar, faşizm ve komunizm gibi gelir geçer vukuat ve felsefelerin iz bıraktığı, pişmanlık uyandırdığı, bu anlamda yeni nesillerin eskilere hayret ettiği zamanlardır. Hal böyle olmakla birlikte, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi zıtların çarpıştığı bir dünyada batıl felsefeler ve bu felsefelerden beslenen aktivistlerin çirkin icraatları farklı şekillerde, kılıflarda devam edecektir. Gençliğin de bu felsefelerden birine meyletmesi, fıtraten mükerrem yaratılan insanın hakkı arar iken batıla temas edip o batıla yapışması gibi mümkündür. Nitekim günümüz gençlerine doğrudan ya da dolaylı olarak teklif edilen kapitalizm, nihilizm, pozitivizm gibi izmler medya, basın-yayın ve çeşitli kurumlar yoluyla dikte edilmektedir. Kısacasi genç olarak bir insan kendi hayat paradigmasını geliştirmekte yalnız kalamamaktadır. Tam bu noktada da şahsiyeti ötekileşmekte ve başkalarının tercihini seçmiş olmanın zaafiyetiyle fikri olgunluğa ulaşamamaktadır. Ötekileşme ve fikri hamlık, akıldan ziyade hislerin hakim olmaya müsait olduğu gençlik zemininde zararlı otların büyümesine sebep olmaktadır. Toplum hayatının üçte birini ve en kuvvetli medarı olan gençlerin, farkında olmaksızın giriftar oldukları ideolojik zehirlenmeler, toplumsal felaketin habercileri konumuna gelebilmektedir. Vahiyle ilişkisi koparılmış bilgi ve felsefeler gençleri zehirli bal üreten mekanizmalara yönlendirirken, Risale-i Nur gibi vahiyden beslenmiş rehberler insanın tam tarifini akla, fikre, vicdana tasdik ettirdiği için gençlere de hakiki gençliklerinin mahiyetini bildirmiş ve dos-doğru gençliği yaşamanın pratik önermelerini ifade etmişlerdir. Diğer bir ifade ile gençlerin özel ve özgün sıkıntılarına Kur’ani çözümler sunmuşlardır.</p>
<p>Bu bildiride, gençlerin günümüz dünyasında yollarını şaşırıp tökezlemesine karşılık, istimaketli okşamalarda bulunan Risale-i Nur külliyatı eczanesinden bir kutu ilaç sunulacaktır. Gençlerin giriftar olduğu problemlerin bazılarına kısa işaretlerle deyinilip bu problemlerin çözümleri irdelenecektir. Bildirinin ikinci kısmında insanın gençlik dönemi, yaratılış okuması yoluyla irdelenecektir. Üçüncü kısımda ise gençlerin ve yetişkinlerin gençlik algıları tartışılacaktır. Dördüncü kısım, içinde yaşadığımız zaman diliminde gençlerin hayatı anlamlandırmalarının ontolojik inşa süreci olarak risale okumalarını ele alacaktır. Beşinci kısım ihtiyarlar risalesinin gençlere söylediklerini irdeleyecektir. Altıncı kısım ise sonuç yerine Risale-i Nur Külliyatından zamanın gençliğine yol göstermek bakımından göz kırpan vecizelerin, bildirinin genel akışı paralelinde şerhi niteliğinde olacaktır.</p>
<p><strong>2. Bir Yaratılış Okuması Olarak Gençlik</strong></p>
<p>İnsanı tarif eden en kapsamlı sıfatlardan birisi ‘yolcu’dur. İnsanın bir yerden gelmiş olduğu ve bir yerlere gidiyor olduğu aşikârdır. Bu yüzdendir ki birçok düşünürün de bizatihi izini sürdüğü en büyük ve en gerçekçi sorular “Necisin? Nerden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularıdır. Bir düşünürün de ifade ettiği gibi gerçek soru, sorulması zorunlu olup, cevabı bulunmak zorunda olan sorudur. Gençlik, gerçek soruların peşinde koşup, izini sürüp yaratılış esprisini yakalamak için verilmiş en kıymetli nimetlerin başında gelir. İşaratü’l İ’caz tefsirinde ifade edilen “Evet, beni adem, büyük bir kervan ve azim bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kainatın nazar-ı dikkatini celb etti. &#8220;Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?&#8221; diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükumeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı” , Voltaire’nin de “Kimsin? Nereden geliyorsun? Ne olacaksın? Bu, kâinatın bütün varlıklarına sormamız gereken bir sorudur” cümlelerine muhatap olunacak en müsait zemin, şuura açılan kapı olan gençliktir. İnsanın yolculuğu “âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedü&#8217;l-âbâd tarafına bir yolculuktur” . İnsanoğlu adeta ergenlik çağına kadar gözlemci konumunda yaşar iken, gençlikle birlikte tercihlerinin dünya-ahiret bir izdüşümü olduğu şuurlu bir gözlemci konumuna yükselir. Maddenin manaya işaret ediyor, hizmet ediyor gerçeğinden anlayabiliriz ki gençlerde görünen fiziki dinamizm onların manevi hareketliliğine ve manevi yetkinliklerine işaret eder. Bu manevi yekinligin kaynagi akıl duygusunun, öfke duygusunun ve arzu (şehvet) duyusunun açılmış olmaları hasebiyledir. Gençlerin akıl duygusu, hikmet denge noktalı salınımlarda bir gabavete yanaşır bir de cerbezeye. Öfke duygusu, merkezde kudsi kahramanlık olmak üzere bir korkalığa yanaşır bir de tehevvüre, arzu duyusu ise iffet merkezde olmak üzere bir humuda bir de fücura salınır. Gençlerin bütün taşkınlıkları bu üç duygunun merkez ya da dengeden sapmaları oranında ortaya çıkar. Bu duyguların her mertebesinin kullanıma en müsait olduğu zaman gençlik zamanıdır. Gençlik döneminde her duygunun istikametini tutturmak cüzi iradenin veriliş gayelerinden birisidir. Bu yüzdendir ki Risale-i Nur Müellifi, gençliğin vazifey-i diniyesini bilip, su-i istimal etmeyenler için kıytmettar, zevkli bir ilahi nimet olduğunu bildirmiş ve istikamet, iffet, takva birlikte olmaz ise gençliğin çok tehlikeleri olduğunu vurgulamıştır. Akıl ile kalbin birleşmesiyle talebenin himmetinin pervaz etmesi, insanın nefis, kalp, ruh dairelerinin olması ve bu dairelerinin hızlarının farklı farklı olmasının gençlere söylediği çok hakikatler vardır. Yine bu manevi dinamikler zenginliği yönüyledir ki Zühre risalesinde Said Nursi “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem&#8217;a, bir işarette, bir öpmekte batma.” demiştir. Bu anlamda evlilik müessesesi bile cemal ve celalin buluşması ile iki tarafın duygularının dengelendiği bir buluşma kıvamı olarak tavsiye edilmiştir. Şiddetli galeyanda bulunan gençlik hissiyatını ve ifratkar olan nefis ve heveslerini tecavüzlere, zulümlere ve tahriplere karşı dengeleyecek, toplum hayatının güzel bir şekilde akışını temin edecek bir unsur da cehennem fikridir. Ahirete iman akidesinin toplumsal hayata olan faydalarının da ele alındığı Haşir Risalesi’nde cehennem fikri olmaksızın, gençlerin “&#8230;hevesâtları peşinde biçare zayıflara, acizlere dünyayı Cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyeti, gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.” ifadesindeki hale maruz kalacakları ifade edilmiştir. Meyve risalesinde bu hakikat “Gençlere der: &#8220;Cehennem var, sarhoşluğu bırak. Aklı başlarına getirir.” olarak ifade edilmiştir.</p>
<p>Gençliğin de her nimet gibi kendine has bir özelliği, bir kullanma talimatı ve geçiciliği söz konusudur. Özellik yönüyle Allah’ın verdiği latif, güzel, ve şirin bir nimettir. Kullanım talimatı onu verenin istediği doğrultuda güzelce kullanmaktan ve sefahette boğdurup öldürmemekten ibaret olan ibadettir. 32. Söz’de gençlik ibadetinin neticeleri “Öyle ise, o gençlikte kazandığın ibâdetler, o fânî gençliğin bâkî meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bâkî meyvelerini elde ettiğin halde, gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun.” olarak ifade edilmiştir. Gençliğe daha çok yakışan ve hatalardan, günahlardan dönüş anlamına gelen ‘tevbe’, daha gençliğinin öncesinde genç iradesi ile Ahirzaman Peygamberine (S.A.V.) iktida etmiş Hz. Ali (r.a.) tarafından “Tevbe güzeldir fakat gençlerde olursa daha da güzeldir” şeklinde ifade edilmiştir. Gençlerin iki cihan rehberi Hz. Peygamber (S.A.V.) de ihtiyarlık gelmezden evvel gençliğin kıymetinin bilinmesini tavsiye etmiştir.</p>
<p>14. Şua’da geçen aynı zamanda Gençlik Rehberi’ne dâhil edilmiş olan bir mana, gençlik halinin hali hazırdaki küçücük bir lezzeti gelecekteki nice büyük lezzetlere tercih ediş gafletidir. Bu hal, gençliğin akıldan ziyade hissiyat güdümlü hareket etmesiyle eşleştirilmiştir: “Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefahet keyfiyle, bir namus meselesinde binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Bunlara kıyasen, bîçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar” . Gençliğin bu hali nefsin gençliğine vabeste olduğundandır ki insan imtihan meydanı olan bu dünyada ölünceye dek gençlik damarı ile mücadele edecektir: “Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, baki kalır. Kabuk parçalanır, lüb baki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, baki kalır. Ceset ölüp dağılırsa da ruh baki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır.”</p>
<p><strong>3. Gençlerin ve Yetişkinlerin Gençlik Algısındaki Problemler</strong></p>
<p>İkinci kısımda gençliğin halini, gençlik nimetini bir nebze tanımladıktan sonra, bu kısımda gençlerin ve yetişkinlerin gençliğe bakışlarındaki problemleri ifade etmek yerinde olacaktır. Gençlik hevesleri ve sarhoşluğu dünyanın geçiciliğini idrak etme noksında çok gabidir. Hayatı algılamada geçici hazların peşine düşmüş, an be an zehirli bal yiyen bir biçareyi andırabilmektedir bir gencin hali. Genç, bu günün peşin kahkahalarının ardında gizlenmiş ağlamaları fark etme fakiridir bir anlamda. Hal böyle olunca tek dünyalı mutant bir gençliğin çığlığı hastanelerde, hapishanelerde, eğlence mekânlarında işitilmektedir. Yaratılış gayesi, istidat ve kabiliyetlerin neşv-ü nemalandırılması, diğer bir ifade ile Yaratıcı’nın ilahlığını Kainat, Peygamber(S.A.V.), Kur’an, Vicdan dörtlüsü ile ilanına karşılık, iman ve kulluk ile mukabele etmek iken, dış tesirler ve enfüsi gafletler neticesinde bu gaye para kazanmak, iktidar elde etmek, nefsin heveslerini tatmin etmek gibi en fazla vesile olabilecek olgulara indirgenmiştir.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz yüzyıl, vahiyden kopuk ‘izm’ lerle, tek tip eğitim çarklarıyla şekillendirilmiş insanlardan müteşekkil bir zaman dilimidir. Arzi ve dolayısıyla da arızi bir kolektif aklın, sınırlarını belirlediği bir yaşam tablosunun parçası olmak üzerine bir çıktı vermeye dönük kurgulanan bu küresel fabrikanın ham maddeleri ise gençliktir hiç şüphesiz. Böyle bir tablonun bir figürü olmak hedefine güdümleyen zihin mühendisliği faaliyetinin nüvesini ise, belirlenen hedefe ulaşmak ya da başarı doktrini oluşturmaktadır. Daha açık bir ifade ile hayatta kalabilmenin yegâne tezahürü olarak çizilen bu yaşam tablosu içinde bir figür olabilmenin mutlak şartı başarmaktır. Bu şartı sağlamak için şeytan ve şeytani mekanizmalar hususan gençliğin ‘vazifeperverlik’ damarını kullanırlar. Aslında üzerine vazife olmayan işlerle meşgul edip, çok kıymetli ömür sermayesini pervasızca harcatırlar. Elması cam kırıklarıyla değiştirtmek suretiyle ahireti dünyaya seve seve sattırırlar. Başaramamak, tablonun dışına itilmek ya da ‘yok’lar sınıfına dâhil olmak anlamı taşır. Var olma kaygısını ontolojik bir şekilde hissetme ve buna uygun bir gaye üzerine yaşamaya programlanmış insanın, varlık zeminini fani olan tek bir şık üzerine inşa etmeye çalışan bu indirgemeci zihniyetin ürünleri, hedonizmden nihilizm’e uzanan bir çizginin kaypak zemininde tutunmaya çalışan gençliğin durumudur.</p>
<p>Sonlu bir zeminde taşınan endişe-i istikbal, nihilizm referanslı bir hedonizme zemin hazırlar ki bu zemine meşruiyet kazandıran nihilizmin dayanak noktasını kuvvet oluşturur. Zira var olmak üzerine yaratılmış bir varlığın fenaya müptela bir zemindeki ‘yok’la olan savaşında en müessir silah kuvvettir. Haksızlığın hak ittihaz edildiği bir makyevelist anlayışa götüren bu tek şıklı zeminin geçer akçesinin de bu noktadan bakıldığında neden hakka bedel kuvvet olduğu kolayca anlaşılabilir. İşte tam bu noktada İlahi olanla olan dikey ilişki devreye girer ki bu insanı fani bir zeminden kurtarıp baki bir atmosfere taşır. Bu atmosfer var olabilmenin yolunu arzi ve arizi olanın fasit dairesinden çıkarıp, bu varlık yolunun semavi ve ebediyle olan bireysel ve dikey ilişkide aranmasını önceler. Bu ilişki netice odaklı, muaccel, zahiri, somut bir başarıyı da hedefe ulaşmanın yegâne şartı kılmaz. Onun için semavi olanın öncelendiği dikey ilişkide, mutlak ye’sin karışmadığı bir ümit hali söz konusudur. İşte Bediüzzaman, izmlerin belirlediği yatay ve tek şıklı yaşam tablosunun yerine her fertte ayrı tezahürleri olan tek hakikatin çok yönlülüğünü barındıran dikey ilişkiyi öncelemeyi önerir. Bu öneri, dünyevi başarı ilahi olanla irtibatın öncülü olmadığı için bir gence son nefesine kadar ona gayret aşılayacak bir yaşam gücü sağlar. Elbette bu yaşam biçimi alternatifsiz bir zorunluluğun doğurduğu eklektik bir yorum değil, insanın semavi olanla irtibatını sahihleştirecek bir düşünce sisteminin ürünüdür. Bediüzzaman’ın Kur’andan devşirdiği bu muhkem yol, insani bir gerçeklik olan iman dürbünüyle, sonlu olanın yüzünde sonsuzun izlerinin selim bir akıl ile fark edilmesiyle ortaya çıkmaktadır: “Elhâsıl: Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, israfât ile gelen evhamlı hastalıkla hastahânelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefâlethânelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz” . Böylesi bir zamanda, bir gencin kendi algısını Risale-i Nur gibi bir Kur’ani metodoloji ile kalibre etmesi elzemdir. Bunun için İbrahim (a.s.)’ın ‘batıp gideni sevmem’ demesi gibi iç âleminden gelen sese kulak vermesi lazımdır.</p>
<p>Gençlerin gençlik algısındaki problemlerine eşlik eden diğer bir problem de yetişkinlerin gençlere bakışıdır. Diğer bir yönüyle ebeveynin çocuklarına bakışıdır. Birçok yetişkin bir gence olan sorumluluğunundan önce kendisine olan sorumluluğunun farkında olamayışı ile maluldur. Hâlbuki hiç bir günahkârın başkasının günahını yüklenmeyeceği Ayet-i Kerime ile sabittir. Meyvenin dördüncü meselesinde ifade edilen insanın en mühim vazifesinin kendisini ilgilendiren dairede olduğu daha sonra yakınları vs. olduğu gerçeği gençler için geçerli olduğu kadar yetişkinler için de geçerlidir. Bir genci kafasındaki doğrulara göre yönlendirmeye çalışan yetişkinlerin gençleri ve dahi gençliği algılamadan nasipleri yoktur. İlmin kapısı Hz. Ali’nin “çocuklarınızı yarına hazırlayın çünkü onlar gelecek için yaratılmışlardır” olarak ifade ettiği terbiyeyi gençlere uyarlayabilmenin yegâne şartı gelecek için yaratılmış bir gence arkadaş olabilmek feraseti ve feragatıdır. Yetişkinlik gençliğin deneyimlerle kavrulduğu bir kıvam olduğu düşünüldüğünde, yetişkinlerin gençlere yol gösteren, yol açan, şefkat eden konumunda olmaları beklenir. Bu anlamda yetişkinler gençleri acemi, bilgisiz, sorumsuz vs. vasıflarla muttasıf görmemelidir. Bir gencin kusurunu örtmek Settar olan Rabb-i Rahim tarafından teşfik edilmiştir: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” . Yetişkinlerin nasihatlerinin tesir edebilmesi için gençleri dinlemeleri ve anlamaları gerekmektedir. 9. Mektup’taki “İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, &#8220;Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.&#8221; Yani, &#8220;Fıtratını değiştir&#8221; gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, &#8220;Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz&#8221;; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.” analizi yetişkinleri gençlere daire-i ihtiyarlarında teklif sunmaya çağırmaktadır.</p>
<p><strong>4. Hayatı Anlamlandırmanın Ontolojik İnşa Süreci Olarak Risale Okumaları</strong></p>
<p>Gençlerin ve yetişkinlerin gençlik algılarına deyindikten sonra, derdi bilirsen deva asandır misali Türkiye’de yaşamış bir genç olarak risale okumalarının benim ve aynı dertlerden muzdarip arkadaşlarımın hayatlarımıza kattığı zenginliklerden bahsetmek istiyorum. Müslüman bir genç olarak örfi bir inancın adeta veraset sistemi gibi kırpılıp şekil değiştirmek suretiyle kulaktan kulağa aktarıldığı bir zeminde sosyal ilişkilerin ve deprem, kaza, hastalık vs. musibet hallerinin yorumlanmasında zorluk çektiğimi söylemeliyim. Her insan gibi benim de iç âlemimde çözülmesinin neredeyse imkânsız olduğunu düşündüğüm sorularım vardı. Yakın çevremi incelediğim zaman bir çok insanın da benzer dertlerden muzdarip olduğunu ve hakim bir çaresizlik psikolojisi ya da halinden bihaber yaşama gafleti içinde olduklarını fark ettim. Tolstoyun da itiraf ettiği gibi insanların “aralarında kavga ederek başarılı oldukları tek konu sadece birbirlerinden cehaletlerini saklamaktı” . Aklım sancı çeken kalbime şifa olamıyordu. Allah’a yönelişimin ciddi saiklerinden birisi böyle bir ruh haline ulaşmamdı. Hayatın bu kadar güzel ve intizamlı gülümsemeleri içinde kendimin bir yerlerde hata yaptığını düşünmeye uzun bir süre devam ettim. Okul derslerinde başarılı olmak, filan şirkette mühendis olmak, falanca üniversitede akademisyen olmak, parası iyi bir iş sahibi olmak, kariyer planlaması yapmak, üst kademelere yükselmek gibi mülahazalar hayatımın amacı olamazdı. Bütün bunlar olsa olsa manidar bir yaşamın içinde uğradığım duraklar olabilirdi. Ben böyle düşünür iken insanların bütün bu durakları amaç edinmiş görünmesi sıkıntımı arttırıyordu. Abraham Lincoln’un “yıllar sonra anlarsınız ki asıl hesaplayıp durduğunuz hayatınızın içindeki yıllar değil, yılların içindeki hayatınızdır” cümlesinin şumülündeydim. Taklidi bir inanç ile sosyal hayatta ubudiyet noktasında sürçmeler yaşamam, hayattaki duruşuma karşı güvenimi sarstıkça sarstı. Tam o noktada anladım ki inanç sistemimin düzelmesi hayatıma hayat olacak tek çözüm. İnanç sistemim nasıl düzelebilirdi? Kimsenin algıladığı bir sözüm ona İslami yaşama tabi olacak kadar koyun değildim artık. Kur’an’ı okuyup anlamaktan başka çarem yoktu. Meal okuma denemelerim olmuştu arkadaşlarımla. Anlamadığım Arapça Kur’an, mealden daha çok içimi ısıtıyordu. Bereket versin ailemden risalelere en azından temas etmişlerin bana da aksettirmiş oldukları koku hala burnumun dibindeydi. Bu koku, Kur’an’ı anlama yönelimimde ablukaya çıktı. Ayrıca bu kokunun hakikat kokusu olduğunu içselleştirmemde yazıları risaleden beslenmiş mütefekkir kalemlerin o dönemde okuduğum kitaplarının da etkisi çoktu. Risaleleri okuyan insanlarla iştirakim o dönemde artmaya başladı. Ne de olsa risalenin dilinden anlamanın, risalenin teklif ettiği seviyelere ulaşmanın en kolay ve hızlı yolu o ehl-i risalelerin yardımını almaktı. Kur’an “bilmiyorsanız bilene sorun” demiyor muydu? Nihayet iç alemimde fark ettiğim boşluk dolmaya başlamıştı. Karşımda inanç sistemimi yeniden inşa edecek Kur’an hazinesini açacak anahtar parlıyordu. “Ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim” , kendi nefsimden başlarım diyen, bir ikaz gereken durumda &#8220;Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.&#8221; diyerek kendi nefsini önceleyen bir arkadaş uslubu vardı karşımda. Risale “Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım!” , “Ben de senin gibi gençlik sarhoşluğuyla, gaflet içinde, dünyayı hoş ve güzel gördüğüm halde, gençlik sarhoşluğundan ihtiyarlık sabahında ayıldığım dakikada,&#8230;” diyerek beni olduğum gibi kabul ediyordu. Bütün duygularımı dumura uğratacak bir vaız vermiyordu risale. Risale satırları aklım, kalbim ve diğer duygularım ile adeta arkadaşça sohbet ediyordu. Başıboş olmadığımı vurguluyordu. Sahipsiz olmadığımı haykırıyordu. Ezbere bildiğim imanın altı rüknü birbirini destekleyip gözüme iman gözlüğünü takıyordu. Müellifin tavizsiz hayatı, ömründe hiç bir haksızlığa boyun eğmemesi izzet-i imaniyemi tetikliyordu. Risaleler bir yönüyle yaşanmış bir bilgiydi. Söylemi ile eylemi arasında en ufak bir sapma olmamıştı müellifin. Risaleyi sıksam dürüstlük, hakka tarafkirlik ve halis iman çıkacaktı. Diğer bir yönüyle risaleler Said Nursi’nin de ötesindeydi. “Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” diyen oydu. Gerçekten de Risale-i Nur hızla geçen asrın zaman fakiri çocuklarına Kur’an’dan süzülmüş bir hediye idi: “Seriüsseyir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır” . Risaleler adeta beni Kur’an iklimine taşıyordu. Kur’an’nın her bir suresinin Kur’an’nın bütününü özet olarak içerdeğini , varlıkların yaratılış gayelerinin ne kadar yüksek olduğunu , tevhid, haşir, peygamberlik, adalet, kader, miraç, namaz, şer, vesvese, dua, benlik, gibi imani, islami ve insani kavramları incelikle yeniden tanımlayıp, bu konuların derinliğini kabuklarının içine adeta ruh üfleyerek aklıma gösterip yaşamın anlamını resmediyordu risaleler satır satır. Baharın bir çiçek olduğu, hatta cennetin dahi hiç görülmemiş bir çiçek olduğu anlatımı zaman-mekan-kainat-insan-varlık konumlandırmalarımı inşa etmişti bile: “Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemâlini gördüğün gibi, bahar dahi bir çiçektir. Ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir”. Her şeydeki birlik işaretleri beni bütün varlıklara ve kainat hadiselerine çoktan dost kılmıştı bile. Risale nazarları degiştiriyordu. Yanlış anlaşılmasın, insana bir şekilde kendi iradesiyle alt-üst ettiği bakış açısını şefkat ve hikmetiyle iade ediyordu sadece. Esma-ül Hüsna talimiydi risale okumak. Rahman’ın rahmetinin vasiliğini hissetmek, Gafur’un bağışlayıcılığını anlamak gençlik haletimde günahkarlık psikolojisinin verdiği ümitsizlik kuyusundan çıkardığı gibi, ümidimi hayırlara, güzelliklere kamçılıyordu. Bana verilmiş maddi manevi ne var ise ebedi aleme talip olmak için verildiğini idrak etmek insanlığımın kıymetini, kemalini, terakkisini gösteriyor idi. Risale-i Nur’un etkisi içinde bulunduğum asrın dehşetinden de kaynaklanıyordu. Bu asırda Allah vardır, cehennem vardır ikazları çok az kişinin aklını başına getirebilir iken dünyevi lezzetlerin akıbetinin hatta peşin neticesinin elem ve sıkıntılar olduğunu göstermek insanın nefsini ve aklını o zehirli ballardan uzak durma noktasında ikna edebiliyor: “Onlar seve seve dünya hayatını ahrete tercih ederler (İbrahim-3) ayetinin işaretiyle, bu zamanda ahiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevi kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i İmân iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tabi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yeganesi, dünyada dahi Cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki, Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa, bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakkı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücuduna ispat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, &#8220;Cenab-ı Hak Gafurü&#8217;r-Rahimdir, hem Cehennem pek uzaktır&#8221; der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlup olur”</p>
<p><strong>5. İhtiyarlar Risalesinin Gençlere Söyledikleri</strong></p>
<p>Belki de benim gibi birçok genç ihtiyarlar risalesininin o ümit verici recalarından hayat felsefeleri devşirmiştir. İhtiyarlığı, eskide kalmış gençlik olarak düşündüğümüzde ihtiyarlığın gençliğe düştüğü haşiyeler ibret almak bakımından çok manidardır. 3. ricada geçen “Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor” hesaplaşmasının, 4. ricada ifade edilen “Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini, bütün günahlar, hatîatlar gördüm” itiraflarının biz gençlere fısıldadığı nice hakikatler vardır ki bize ölümü düşündürür, hatalarımızdan tevbeye yönlendirir. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)’in “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz&#8221; sözü her genç için her zaman hakikate açılan penceredir.</p>
<p>Kalbi ebedi aşka muhabbet için yaratılmış bir genç, mecazi sevgililerinden ayrıldığında firak acısını çekiyor. Ayrıca muhabbet ettiği her şeyi de onlarda sonsuzluk vehmettiği için seviyor. Halbuki ayrılık rüzgarları her an esiyor. Her mecazi sevgilinin üzerinde geçicilik damgası var. İnsanın kalbi Yaratıcısı ile irtibat kurmaksızın yaratılanları sevdiğinde hiç bir şeyin kararında kalmaması, gelenin gitmesi gerceği kalbinde onulmaz yaralar açıyor. Ağacından yere düşen meyvenin diğer meyveler adedince ayrılık acısı çekmesi gibi acı çekiyor genç kalp. Kalbin adresini yitirdiği sevgilerini doğru adrese yöneltmek için de dersler verir ihtiyarlar risalesi. 11. ricada geçen “İşte o beyaz kılların ihtarıyla vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki, çok güvendiğim ve ezvâkına meftun olduğum gençlik elveda diyor. Ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor ve pek çok alâkadar ve adeta âşık olduğum dünya bana uğurlar olsun deyip, misafirhaneden gideceğimi ihtar ediyor. Kendisi de Allahaısmarladık deyip, o da gitmeye hazırlanıyor.” gibi analizler insan kalbini ‘ya bagi entel bagi’ ile yüzleştiriyor. Hal tahlillerinin olası düşürebileceği ümitsizliği bertaraf eden ümit cümleleri de akabinde sıralanıyor: “Ey ihtiyar ve ihtiyareler! Madem sizlerde İmân var ve madem imanı ışıklandıran ve inkişaf ettiren namaz ve niyaz var. İhtiyarlığınıza ebedî bir gençlik nazarıyla bakabilirsiniz. Çünkü onunla ebedî bir gençlik kazanabilirsiniz. Hakikî soğuk ve sakîl ve çirkin ve zulmetli ve elemli olan ihtiyarlık ise, ehl-i dalâletin ihtiyarlıklarıdır, belki de onların gençlikleridir. Onlar ağlamalı, onlar &#8220;Vâ esefâ, vâ hasretâ!&#8221; demeli. Sizler, ey muhterem imanlı ihtiyarlar, &#8220;Elhamdü lillâhi alâ külli hal&#8221; deyip mesrurâne şükretmelisiniz.” 11. Şua’da ifade edildiği gibi “Evet, gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hadisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretle ve teellümlerle ağlayacaklardı.” ve yine Gençlik Rehberi’nde ifade edildiği gibi “Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat&#8217;iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata istikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar”</p>
<p><strong>6. Sonuç Yerine</strong></p>
<p>Merhum Nihat Yazar’ın ifadesi ile Said Nursi yaşadığı devirde, memlekette dinsiz, materyalist, behimî hislerinin zebûnu köle ruhlu bir nesil yetiştirilmek istenirken, kendisi hayatını istihkâr derecesinde ortaya atılıp hürriyetle, ahlâkla, îmanla meşbû, hayvânî hislerin esiri olmayan bir gençlik istemişti ve bu uğurda çalışmıştı. Ziya Nur’un ifadesiyle de “Bediüzzaman ahlâkî kıymetler ve millî hasletlerin pozitif ilimlerle muvâzi olarak kat&#8217;-ı mesâfe edemediğini, bu mânâ ve şekil muvâcehesinde yetişen çöl kadar kuru ve boş ruhlarla bulanmış gençliğin, istikbâlde milletimizin rü&#8217;yet ufkunda bir kara belâ olacağı hakîkat-i katiyesini gözlere sokan ve çare-i halâsı da gösteren…” idi. Bediüzzaman kendi gençlik halini de Habbe Risalesinde şöyle ifade etmişti: “Çünkü gençliğimde en yüksek bir intibah şahikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah, intibah değilmiş. Ancak, uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaretmiş.”</p>
<p>Kitaba (Kur’an’a) yabancilastikca kainat kitabına yabacılaşıyor neticede de kendimize yabancılaşıyorduk. Birliğin teneffüsünden cikip çoklukta boğuluyorduk. Geçiciliğin elemini medeniyet oyuncaklari ile oynamanin meşguliyetinden hissedemiyorduk, iptal-i his bir vakıa idi. İnananlarin da huzur alamamasinin bir sebebi bu idi.</p>
<p>Günümüz gençliğinin yaşadığı iklim özgürlük iklimidir ve gençlerin savunduğu ortak değer de özgürlüktür. Serbestlikle özgürlüğün farkını anlamak bu anlamda çok önemlidir. Nefis kendini bizatihi müstakil zanneder. Özgürlük ise imanın hassasıdır.</p>
<p>Tevekkülün doğru anlaşılmasının önemi çalismanın ve dahi çalışmayı elden bırakmamanın tevekkülün olmazsa olmaz bir sartı olduğunu konumlandırır. Yapabilecegimiz işlerde acizliğimize sarılmamak yapamayacagımiz işler için de cezaya başvurmamak müthiş bir sabır ve tevekkul idmanıdır.</p>
<p>Buraya kadar yazdıklarımdan söyleyebilirim ki biz gençlere her şeyden evvel “sıdk” lazımdır. Bu doğruluk önce kendi iç hesaplaşmamızda olmalıdır. Yardımı Erhamürrahiminden istemeliyiz. Gençliğime yol gösteren risale vecizeleri ile bildiriyi sonlandıyorum:</p>
<p>“En menfaatli ve en iyi hile, hilesizlik olduğu”</p>
<p>“Yanlışlık tatbik-i nazariyat ve muktezay-ı hali düşünmemekten çıkar”</p>
<p>“Hayat zannettiğin halat yalnızca bulunduğun dakikadır”</p>
<p>“Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal”</p>
<p>“Sıkıntı sefahetin muallimidir”</p>
<p>“İlimde İzan-ı kalp olmazsa cehildir”</p>
<p>“Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma. Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde ceza&#8217;a sarılma.”</p>
<p>“Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”</p>
<p>“Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür.”</p>
<p><strong>Bilgi:</strong> Bu bildirideki bütün Risale-i Nur referansları www.risaleara.com sitesinden verilmiştir. Bildirinin hazırlanmasında emeği geçen Osman Çalışkan, Ali Mermer, Fatih iraz, Taha Orhan, Mustafa Şam ve Muzaffer İlhan’a teşekkürü bir borç bilirim.</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi+-+http://tinyurl.com/qae9gp&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;t=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%C2%A0%0D%0A%0D%0AHarun%20Pirim%0D%0AMississippi%20State%20University%0D%0AIndustrial%20and%20Systems%20Engineering%0D%0ADoktora%20%C3%96%C4%9Frencisi%0D%0A%E2%80%9CSonra%20o%20g%C3%BCn%20nimetlerden%20hesaba%20%C3%A7ekileceksiniz%21%E2%80%9D%20Tekas%C3%BCr-8%0D%0A1.%20Giri%C5%9F%0D%0A%0D%0AGen%C3%A7lik%2C%20mevsimlerden%20yaza%2C%20g%C3%BCn%20i%C3%A7indeki%20vakitlerden%20%C3%B6%C4%9Fle%20vaktine%20benzemektedir.%20Gen%C3%A7lik%2C%20insanlar%C4%B1n%20ekse" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;srcTitle=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;snippet=%0D%0A%C2%A0%0D%0A%0D%0AHarun%20Pirim%0D%0AMississippi%20State%20University%0D%0AIndustrial%20and%20Systems%20Engineering%0D%0ADoktora%20%C3%96%C4%9Frencisi%0D%0A%E2%80%9CSonra%20o%20g%C3%BCn%20nimetlerden%20hesaba%20%C3%A7ekileceksiniz%21%E2%80%9D%20Tekas%C3%BCr-8%0D%0A1.%20Giri%C5%9F%0D%0A%0D%0AGen%C3%A7lik%2C%20mevsimlerden%20yaza%2C%20g%C3%BCn%20i%C3%A7indeki%20vakitlerden%20%C3%B6%C4%9Fle%20vaktine%20benzemektedir.%20Gen%C3%A7lik%2C%20insanlar%C4%B1n%20ekse" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Risale-i Nur: A Revolution of Belief</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 01:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[English Articles and Videos]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Colin Turner]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Colin Turner I have also heard the Risale-i Nur described as revolutionary, and with this I agree. But I am not talking about revolution in the political sense of the word. There is no mention of this in the Risale-i Nur, although I am sure that had Bediuzzaman advocated the violent overthrow of all [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="472" src="http://www.koridor.web.tr/wp-content/uploads/2008/04/ddddd.JPG" height="178" style="width: 472px; height: 178px" /></p>
<p>Dr. Colin Turner</p>
<p>I have also heard the Risale-i Nur described as revolutionary, and with this I agree. But I am not talking about revolution in the political sense of the word. There is no mention of this in the Risale-i Nur, although I am sure that had Bediuzzaman advocated the violent overthrow of all secular governments, the Risale-i Nur would be required reading in every Western university, and Bediuzzaman would be a household name in the West.</p>
<p>As someone born and raised in Britain, I am often asked what we as Muslims have to offer to the West. But before I answer, I should like to ask a question myself: Are we Muslims because we believe in Allah, or do we believe in Allah because we are Muslims?</p>
<p>The question occurred to me during a march through the streets of London, over a decade ago, to protest against the Russian occupation of Afghanistan. I’d made a formal conversion to Islam several years prior to this, and it wasn’t my first demonstration. There were banners and placards and much shouting and chanting. And in between “Russians out,” “Death to Breshnev,” and “Muslims of Afghanistan rise up,” we shouted our own Islamic slogans: Allahu akbar and La ilaha illa Allah.</p>
<p>Towards the end of the demonstration I was approached by a young man who introduced himself as someone interested in Islam. “Excuse me,” he said, “but what is the meaning of La ilaha illa Allah?”</p>
<p>Without a moment’s hesitation I answered, “There is no god but Allah.” ‘Tm not asking you to translate it,” he said, ‘Tm asking you to tell me what it really means.” There was a long awkward silence as it dawned on me that I was unable to answer him.</p>
<p>You are no doubt thinking, “What kind of Muslim is it that does not know the real meaning of La ilaha illa Allah?” To this I would have to say: a typical one. That evening I pondered my ignorance; being in the majority didn’t help, it simply made me more depressed.</p>
<p>So how did I become a Muslim? You’ve no doubt heard the anecdote about Nasreddin Hoja. A friend of his called on him one day and found Hoja sitting in front of a large basket of chillies. His eyes were red and swollen, blood dripped from his gums and tears from his eyes. Yet he carried on eating. Why are you torturing yourself, his friend asked. Because, said Nasreddin Hoja, biting into another pepper, I’m hoping one of them will be sweet.</p>
<p>I had been in the same position myself. No ideology or alternative life-style that I tried could satisfy the inner need for something more, something worth existing for, that elusive something that is always just around the comer but never seems to appear. Disenchanted with every aspect of my life, I left Britain and somehow drifted towards the Middle East. It was not a conscious choice. And it was there that I found the sweet chilli pepper.</p>
<p>Islam simply made sense, in a way that nothing else ever had. It had roles of government, it had an economic system, it had regulations covering every facet of day-to-day existence. It was egalitarian and addressed to all races, and it was clear and easy to understand. Oh, and it has a God, One God, in whom I had always vaguely believed. That was that. I said La ilaha ilia Allah and I was part of the community. For the first time in my life I belonged.</p>
<p>New converts are invariably enthusiastic to know as much as possible about their religion in the shortest possible time. In the few years that followed, my library grew rapidly. There was so much to learn, and so many books ready to teach. Books on the history of Islam, the economic system of Islam, the concept of government in Islam; countless manuals of Islamic jurisprudence, and, best of all, books on Islam and revolution, on how Muslims were to rise up and establish Islamic governments, Islamic republics. When I returned to Britain in early ‘79 to begin a University course, I was ready to introduce Islam to the West.</p>
<p>It was to these books that I turned for an answer to the question “What is the meaning of La ilaha illa Allah?” Again I was disappointed. The books were about Islam, not about Allah. They covered every subject you could possibly imagine except for the one which really mattered. I put the question to the imam at the University mosque. He made an excuse and left. Then a brother who had overheard my impertinent question to the imam came over and said: “I have a tafsir of La ilaha illa Allah. If you like we could read it together.” I imagined that it would be ten or twenty pages at the most. It turned out to have over 5000 pages, in several books. It was, as I’m sure you’re aware, the Risale-i Nur by Ustad Bediuzzaman Said Nursi.</p>
<p>Initially, I dismissed the Risale-i Nut as mysticism. My brother pointed out that this was the reaction of a closed mind. Without the intellectual crutches provided by my old books, I felt ignorant and lost. It was a completely new language, a totally new vision. My brother sensed my unease. He said: “Don’t worry. The books you have read before all have their place. They are the skin. But this,” he said, tapping a copy of The Supreme Sign, “this is the fruit.” So we began to read, this time in the name of Allah, and slowly things began to fall into place.</p>
<p>Each of us is born in total ignorance; the desire to know ourselves and our world is an innate one. Thus “Who am I? Where did I come from? What is this place in which I find myself? What is my duty here? Who is responsible for bringing me into existence’?” — these are questions which each of us answers in his own way, either through direct observation or through blind acceptance of the answers suggested by others. And how one lives one’s life, the criterion by which one acts in this world, depends totally on the nature of those answers. The Supreme Sign is no less than a guided tour of the cosmos, and the traveler is one who is seeking answers to these questions.</p>
<p>The Supreme Sign does not presuppose belief in God; rather it travels from the created to the Creator. And it affirms that anyone who sincerely wishes to answer the questions, and who looks upon the created world as it is, and not as he wishes or imagines it to be, must inevitably come to the conclusion La ilaha ilia Allah. For he will see order and harmony, beauty and equilibrium, justice and mercy, dominicality and munificence; and at the same time he will realize that those attributes are pointing not to the created beings themselves but to a Reality in which all of these attributes exist in perfection and absoluteness. He will see that the created world is thus a book of names, an index, which seek to tell about its Owner.</p>
<p>In Nature, Cause or Effect?, Bediuzzaman takes the interpretation of La ilaha illa Allah even further. The notion that he examines is that of causality, the cornerstone of materialism and the pillar upon which modern science has been constructed. Belief in causality gives rise to statements such as: It is natural; Nature created it; it happened by chance, and so on. With reasoned arguments, Bediuzzaman explodes the myth of causality and demonstrates that those who adhere to-this belief are looking at the cosmos not as it actually is, or how it appears to be, but how they would like to think it is.</p>
<p>In Tabiat Risalesi [Nature, Cause or Effect?], Bediuzzaman demonstrates that all beings, on all levels, are interrelated, interconnected and interdependent, like concentric or intersecting circles. He shows that beings come into existence as though from nowhere, and, during their brief lives, each with its own particular purpose, goal and mission, act as mirrors in which various attributes, and countless configurations of names, are displayed. Their createdness, transience, impotence and contin-gence, their total dependence on factors other than themselves prove beyond doubt that they cannot be the owners of that which they appear to possess, let alone bestow attributes of perfection on beings that are similar to or greater than themselves.</p>
<p>The materialists however, see things differently — they do not see different things. They ask us to believe that this cosmos, whose innate order and harmony they do not deny, is ultimately the work of chance. Of chaos and disorder, of sheer accident. They then ask us to believe that this cosmos is sustained by the mechanistic interplay of causes — whatever they may be, and not even the materialists know for sure — causes which are themselves created, impotent, ignorant, transient and purposeless, but which somehow contrive, through laws which appeared out of nowhere, to produce the orderly works of art of symphonies of harmony and equilibrium that we see and hear around us.</p>
<p>Like Abraham in the house of idols, Bediuzzaman destroys these myths and superstitions. Given that all things are inter-connected, he reiterates, whatever it is that brings existence to the seed of a flower must also be responsible for the flower itself; and given their interdependence, whatever brings into existence the flower must also be responsible for the tree; and given the fact that they are interrelated, whatever brings into existence the tree must ‘also be responsible for the forest, and so on. Thus to be able to create a single atom, one must also be able to create the whole cosmos. That is surely a tall order for a cause which is blind, impotent, transient, dependent and devoid of knowledge of our purpose.</p>
<p>More and more scientists are beginning to realize that the mechanistic theories of old are simply no longer sustainable. Faced with beauty, awesomeness, order, harmony, symmetry and purpose, attempts to explain away creation by evoking the idea of chance and causality are becoming increasingly untenable. Many are so outraged at the imminent collapse of their old gods that they lapse into hysteria:</p>
<p>One celebrated biologist — and biology is still the most rigidly mechanistic of disciplines — is on record as having said “Funnily, the more beauty and harmony I discover in the cosmos, the more convinced I become of its meaninglessness.” The poor man seems not to have understood that if everything is meaningless, his own effect to that is equally so. Another famous — or should I say infamous — scientist, also a biologist, asserts that the existence of beings, and in particular the phenomenon of form, can in no way be attributed to the random motions of blind, unknowing and impotent causes. He is not alone in his thinking, but he is the first eminent Western biologist to state such beliefs openly. Interestingly enough, he likens the state of the Western scientific fraternity to Russia under Breshnev.</p>
<p>The mechanistic theory is the rigid, all-powerful orthodoxy to which all scientists &#8211; biologists in particular &#8211; must bow down if they are to retain their credibility and their jobs. And so they are forced to live a fearful charade, shouting their loyalty in public but whispering their real thoughts in private. When the book in which he attacks causality was published, the magazine The New Scientist described it as a “candidate for burning.” Since then, the author of this book has become an outcast, the Salman Rushdie of Western science.</p>
<p>Such widely differing opinions as to the viability of the causal hypothesis show that the attribution of creative power to Nature or natural laws is by no means .the inevitable corollary of objective, scientific investigation. It is no more than a personal opinion. Similarly, denial of the Creator of the cosmos, who has placed apparent causes there as veils to cover His hand of power, is not an act of reason but an act of will. In short, causality is a crude and cunning device with which man distributes the property of the Creator among the created in order that he might set himself up as absolute owner and ruler of all that he has, and all that he is.</p>
<p>My aim was not to summarize the Risale-i Nur, but to show how far removed my previous conceptions about Allah were before reading this work. I thought that by saying La ilaha illa Allah, I had said all there was to be said about Allah. Thanks to the Risale-i Nur, I was now able to see that previously, God had been something that I had brought in to complete the occasion, an unknown factor placed almost arbitrarily at the beginning of creation to avoid the impossibility of infinite regression. He had been the ‘First Cause,’ the ‘Prime Mover,’ a veritable ‘God of the gaps.’ He had been rather a constitutional monarch of the English variety, who must be treated with the utmost respect but not allowed to interfere in the affairs of everyday life.</p>
<p>Inspired by the verse La ilaha illa Allah, the Risale-i Nut shows that the signs of God, these mirrors of His Names and attributes, are revealed to us constantly in new and ever- changing forms and configurations, eliciting acknowledgment, acceptance, submission, love and worship. The Risale-i Nur showed that there is a distinct process involved in becoming Muslim in the true sense of the word: contemplation to know-ledge, knowledge to affirmation, affirmation to belief or conviction, and from conviction to submission. And since each new moment, each new day, sees the revelation of fresh aspects of Divine truth, this process is a continuous one. The external practices of Islam, the formal acts of worship, are thus in a sense static. Belief, however, is subject to increase or decrease, depending on the continuance of the process I have just mentioned. Thus it is the reality of belief that deserves most of our attention; from there the realities of Islam will follow on inevitably.</p>
<p>Thus I can say that I had been a Muslim but not a believer; that which I had assumed was belief was in reality nothing more than the inability to deny. Bediuzzaman was not responsible for introducing me to Islam — which anyone could have done — but for introducing me to belief. Belief through investigation, not through imitation.</p>
<p>Let’s return now to the question: What do we, as Muslims, have to offer to the West. The answer is: everything and nothing. We have belief and Islam, which is everything; and we have our understanding and interpretation of Islam, which in most cases amounts nothing much at all.</p>
<p>As is evident from the books which introduced me to Islam, almost everything that has been written with the West in mind has been done more or less on the level of some benign cultural exchange. Almost invariably the central question of belief has been glossed over or ignored completely.</p>
<p>In the Qur’an, the word ‘Allah’ appears more than 2500 times, the word ‘Islam’ less than ten. In a good deal of modern Muslim writing, the ratio is roughly reversed. In the Qur’an, the ratio between iman and islam is 5:1 in favor of iman. In Arabic book titles until the end of the 19th century, islam slightly outnumbers iman in a ratio of 3:2. By the Sixties, this has had jumped to 13:1, and today it is undoubtedly higher. Inevitably, then, the approach to the West has centered on Islam as a system, as an alternative ‘ideology’, presented almost totally without reference to the realities of belief.</p>
<p>Another reason why our approach to the West has made little headway is that we have misunderstood the West. The West is not only a geopolitical entity, it is also a metaphor. Geographically, the West was the first place to witness a mass revolt against the Divine. Modem Western civilization is the first of which we have knowledge that does not have some formal structure of religious belief at its heart. The West is thus a metaphor for the setting of the sun of religious belief; a metaphor for the eclipse of God. And since this eclipse is no longer confined to the geopolitical West, one may say that wherever the truths of belief have been discarded, there is the West. Thus the West should be seen as a state of mind, a disease, an aberration. The root cause of this, as Bediuzzaman Said Nursi points out, is the disease of self-worship, of ‘ENE’ (Ana, the T or ego).</p>
<p>From the beginning of the Renaissance, man in the West has been his own point of reference, the center of his own universe, the sole criterion by which he lives out his pathetic life. He has stolen the clothes of the Divine Names and has dressed himself in them and paraded as God. The problem is that they do not fit, and cannot fit. Unwilling to accept that his duty is merely to reflect the Divine attributes in the name of the Creator and according to His Will, he claims them as his own property and spends a lifetime trying to add to his imaginary possessions. Seeking the infinite from the finite drags him into a fierce and often murderous competition with his fellow beings. Man’s endless desires are heightened by the fact that he is limited, impotent and dependent, and bound one day to give up all that he imagined was his and face annihilation. His limitations and deficiencies, which should serve to remind him of his absolute dependence and impotence, he contrives to conceal. Western man frees from ill thoughts of his ultimate destiny, smothers his innate ability to know and love the Creator, to recognize that man is nothing and can have nothing of his own. ~</p>
<p>The secular, self-absorbed society of the West is designed on all levels to blind and stupefy. T0 mask the fact that the religion of the self has failed to live up to its promises; that the secular trinity of ‘unlimited progress, absolute freedom and unrestricted happiness’ is as meaningless as the Christian Trinity discarded centuries ago. To cover up the fact that economic and scientific progress which has secular humanism as its underlying ethos, has turned the West into a spiritual wasteland and ravaged generation after generation. Yet there are those who are beginning to awake, to realize the illusion under which they have been living. It is to these that the disease of ENE must be pointed out. It is no use telling one who is afflicted with this disease that the Islamic economic or judicial system is the most egalitarian or most just. You cannot cure a man suffering from cancer by giving him a new coat. What is needed is a correct diagnosis, radical surgery and constant back-up treatment. The Risale-i Nur provides all of these. You will recall that I dismissed the Risale-i Nur initially as mysticism, and I have also heard others describe it thus. The troth is otherwise, for there is nothing esoteric about the stark choice Said Nursi puts before us: belief or unbelief, eternal felicity or eternal wretchedness, salvation or perdition, heaven or hell — in this world and the next.</p>
<p>I have also heard the Risale-i Nur described as revolutionary, and with this I agree. But I am not talking about revolution in the political sense of the word. There is no mention of this in the Risale-i Nut, although I am sure that had Bediuzzaman advocated the violent overthrow of all secular governments, the Risale-i Nur would be required reading in every Western university, and Bediuzzaman would be a household name in the West.</p>
<p>After all, the West has a soft spot for extremism, especially when flavored with religion. What can be better, more beautiful, more delicious in the eyes of the Western media than the sight of thousands of angry Muslims in some far-off, violent city screaming “Death to America!” and demanding revolution and the re-introduction of the Shari’a? The West no longer has to go to the trouble of misrepresenting Islam: we do it for them, and they simply film it for their own consumption. I remember watching such a demonstration over a decade ago, in a place where America is known as the great Satan. What struck me at the time was the fact that maybe 70% of the crowd were dressed in Levis, and that every cigarette smoked as the demonstration dispersed was either a Marlborough or a Winston. As one hand cuts a or claims to cut a the ties that bind us to the West, the other hand fastens them even tighter.</p>
<p>Yet still we claim that it is time for action, that we have spoken enough. I’ve actually heard this said in reference to the Risale-i Nur. It is all talk, someone said, and no action. But we have not talked, we have merely moaned and wailed. And because we have not talked, not conversed, brother to brother, believer to believer, Muslim to Muslim, in the name of Allah, in the language of the Qur’an and in the language of the book of creation, then when we act we set incorrectly, without authority, without discipline, without a true criterion and frame of reference. And ultimately without any lasting result. The West understands this perfectly.</p>
<p>No, the kind of revolution clamoured for on the streets of Tehran, Cairo or Algiers is not the kind of ‘revolution that Bediuzzaman advocates. The kind of revolution envisaged by the Risale-i Nur is a revolution of the mind, of the heart, of the soul and the spirit. It is not an Islamic revolution but a revolution of belief. As such it works on two levels: it is designed to lead Muslims from belief by imitation to belief through investigation, and to lead unbelievers from worship of the self to worship of Allah. And that is why, in the eyes of those who control the West, a work such as the Risale-i Nur is deadly.</p>
<p>Finally, I would say this: After many years of searching and comparing, I can say that the Risale-i Nur is the only self-contained, comprehensive Islamic work that sees the cosmos as it actually is, presents the reality of belief as it truly is, interprets the Qur’an as our Prophet intended, diagnoses the real and very dangerous diseases that afflict modern man, and offers a cure. A work such as the Risale-i Nur, which reflects the light of the Qur’an and illuminates the cosmos, cannot be ignored. For only Islam stands between modern man and catastrophe, and I believe that the future of Islam depends on the Risale-i Nur and on those who follow and are inspired by its teachings.</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief+-+http://tinyurl.com/ov97dg&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/&amp;t=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0ADr.%20Colin%20Turner%0D%0A%0D%0AI%20have%20also%20heard%20the%20Risale-i%20Nur%20described%20as%20revolutionary%2C%20and%20with%20this%20I%20agree.%20But%20I%20am%20not%20talking%20about%20revolution%20in%20the%20political%20sense%20of%20the%20word.%20There%20is%20no%20mention%20of%20this%20in%20the%20Risale-i%20Nur%2C%20although%20I%20am%20sure%20that%20had%20Bediuzzaman%20advocated%20the%20violent%20overt" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/&amp;title=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/&amp;title=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/&amp;srcTitle=The+Risale-i+Nur%3A+A+Revolution+of+Belief&amp;snippet=%0D%0A%0D%0ADr.%20Colin%20Turner%0D%0A%0D%0AI%20have%20also%20heard%20the%20Risale-i%20Nur%20described%20as%20revolutionary%2C%20and%20with%20this%20I%20agree.%20But%20I%20am%20not%20talking%20about%20revolution%20in%20the%20political%20sense%20of%20the%20word.%20There%20is%20no%20mention%20of%20this%20in%20the%20Risale-i%20Nur%2C%20although%20I%20am%20sure%20that%20had%20Bediuzzaman%20advocated%20the%20violent%20overt" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/04/15/the-risale-i-nur-a-revolution-of-belief/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>[Vefatının 48.yılında] Keşfedilmeyi bekleyen Kaşif: Bediüzzaman</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 18:33:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[zaman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Risâle-i Nur&#8217;u anlamıyorlar, yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik (ortaçağ felsefesi) bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle (pozitif bilimler), asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim.&#8221; Bediüzzaman, 1952 yılında Eşref Edip&#8217;e verdiği mülakatında, klasik medrese hocalarından farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img align="left" src="http://img384.imageshack.us/img384/3910/25xu2.jpg" />&#8220;Risâle-i Nur&#8217;u anlamıyorlar, yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik (ortaçağ felsefesi) bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle (pozitif bilimler), asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. </em></p>
<p>Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim.&#8221; Bediüzzaman, 1952 yılında Eşref Edip&#8217;e verdiği mülakatında, klasik medrese hocalarından farklı olduğunu bu şekilde beyan etmişti. Ancak, eserlerinin anlaşılmadığından şikayet etmişti. Aradan yarım asır geçti. Bediüzzaman hakkında uluslararası konferanslar tertip edildi. Makaleler yayınlandı. Kitaplar yazıldı. Üniversitelerde adına kürsüler açıldı. Ancak, yine de onun yeterince anlaşıldığını söyleyemeyiz. Çünkü, Cemil Meriç&#8217;in ifadesiyle, &#8220;asırları kucaklayan bir tefekkürün&#8221; yaralanan ve yabancılaşmış idrakler tarafından anlaşılması kolay değil. Bu yazıda, Bediüzzaman kimdir? Sorusuna cevap vermeye çalışacağım. Aydınlanma&#8217;dan beri insanları inkara götüren soru ve şüphelere, Kur&#8217;an&#8217;da yaptığı keşiflerle nasıl cevap verdiğini paylaşacağım. Dr.Colin Turner&#8217;in tabiriyle, onun &#8220;iman devrimi&#8221;nin başarı sırrını anlatacağım.</p>
<p>Üç Kitabın Kaşifi</p>
<p>Bediüzzaman, üç kitaptaki ilahi ayetleri keşfedip, okumayı öğreten bir mualimdir. Ona göre, okumayı öğrenen biri üç şekilde alemlerin Rabbini tanıyabilir. Birincisi, kâinat &#8220;kitab-ı kebiri&#8221;ndeki kudret ayetlerini okuyarak. İkincisi, kâinat kitabının tercümanı olan &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;deki kelam ayetlerini okuyarak. Üçüncüsü, yaşayan Kur&#8217;an olan İnsan-ı Kebir&#8217;in (a.s.m.) hayatını okuyarak. Çünkü, Bediüzzaman&#8217;a göre, her üç kitap da aynı şeyleri anlatıyor. Birincisi, Sonsuz Kudret Sahibi&#8217;nin &#8220;element alfabesi&#8221;ni kullanarak kudret kalemiyle kendini bildirmesidir. İkincisi, Sonsuz İlim Sahibi&#8217;nin &#8220;Arap alfabesi&#8221;ni kullanarak kelamıyla kendini tarif etmesidir. Üçüncüsü ise, Sonsuz Rahmet Sahibi&#8217;nin, &#8220;gen alfabesi&#8221;ni kullanarak en kâmil bir insanı alemlere rahmet yapıp onunla kendini tanıtıp sevdirmesidir. Hasılı, her üç kitap da Âlemlerin Rabbinden bahsediyor. O&#8217;nu tarif ediyor. O&#8217;nu tanıtıyor. O&#8217;nu sevdiriyor.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre, bu kitapların yazarı aynı olduğu için aralarında bir çelişki olamaz. Üçü de birbirini teyit eder. Birbirine destek verir. Birbirini tefsir eder. Bu sırdandır ki, &#8220;Mualimlerimiz bize Allah&#8217;tan bahsetmiyorlar&#8221; diye şikayete gelen öğrencilere, &#8220;Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusiyle, mütemadiyen(devamlı) Allah&#8217;tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.&#8221; diyerek, gerçek bilimin Allah&#8217;ı anlattığını söyler. Çünkü, Bediüzzaman&#8217;a göre, gerçek bilim Allah&#8217;ın kainat kitabındaki kudret ayetlerini keşfediyor. Onları su yüzüne çıkarıyor. Seküler bilim adamı keşfettiği ayetleri okumasını bilmediği için manasız, tesadüfi şekillerden ibaret sanıyor. Onları yazan, ilim, kudret ve sanat sahibi katibi inkar ediyor. Tıpkı, Çince yazılmış harikulade bir kitabı, okumasını bilmediği için, manasız bir karalama düşünüp, yazarını inkar eden biri gibi. Oysa, okumasını bilen için, üç kitap da çok yüksek hakikatlerden haber verir. Çok derin manalar içerir. Çok güzel müjdeler verir.</p>
<p>Bediüzzaman, seküler bilim adamlarının, kainat kitabındaki kudret ayetlerini &#8220;sebepler&#8221;, &#8220;tabiat&#8221; ve &#8220;tesadüf&#8221; perdeleriyle örttüğünü düşünür. Eserlerinde, bu perdeleri yırtıp, herşeydeki ilahi ayetleri okur ve okutur. Örneğin, Tabiat Risalesi adlı eserinde, sebepler, tabiat ve tesadüf perdelerini param parça eder. Otuz Üçüncü Söz&#8217;de her bir şeyde alemlerin Rabbini gösteren pencereler açar. Âyetü&#8217;l-Kübra&#8217;da, muhatabını otuz üç mertebeden geçirerek, imanî bir miraçla, Rabbininin huzuruna kavuşturur. Yirmi Dördüncü Söz&#8217;de ise Allah&#8217;ın fiillerinden, isimlerine; isimlerinden sıfatlarına; sıfatlarından şuunatına ve Zatına kadar yükselmenin yolunu gösterir.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın öğretisiyle üç kitabı okuyan biri için, din ile bilim birbiriyle çelişmez. Akıl ile kalp birbiriyle çatışmaz. Birbiriyle savaşan iki düşman olmaz, birbirine dost iki kardeş olur. Birbirini teyit eder. Birbirine kuvvet verir. Birbirine destek verir. Böyle biri için, Kur&#8217;an, kainat kitabını okumayı talim ederken, kainat da Kur&#8217;anı tefsir eder. Esasen, Kur&#8217;an ile kainatı okumak arasında bir fark yoktur. Çünkü, ikisi de aynı mesajı verir. İkisi de birbirini gösterir. Birbirine işaret eder. Kur&#8217;anı okuyan, kainatı içinde gördüğü gibi, kainatı okuyan da Kur&#8217;anı içinde görür.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ı okuyan biri için din dogma olmaktan çıkar, üç kitaptaki sayısız ayetlerle teyit edilen en yüksek hakikat olur. Dindar olmak ayıp değil, iftihar vesilesi olur. Din ve bilimin ittifakıyla hakikat ortaya çıkar. Çünkü, Bediüzzaman&#8217;ın tabiriyle, &#8220;Aklın nuru funun-u medeniyedir (fen bilimleridir); vicdanın ziyası(ışığı) ulumu diniyedir(din ilimleridir). İkisinin imtizacıyla(birleşmesiyle) hakikat tecellî eder(ortaya çıkar). O iki cenah(kanat) ile talebenin himmeti pervaz eder(kanatlanır). İftirak ettikleri(ayrıldıkları) vakit birinden taassup, diğerinden hile ve şüphe tevellüd eder(doğar)&#8221;. Dolayısıyla, gerçek bilim ve din birbirini tekzip değil, tasdik eder. Birbirini tenkit değil, takdir eder. Birbirini ikame değil, tamim eder.</p>
<p>Kur&#8217;an Hazinelerinin Kaşifi</p>
<p>Bediüzzaman, Kur&#8217;an hazinelerindeki cevherleri keşfeden bir kaşiftir. Onun nazarında, Kur&#8217;an, içinde elmas ve altın gibi değerli mücevherlerin dolu olduğu benzersiz bir &#8220;hazine&#8221;dir. Hatta, Kur&#8217;an&#8217;ın her bir ayeti böyle bir hazinedir. Hem de dünyanın bütün hazinelerinden daha kıymetli olan eşsiz bir hazine. Çünkü dünyanın hazineleri, insanın şu kısa dünya hayatındaki arzu ve ihtiyaçlarını kısmen karşılamak için kâfi olabilir. Oysa kabirden sonra, elmasla kömürün hiçbir farkı yoktur. İkisi de geçersiz akçedir. Kur&#8217;an hazineleri ise, hem dünyada hem de ahirette insanın ihtiyaçlarını karşılayan tükenmez bir hazinedir. Bediüzzaman&#8217;a göre, çoğu insan paha biçilmez Kur&#8217;an hazinesinden habersiz olduğundan veya gafletle kıymetini tam takdir edemediğinden istifade edemiyor. Başka hazineler peşinde koşturuyor. Tıpkı evindeki hazineden haberi olmayan birini başkasından beş kuruş dilenmesi gibi.</p>
<p>Bediüzzaman, eserlerinde, Kur&#8217;an hazinelerinden çıkardığı cevherleri paylaşır. O hazineleri açacak anahtarları takdim eder. Ancak, o ceherleri kendine mal etmez. Onların yegane kaynağı olarak Kur&#8217;anı gösterir. Kendi ifadesiyle &#8220;tevazu suretinde demiyorum; belki bir hakikati beyan etmek için derim ki: &#8220;Sözlerdeki hakaik(hakikatler) ve kemâlât(faziletler) benim değil, Kur&#8217;ân&#8217;ındır ve Kur&#8217;ân&#8217;dan tereşşuh etmiştir (süzülmüştür).&#8221;</p>
<p>Bediüzzaman, hayatını Kur&#8217;an&#8217;ı anlamaya ve anlatmaya vakfetmişti. Kur&#8217;an&#8217;ı kendine kıble etmiş ve tefsirini yazarken yanında sadece Kur&#8217;an&#8217;ı bulundurmuştu. Kitaplarındaki hakikatleri doğrudan doğruya Kur&#8217;an&#8217;dan almış ve onlara &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın malı&#8221; demişti. Kur&#8217;an&#8217;ın kuvvetine dayanarak sorulan sorulara cevap vermiş ve bütün dünyaya meydan okumuştu.</p>
<p>Bazılarının iddia ettiği gibi, Bediüzzaman&#8217;a yeni bir hakikat ilham edilmemişti. Kullağına yeni bilgiler üflenmemişti. Çünkü her şeyi bilen Âlemlerin Rabbinin gönderdiği kitapta &#8220;bütün bilgiler&#8221; vardı. Bediüzzaman&#8217;ın kulağına Kur&#8217;an&#8217;da var olan bilgileri nasıl keşfedeceği üflenmişti. Çünkü o Kur&#8217;an&#8217;ın önünde eğilmiş, hayatını ona feda etmişti. Kur&#8217;an&#8217;ı anlamak için her türlü hevesini terk etmişti. Ömrünü Kur&#8217;an&#8217;a adamış ve ona samimi bir talebe olmuştu. Kur&#8217;an da ona açılmış ve içindeki gizli elmasları ona göstermişti. Onun içindir ki, Bediüzzaman keşfettiği hakikatleri Kur&#8217;an&#8217;ın tevhit denizinden bir damla (Katre), bir kabarcık (Hubab), bir sızıntı (Reşha) olarak tarif etmişti. Onları Kur&#8217;an bahçesinden bir meyvenin çekirdeği (Habbe) ve bir çiçek (Zühre) olarak takdim etmişti. Onları Kur&#8217;an&#8217;ın hidayet meltemlerinden bir esinti (Şemme) ve parlak nurlarından bir parıltı (Şule) olarak göstermişti. Onları Kur&#8217;an&#8217;ın elmas hazinelerini açan birer anahtar olarak görmüştü. Eserleriyle yüzlerce Kur&#8217;an kapılarını açmasına rağmen, daha &#8220;pek çok kapıları kapalı kalıp, istikbalde geleceklere bırakılmıştır&#8221; diyerek, insanları Kur&#8217;an&#8217;ı okumaya teşvik etmişti.</p>
<p>“Dr. Furkan Aydıner Florida Üniversitesi Öğretim Üyesi”</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman+++-+http://tinyurl.com/nzpclh&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/&amp;t=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %22Ris%C3%A2le-i%20Nur%27u%20anlam%C4%B1yorlar%2C%20yahut%20anlamak%20istemiyorlar.%20Beni%20skolastik%20%28orta%C3%A7a%C4%9F%20felsefesi%29%20batakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20i%C3%A7inde%20saplanm%C4%B1%C5%9F%20bir%20medrese%20hocas%C4%B1%20zannediyorlar.%20Ben%2C%20b%C3%BCt%C3%BCn%20m%C3%BCsbet%20ilimlerle%20%28pozitif%20bilimler%29%2C%20asr-%C4%B1%20h%C3%A2z%C4%B1r%20fen%20ve%20felsefesiyle%20me%C5%9Fgul%20oldum.%20Bu%20hususta%20en%20derin%20meseleleri%20hal" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/&amp;title=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/&amp;title=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/&amp;srcTitle=%5BVefat%C4%B1n%C4%B1n+48.y%C4%B1l%C4%B1nda%5D+Ke%C5%9Ffedilmeyi+bekleyen+Ka%C5%9Fif%3A+Bedi%C3%BCzzaman++&amp;snippet=%22Ris%C3%A2le-i%20Nur%27u%20anlam%C4%B1yorlar%2C%20yahut%20anlamak%20istemiyorlar.%20Beni%20skolastik%20%28orta%C3%A7a%C4%9F%20felsefesi%29%20batakl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20i%C3%A7inde%20saplanm%C4%B1%C5%9F%20bir%20medrese%20hocas%C4%B1%20zannediyorlar.%20Ben%2C%20b%C3%BCt%C3%BCn%20m%C3%BCsbet%20ilimlerle%20%28pozitif%20bilimler%29%2C%20asr-%C4%B1%20h%C3%A2z%C4%B1r%20fen%20ve%20felsefesiyle%20me%C5%9Fgul%20oldum.%20Bu%20hususta%20en%20derin%20meseleleri%20hal" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/03/23/vefatinin-48yilinda-kesfedilmeyi-bekleyen-kasif-bediuzzaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

