<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Düşünce iklimi</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/tag/dusunce-iklimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 17:30:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Büyük adam&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 18:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[bekir berk]]></category>
		<category><![CDATA[büyük adam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1412</guid>
		<description><![CDATA[Ahirete bir büyük adam göçtü. Kimdir bu zat? Onun kim olduğunu söylemeden önce, bir başka sorunun cevabını vermek gerekiyor. &#8221;Büyük adam kimdir? Kime büyük adam derler?&#8221; &#8221;Büyük adam, orduları yenmiş, ülkeleri fethetmiş adam mıdır?&#8221; &#8221;Hayır.&#8221; &#8221;Büyük adam, çok alkışlanan adam mıdır?&#8221; &#8221;Hayır.&#8221; &#8221;Büyük adam, çok yüksek makam ve rütbelere çıkmış adam mıdır?&#8221; &#8221;Hayır.&#8221; &#8221;Büyük adam, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4063/4339181190_3f19dd1522_z.jpg?zz=1" alt="" width="468" height="640" /></p>
<p>Ahirete bir büyük adam göçtü. Kimdir bu zat? Onun kim olduğunu söylemeden önce, bir başka sorunun cevabını vermek gerekiyor.</p>
<p>&#8221;Büyük adam kimdir? Kime büyük adam derler?&#8221;</p>
<p>&#8221;Büyük adam, orduları yenmiş, ülkeleri fethetmiş adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Büyük adam, çok alkışlanan adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Büyük adam, çok yüksek makam ve rütbelere çıkmış adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Büyük adam, çok şeyler yıkan veya yapabilen adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Büyük adam, tarihlere geçmiş veya geçebilecek adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Büyük adam, adına anma toplantıları yapılan adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;<br />
&#8221;Ve nihayet büyük adam, herkes tarafından büyük tanınan, büyük sanılan, büyük gösterilen veya büyüktür diye ilan edilen adam mıdır?&#8221;<br />
&#8221;Hayır.&#8221;</p>
<p>Ya öyle ise, kimdir büyük adam?</p>
<p>Büyük adam, yaratılış gayesini bir an hatırından çıkarmayan, bu hedefe doğru yürüyen ve bu hedeften hiç bir zaman şaşmayan ve ayrılmayan adamdır.</p>
<p>Büyük adam, her harekâtının, her an zapt edildiğini bir an dahi aklından çıkarmayarak, her anının hesabını vereceğinin dikkat ve şuuru ile &#8216;İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râcîûn&#8217; hakikatinin idrâki içinde bulunan adamdır.</p>
<p>Büyük adam, Allah&#8217;ın rızasından başka hiç bir şeyi gaye edinmemiş ve nefsine; &#8216;Ey nefis takvâ ve amel-i sâlih ile Hâlikını râzı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur. O kâfidir. Eğer halk da Allah&#8217;ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirse iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlarda senin gibi âciz kullardır&#8217; diyebilen ve o esasa riâyet edebilen kişidir.</p>
<p>Büyük adam, dâvası büyük olan adamdır.<br />
Büyük adam, himmeti büyük olan adamdır.<br />
Büyük adam, hedefi büyük olan adamdır.<br />
Büyük adam, nefsi emaresini yenmiş adamdır.<br />
Büyük adam, dünyaya, menfaate, şöhrete, mala, paraya, makama ve nefsine esir olmayan adamdır.<br />
Büyük adam, meşru lezzetleri dahi dâvası uğruna terk eden adamdır.<br />
Büyük adam, şeytanına &#8216;Eyne&#8217;l-mefer&#8217; dedirten adamdır.<br />
Büyük adam, darağaçlarına, zindanlara, kurşunlara, tehditlere ve tehlikelerin her türlüsüne meydan okuyan, pabuç bırakmayan adamdır.</p>
<p>Büyük adam, şehitlik makam rütbesinin üstünde makam ve rütbe tanımayan adamdır.<br />
Büyük adam, büyüklük dâvâsı olmayan adamdır.<br />
Ve nihayet büyük adam, bütün küçüklüklerden sıyrılmasını bilmiş ve bütün büyüklükleri şahsında cem&#8217;etmiş adamdır.<br />
Şimdi ilk sualin cevabını verebiliriz: Âhirete göçtüğünden bahsettiğimiz o büyük zât, o büyük adam, yukarıda saydığımız bütün vasıfların ve sahip olduklarının da pek çoğunu sayamadığımız büyüklüklerin sahibi, Mehmed Zübeyir Gündüzalp&#8217;tir.<br />
Konya&#8217;nın, mert ve erkek ruhlara ve İslâm fedâisi kahramanlarına beşik olan Ermenek Yaylasında doğup, İstanbul ufuklarında ufûl eden güneş, &#8216;Kur&#8217;ân&#8217;ın muhkemat kal&#8217;asına gir, sünnet-i seniyeyi rehber yap, selâmeti bul&#8217; diyen ve Allah-u Âzimüşşânın nûrunu, Peygamberî Zîşanın nûrunu, Kur&#8217;ân-ı Hakîmin nûrunu, İslâm’ın nurûnu, îmânın nurûnu aksettiren Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin aksettirdiği bütün bu nurlara her daim en geniş şekilde ayna olabilmek liyâkat ve bahtiyarlığına sahip olarak âlem-i bekâya intikâl etmiştir.</p>
<p>Evet, Mehmet Zübeyir Gündüzalp, Risale-i Nur&#8217;la karşılaşıp, onu okuyunca aklıyla, kalbiyle, ruhuyla ve sair bütün lâtifeleriyle o nûrun pervanesi olmuş ve en büyük davanın iman dersleri ile yapılabileceğini idrak etmiş ve bütün zerratı ile massettiği Risale-i Nur&#8217;un muellif-i muhteremi Bediüzzaman&#8217;ın yanında yer almıştır. Her şeyini feda ve terk eden bir İslam fedaisi olarak zindanlar, tehditler, tazyikler, tecavüzler karşısında zerrece irkilmeden, onunla beraber zindanlar içinde, demir parmaklıklar arkasından, darağaçlarının altından, süngüler arasından dimdik yürüyerek geçmiştir.<br />
Hayat hikayesini ve kahramanlıklarını, fedakârlıklarını ve eşsiz vasıflarını değil bir makale, bir kitaba dahi sıkıştırmak mümkün olmayan bu zat, her şeyden önce nefs-i emaresini, his ve hevasını, bir daha belini doğrultamayacak bir şekilde yere sererek iman hizmetine vakf-ı hayat eylemiş: azamî ihlâsın, azamî fedakârlığın ve sabr-ı cemilin mücessem timsali olarak yaşamış; hüsn-ü ibadete ve taate ve şükre ve zikre muvaffak olmuş, iman-ı billaha, marifetullaha ermiş; hayatı başından sonuna kadar Kur&#8217;an hizmetinde, iman hizmetinde, Risale-i Nur hizmetinde geçmiş; hastalıkların, yorgunlukların ve şer kuvvetlerin vurmak istedikleri zincirleri darmadağın etmiş ve son nefesine kadar bu hizmetin zaferi için mücadele ederek ruhunu hizmetin ateş hattında teslim eylemiş ve kınından çıkmış bir kılıç olarak ahirete irtihal etmiştir.<br />
Allah onu garîk-i rahmet eylesin; Nur içinde yatsın; Cennetü&#8217;l-Firdevsine kabul buyursun, Peygamber-i Zîşânın ve Büyük Üstadın âğuş-u nazdârânesinde mes&#8217;ûd eylesin ve himmetini bu aciz ve günahkâr kardeşlerinin üzerinden eksik eylemesin. Âmin&#8230;</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=B%C3%BCy%C3%BCk+adam...+-+http://tinyurl.com/3kullk4&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/&amp;t=B%C3%BCy%C3%BCk+adam..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=B%C3%BCy%C3%BCk+adam...&amp;link=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=B%C3%BCy%C3%BCk+adam...&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0AAhirete%20bir%20b%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20g%C3%B6%C3%A7t%C3%BC.%20Kimdir%20bu%20zat%3F%20Onun%20kim%20oldu%C4%9Funu%20s%C3%B6ylemeden%20%C3%B6nce%2C%20bir%20ba%C5%9Fka%20sorunun%20cevab%C4%B1n%C4%B1%20vermek%20gerekiyor.%0D%0A%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20kimdir%3F%20Kime%20b%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20derler%3F%27%27%0D%0A%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%2C%20ordular%C4%B1%20yenmi%C5%9F%2C%20%C3%BClkeleri%20fethetmi%C5%9F%20adam%20m%C4%B1d%C4%B1r%3F%27%27%0D%0A%27%27Hay%C4%B1r.%27%27%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%2C%20%C3%A7o" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/&amp;title=B%C3%BCy%C3%BCk+adam..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/&amp;title=B%C3%BCy%C3%BCk+adam...&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/&amp;srcTitle=B%C3%BCy%C3%BCk+adam...&amp;snippet=%0D%0AAhirete%20bir%20b%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20g%C3%B6%C3%A7t%C3%BC.%20Kimdir%20bu%20zat%3F%20Onun%20kim%20oldu%C4%9Funu%20s%C3%B6ylemeden%20%C3%B6nce%2C%20bir%20ba%C5%9Fka%20sorunun%20cevab%C4%B1n%C4%B1%20vermek%20gerekiyor.%0D%0A%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20kimdir%3F%20Kime%20b%C3%BCy%C3%BCk%20adam%20derler%3F%27%27%0D%0A%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%2C%20ordular%C4%B1%20yenmi%C5%9F%2C%20%C3%BClkeleri%20fethetmi%C5%9F%20adam%20m%C4%B1d%C4%B1r%3F%27%27%0D%0A%27%27Hay%C4%B1r.%27%27%0D%0A%27%27B%C3%BCy%C3%BCk%20adam%2C%20%C3%A7o" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2011/10/10/buyuk-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal ile Abdülhamid arasında</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2011 19:28:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[abdulhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1394</guid>
		<description><![CDATA[Kahramanları ne kadar azsa, bir toplumun gerçek bir demokrasinin o kadar uzağında olduğunu söylemek mümkün. Kahramanı biricik ise, o toplumun açıkça ‘otoriter’liğin, hatta ‘totaliter’liğin gölgesi altında yaşamaya mahkûm olduğunu da&#8230; Demokrasisiyle öne çıkmış ülkelerde, siyaset alanında birçok ‘kahraman’ görüyor gözlerimiz. Bu toplumlarda, hayatın diğer alanlarında ise, başkaca kahramanlar karşımıza çıkıyor. Buna karşılık, Türkiye toplumuna muktedirlerce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2751/4145513975_b9b5fc4d68_o.jpg" alt="" width="396" height="303" /></p>
<p>Kahramanları ne kadar azsa, bir toplumun gerçek bir demokrasinin o kadar uzağında olduğunu söylemek mümkün. Kahramanı biricik ise, o toplumun açıkça ‘otoriter’liğin, hatta ‘totaliter’liğin gölgesi altında yaşamaya mahkûm olduğunu da&#8230;</p>
<p>Demokrasisiyle öne çıkmış ülkelerde, siyaset alanında birçok ‘kahraman’ görüyor gözlerimiz. Bu toplumlarda, hayatın diğer alanlarında ise, başkaca kahramanlar karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Buna karşılık, Türkiye toplumuna muktedirlerce biçilmiş ‘kahraman’ kontenjanı, tek kişilik. Bu ülkenin bir tek kahramanı var. Şoförler derneği için de, parlamento muhabirleri için de, ‘ekmek parası’ için yuvasından bin kilometre uzağa pamuk veya fındık toplamaya gitmiş ırgatlar için de yol gösterici bir ‘özlü söz’ü muhakkak var olan tek bir kahraman&#8230;</p>
<p>Hangi yaşa ve sınıfa ait olursa olsun bütün ders kitaplarında, muhakkak onun görüşleri var. İlgili ders ister matematik olsun, ister laikliğe aykırı zorunlu ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ dersi, sonuç değişmiyor. Binlerce, milyonlarca atası olan bir toplumda yaşıyor değiliz. Bu toplumun bir tek atası var, biricik kahramanı&#8230;</p>
<p>Bu toprakların neredeyse on sene mecburen tarih okumuş çocukları, Kurtuluş Savaşı söz konusu olduğunda dahi, ikinci, üçüncü bir ismi sıralamakta zorlanıyor.</p>
<p>Kemalizm, bu topraklarda, bir hükümranlığın adı. Devletlûların topluma biçtiği kalıba uyanların ‘mutlu’ olduğu; diğer herkesin ise ‘olağan şüpheliler’ listesine fişlendiği bir hükümranlığın&#8230; Türkiye’de otoriter zihniyet, tek parti döneminde yetinmeyip ‘totaliter’ bir kılığa da bürünmüş olmakla birlikte, tek adam, tek kahraman üzerinden varlığını ve hükümranlığını hâlâ sürdürüyor.</p>
<p>Yetmişiki sene önce ölmüş bir fani üzerinden bir topluma yön ve yol belirleyen bu zihniyeti aşabilmek için, yapılacak o kadar şey var ki&#8230; Bir toplumun geleceğine ipotek koyacak şekilde tek bir kahraman oluşturmak üzere tasarlanmış tarih kurgusunu sarsmak; bir insanın seksen sene önce söylediği sözün bugünün dünyasında bir karşılığı olup olmadığını sorgulamak, bu toplumda Mustafa Kemal’den daha zeki insanların doğabilme ihtimaline zihinleri açık tutabilmek, bunlardan yalnızca birkaçı. Ama nasıl bir cendereyle yüz yüze olduğumuz şuradan belli: Bu kadarını söyleyebilmek bile, çokları için büyük cür’et, başka niceleri için ise büyük cesaret&#8230; İşe bakın; öyle düşünenin göğsünü gere gere “Allah’a inanmıyorum” diyebildiği bir ülkede, ‘Mustafa Kemal’e inanmıyorum” demek için kem gözlere, kem sözlere, fişlemelere ve hatta adlî süreçlere razı olmak gerekiyor.</p>
<p>Fırsat bulabildiği anda ‘totaliter’ olmaya da yatkın böylesine otoriter bir anlayış karşısında, dinli dinsiz, Türk Kürt, Alevî Sünnî, müslim gayrimüslim, dindar seküler diye ayırmaksızın bir toplumun bir tepki vermesi beklenir normalde. Hepsi ayrı bir alanda yetkin ve hepsi de doğruları kadar yanlışlarıyla da bize ortak bir tecrübe sunan binlerce kahramanı olan ve böylece yeni yeni kahramanlar yetiştirebilen bir toplumsal zemin ihdas edebilmenin yollarını araması beklenir. Gelin görün ki, bu hâkim ‘tek kahraman’ anlayışından rahatsız olanların da aynı maraz ile mâlûl oldukları görülüyor. İtirazlarını biraz deşince, sohbeti biraz ilerletince görüyorsunuz ki, bu tablodan rahatsız olan nicelerinin itirazı resmin kendisiyle değil, resimdeki suretle ilişkili. Mustafa Kemal’in tek adam, tek lider, tek kahraman olarak takdiminden huzursuz kimileri gözünde, bu kez ‘her derde deva’ bir Abdülhamid tablosu canlanıyor. Başka kimilerinin gözünde ise, etnik, siyasî veya dinî aidiyetine göre, başka isimler. İsimler başka, ama her hâlükârda tek ve biricik&#8230;</p>
<p>Bu tanıma ne kadar layık olduğumu bilmiyorum, ama bu topraklarda dindar-seküler kategorisinin birinci tarafında görülen biri olarak, dindar kesimin Kemalizm’le olan gerilimli ilişkisinin ve açık veya gizli muhalefetinin, bu açıdan, dikkatle irdelenmesi gerekiyor. Muhalefetimiz, bu zihniyetin dinkarşıtlığından mı kaynaklanıyor, yoksa bu zihniyetin ‘otoriter’liğini de mi aynı ölçüde sorunlu görüyoruz? Doğru cevap her ikisi ise eğer, din-karşıtı olmayan, bilakis ‘dindarlar adına’ üretilen otoriter zihniyet, yaklaşım ve uygulamalara karşı da tavır koymamız gerekiyor çünkü.</p>
<p>Ama gidişat o ki, seküler kesimin otoriter tek kahramanı Mustafa Kemal’e mukabil, Sultan Abdülhamid’in şahsında dindar ama otoriter bir başka kahraman inşa ediliyor.</p>
<p>Eh, düne dair kahraman otoriter olunca, bugüne dair kahraman arayışı da otoriter bir vahada ilerlediği gibi, bugünün kahraman adayları da bu elverişli zeminde rahatlıkla otoriter savrulmalar sergileyebiliyor. Türkiye toplumunun iki önemli fay hattında ilerlediği söylenir. Türk-Kürt gerilimi birincisi, dindar-seküler gerilimi ikincisidir. Bazıları, muhtemel bir üçüncü fay kırığı olarak Sünnî-Alevî gerilimini de işaretliyor.</p>
<p>Böylesi bir deprem riskine rağmen, bu topraklarda sağlam bir demokrasi inşa etmek hiç de zor değil. Bunun ilk adımını ise, otoriter bir zihniyet karşısında ilkesel bir duruş sergilemek oluşturuyor.</p>
<p>Kimin için, kime karşı ve ne adına olduğuna bakmaksızın, otoriter zihniyetin bütün tezahürlerine karşı, ‘ilkesel’ bir duruş sergilemek ve kahramanları bol olan bir zihniyet dünyasına adım atabilmek..</p>
<p>Metin KARABAŞOĞLU-Risalehaber.com</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda++-+http://tinyurl.com/6cvrg2z&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/&amp;t=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+&amp;link=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0AKahramanlar%C4%B1%20ne%20kadar%20azsa%2C%20bir%20toplumun%20ger%C3%A7ek%20bir%20demokrasinin%20o%20kadar%20uza%C4%9F%C4%B1nda%20oldu%C4%9Funu%20s%C3%B6ylemek%20m%C3%BCmk%C3%BCn.%20Kahraman%C4%B1%20biricik%20ise%2C%20o%20toplumun%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7a%20%E2%80%98otoriter%E2%80%99li%C4%9Fin%2C%20hatta%20%E2%80%98totaliter%E2%80%99li%C4%9Fin%20g%C3%B6lgesi%20alt%C4%B1nda%20ya%C5%9Famaya%20mahk%C3%BBm%20oldu%C4%9Funu%20da...%0D%0A%0D%0ADemokrasisiyle%20%C3%B6ne%20%C3%A7%C4%B1km%C4%B1%C5%9F%20%C3" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/&amp;title=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/&amp;title=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/&amp;srcTitle=Mustafa+Kemal+ile+Abd%C3%BClhamid+aras%C4%B1nda+&amp;snippet=%0D%0AKahramanlar%C4%B1%20ne%20kadar%20azsa%2C%20bir%20toplumun%20ger%C3%A7ek%20bir%20demokrasinin%20o%20kadar%20uza%C4%9F%C4%B1nda%20oldu%C4%9Funu%20s%C3%B6ylemek%20m%C3%BCmk%C3%BCn.%20Kahraman%C4%B1%20biricik%20ise%2C%20o%20toplumun%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7a%20%E2%80%98otoriter%E2%80%99li%C4%9Fin%2C%20hatta%20%E2%80%98totaliter%E2%80%99li%C4%9Fin%20g%C3%B6lgesi%20alt%C4%B1nda%20ya%C5%9Famaya%20mahk%C3%BBm%20oldu%C4%9Funu%20da...%0D%0A%0D%0ADemokrasisiyle%20%C3%B6ne%20%C3%A7%C4%B1km%C4%B1%C5%9F%20%C3" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2011/01/24/mustafa-kemal-ile-abdulhamid-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Yüzlü</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 17:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1332</guid>
		<description><![CDATA[Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde. Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder. Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla karşıma çıkan bir gerçek vardır: Medya üzerinden hep ‘barbar’ ve ‘terörist’ olarak tanıdığı Müslümanlardan biriyle ama okulda, ama işyerinde, ama komşuluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm2.static.flickr.com/1436/4721066985_00b6c95402.jpg" alt="" width="464" height="239" /></p>
<p>Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde.</p>
<p>Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder.</p>
<p>Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla karşıma çıkan bir gerçek vardır: Medya üzerinden hep ‘barbar’ ve ‘terörist’ olarak tanıdığı Müslümanlardan biriyle ama okulda, ama işyerinde, ama komşuluk dolayısıyla ilk defa bizzat yüzyüze gelen ecnebilerin yaşadığı tedirginliğin yerine sırasıyla merak-ilgi-sevgi-saygı almışsa, bir sebebi tanıdığı mü’minin yüz ifadesidir.</p>
<p>Yüze de akseden sekîne hali.</p>
<p>Yüzün uyandırdığı emniyet.</p>
<p>Hele o yüzün sahibine her anında ‘infak’ sevabı kazandıran içten tebessüm…</p>
<p>Buna karşılık, kimi yüzler vardır ki, bana cehennemi hatırlatır.</p>
<p>Kimi sıcağıyla yakan, kimi soğukluğuyla…</p>
<p>Yıllar yılı, otobüste, trende, vapurda seyahat etmişliğimle, bilhassa vapurda karşıma çıkan yüzlere bakıp, yaptığı işi, taşıdığı inancı, benimsediği ideolojiyi, oy verdiği partiyi bile açıkça söylüyor gibi geliyor artık bana yüzler.</p>
<p>Ve en önemlisi, o kişinin vicdanî durumunu…</p>
<p>Bunun bana has bir durum olduğunu da sanmıyorum.</p>
<p>Allah’ın izniyle üç çocuk büyütmüş bir baba olarak, daha altı aylık yahut bir yaşında bir bebeğin dahi, yüzlere bakıp artı veya eksi ‘elektrik’ aldığını; yüze bakıp emniyet veya korku, sevinç veya endişe duyduğunu gözlemlemiş haldeyim çünkü…</p>
<p>Durum bu olunca, televizyonlarda, hele ki bazı kanallarda sıklıkla karşıma çıkan yüzler, gariptir, beni sinirlendirmekten öte, gülümsetiyor.</p>
<p>Ağızlarından çıkan sözler ne kadar mizansız, ne kadar güce tapıcı, ne kadar korkuyu ve öfkeyi kutsayıcı olursa olsun, o yüzler beni gülümsetiyor.</p>
<p>Hazin bir gülümseyiş ama…</p>
<p>Biraz da hınzır bir gülümseyiş…</p>
<p>Belli kanallar var, belli yüzler çadır kurmuş oralara…</p>
<p>Devlet yüzler diyorum onlara.</p>
<p>Devlet yüzlüler.</p>
<p>Durum kötü, herşey berbat, ortalığı boş bırakmayacaksın, vuracaksın kafasına, gösterelim günlerini diye bağıran yüzler…</p>
<p>Bir devlet yüzlüler galerisi var hafızamda</p>
<p>367 Sabih…</p>
<p>Kapatmacı Vural…</p>
<p>Fırıldak Tuncay…</p>
<p>Cevizkabuğu Hulki…</p>
<p>Devletin malı Deniz…</p>
<p>Ve daha niceleri…</p>
<p>Devlet yüzlüler var etrafımızda.</p>
<p>Sevgisiz.</p>
<p>Tebessümden nasipsiz.</p>
<p>Tebessüme teşebbüs ettiğinde ise tebessüm edemeyen.</p>
<p>İnsana ‘tebessüm’ ile ‘sırıtmak’ arasındaki farkın kasların kendiliğinden veya zoraki kasılıp gevşemesiyle ilgili olduğunu insana farkettiren.</p>
<p>Bu yüzleri görünce, tebessüm ediyorum demiştim, evet.</p>
<p>Biraz hazin, biraz hınzır bir tebessüm hem de…</p>
<p>Hazin; çünkü bir tarafım acıyor onlara. Yüze bu şekilde akseden bir ruh halini, yüze bu şekilde yansıyan bir duygu durumunu hiçbir insana yakıştıramıyorum.</p>
<p>Hınzır; çünkü bu yüz ifadesiyle ‘demokratik yoldan’ bir milim ilerleme kaydedemeyeceklerini; bu yüzle kimseye emniyet, huzur, asayiş, güven, sevgi, saygı telkin edemeyeceklerini; iş demokrasiye kaldığı sürece bu yüzlerin hep sınıfta kalacağını yüzümdeki iki gözle görebiliyorum.</p>
<p>İşin garibi, kendilerine gülümsemeleri tavsiye edilse de, demokratik yolda hep kaybeden olacaklar.</p>
<p>Çünkü en fazla, o meşhur Mesut Yılmaz gülüşünden öteye geçemeyecek gülümseyişleri. Çünkü, en az o derece zoraki…</p>
<p>Millet niye bizi dinlemiyor diye öfkeli hepsi.</p>
<p>Niye bizi değil de, onları dinliyor diye.</p>
<p>Oysa herşeyi bilen onlar. Hem herşeyi gören…</p>
<p>Bir yerde görsem kendilerini ve az biraz olsun can kulağıyla dinleme umudu görebilsem.</p>
<p>‘Devlet yüzlü’ tabirini aktaracağım kendilerine.</p>
<p>O yüzden, şu yüzden, bu yüzden değil diyeceğim sizin hep kaybetmeniz; demokratik yoldan ‘her daim kaybedenler’ sınıfına yazılmanız…</p>
<p>Yüzden kaybediyorsunuz siz.</p>
<p>O yüzden, şu yüzden, bu yüzden, falan-filan yüzünden değil.</p>
<p>Tek kelimeyle, yüzden…</p>
<p>Sevginin de, sevgisizliğin de; merhametin de, merhametsizliğin de; secdenin de, secdesizliğin de eserinin okunduğu yüzden…</p>
<p>Alınlarda yazılana dair ahir zaman hadisi hiç de boşuna değil…</p>
<p>Metin Karabaşoğlu &#8211; Risalehaber.com<br />
21.06.2010</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC+-+http://tinyurl.com/26fbpaf&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;t=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0AAyetin%20haber%20verdi%C4%9Fi%20%C3%BCzere%2C%20secdenin%20de%2C%20secdesizli%C4%9Fin%20de%20eseri%20g%C3%B6r%C3%BCl%C3%BCr%20y%C3%BCzde.%0D%0A%0D%0AYine%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%20Hesap%20G%C3%BCn%C3%BC%20s%C4%B1rada%20bekle%C5%9Fenlerin%20i%C3%A7%20d%C3%BCnyalar%C4%B1nda%20olup%20biteni%2C%20y%C3%BCzlerin%20%C5%9Fekli%20ve%20rengiyle%20tarif%20eder.%0D%0A%0D%0ABeri%20tarafta%2C%20okudu%C4%9Fum%20y%C3%BCzlerce%20ihtida%20%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BCnde%20s%C4%B1kl%C4%B1kla%20kar%C5%9F%C4%B1ma%20%C3%A7%C4%B1kan" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;title=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;title=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;srcTitle=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC&amp;snippet=%0D%0AAyetin%20haber%20verdi%C4%9Fi%20%C3%BCzere%2C%20secdenin%20de%2C%20secdesizli%C4%9Fin%20de%20eseri%20g%C3%B6r%C3%BCl%C3%BCr%20y%C3%BCzde.%0D%0A%0D%0AYine%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%20Hesap%20G%C3%BCn%C3%BC%20s%C4%B1rada%20bekle%C5%9Fenlerin%20i%C3%A7%20d%C3%BCnyalar%C4%B1nda%20olup%20biteni%2C%20y%C3%BCzlerin%20%C5%9Fekli%20ve%20rengiyle%20tarif%20eder.%0D%0A%0D%0ABeri%20tarafta%2C%20okudu%C4%9Fum%20y%C3%BCzlerce%20ihtida%20%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BCnde%20s%C4%B1kl%C4%B1kla%20kar%C5%9F%C4%B1ma%20%C3%A7%C4%B1kan" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asil bir korku</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 19:16:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[zaman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1310</guid>
		<description><![CDATA[Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti. Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi? Postacı (Il Postino/yön. Michael Radford) filminde şair Pablo Neruda&#8217;nın bir dizesinden söz edilir: &#8220;İnsan olmaktan yoruldum.&#8221; İnsan olmanın zorluğunun büyülü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2804/4479208319_331b2ef98a.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti.<br />
Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi? Postacı (Il Postino/yön. Michael Radford) filminde şair Pablo Neruda&#8217;nın bir dizesinden söz edilir: &#8220;İnsan olmaktan yoruldum.&#8221; İnsan olmanın zorluğunun büyülü bir anlatımıdır bu. Bir şaire yakışan! İkiye bölünmüş olmak en yorucu insan deneyimidir belki de. İnsan olmanın en yorucu hali.</p>
<p>Hepimizin zayıf anları, dönemleri vardır. Her zamanki insan değilizdir sanki. Sanki başka biri kendimizle aramıza girmiş, bizi ele geçirmeye çalışmaktadır. Kendimize şaşarız. &#8220;Bu ben miyim?&#8221; diye. Yapıp ettiklerimize bakarız. Davranışlarımıza akıl sır erdiremeyiz. Kendimizi bizi ele geçirmeye çalışan arzularımıza, benliğimize teslim etmek istemeyiz. Çünkü vicdanımız, ruhumuz, kalbimiz ve aklımız çok iyi bilir ki arzularımıza kurban edilmeyecek kadar sonsuz değerliyizdir. Dünyaya, dünyanın cazibelerine kapılarak berhava olmayacak kadar önemli bir varlığızdır.</p>
<p>Zor zamanlardır bunlar. İki arada bir derede sıkışıp kalırız. Çekiştirip durur her bir tarafımız. Vicdanımız &#8220;Yapma!&#8221; der. Nefis ve şeytan ise dünyanın içine çeker bizi. Belki de şeytanın bizi kıskanmasındandır bu. O&#8217;nun istemediklerini yapmama, istediklerini yapma konusunda zorlandığını anlatmıştı. Dünya bütün cazibesiyle üzerine saldırıyordu. Her türlü oyunu oynuyor, her türlü cilveyi yapıyor, her türlü numarayı çekiyordu. Kalbi ve vicdanı &#8220;Hayır!&#8221; diyordu. Dünyanın envaiçeşit numaralarıyla, &#8220;bir oyun ve eğlencenin&#8221; içine çekilmek istendiğini fark ediyor, bu oyunda sadece bir figüran olacağını, her şey olup bittikten sonra şöhreti sönen ünlü oyuncular gibi bir kenara fırlatılacağını iyi biliyordu. Emily Dickinson&#8217;ın bir şiirini okumuştu: &#8220;Şöhret bir arıdır/Bir şarkısı var/Bir iğnesi var/Ah, bir de, kanadı var.&#8221; Şöhretin yerine dünyayı koyarak bir kere daha okumuştu şiiri. Bir kere daha dinlemiştim o haliyle. Her iki hali de hikmet doluydu.</p>
<p>&#8220;Dayanmak çok zor. İçim lime lime sanki. Çok korkuyorum. O&#8217;nun istemediği şeyleri yapmaktan. Gece gündüz tedirginlik içindeyim.&#8221;</p>
<p>Hayran kalmıştım. &#8220;Ne asil bir korku bu&#8221; demiştim. &#8220;Ama&#8221; diye itiraz etmişti, &#8220;bu çok acı veriyor, çok zor bu. İnsanın nefsinin arzuları ile vicdanı arasında kalması çok acı veriyor.&#8221;</p>
<p>Daha da asil olan buydu. Bu acı çekiş, bu ıstıraptı daha da asil olan. Meleklerin yaşayamadığı bir deneyimdi bu. &#8220;İnsan olmanın zorluğu bu. İnsan olmanın yorgunluğu. &#8220;Seni tüm varlıklardan daha üstün kılan bu değil mi? Daha ne istiyorsun kendinden, daha ne bekliyorsun?&#8221; demiştim hayranlık dolu bir ses tonuyla.</p>
<p>İtirazını sürdürmüştü: &#8220;Ben Yusuf (as) gibi hiç arzu duymamak, hiç meyil taşımamak, dünyaya ve dünyanın cazibesine aldanmamak istiyorum. O&#8217;nun istemediği şeyleri yapmak istemiyorum.&#8221; Bir eksiklik vardı Yusuf (as) hakkındaki bilgisinde. İnternete girip Yusuf&#8217;un izini sürmüştük birlikte.</p>
<p>Züleyha onu elde etmeye çalıştığında Yusuf&#8217;a ne olmuştu? &#8220;&#8230;kadın ona meyletmişti. Ve Rabb&#8217;inin delilini görmeseydi o da ona meyletmişti&#8230;&#8221; (Yusuf: 24). Bir insan olarak Yusuf yaratılışının gereği olan meyline rağmen, onda tasarruf ederek hissiyatına hakim olmuştu. Yine ne demişti Yusuf: &#8220;Halbuki nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emredicidir; Ancak Rabb&#8217;imin merhamet ettiği müstesna&#8230;&#8221; (Yusuf:53). Dahası vardı. Dahası Züleyha kendi aleyhinde konuşan bir grup kadını evine ziyafete çağırdığında, onlar da Yusuf&#8217;u görünce büyülenip ellerini kestiklerinde, &#8220;Beni hakkında kınadığınız adam işte budur. Andolsun, ben onu elde etmeye çalıştım. Fakat o korundu, bulaşmadı. Eğer ona emrettiğimizi yapmazsa ya hapsedilecek veya (makamca) alçaklardan olacaktır&#8221; (Yusuf: 32) demişti. Yusuf ise çaresizlikle asaletin zirvesinde, Rabb&#8217;ine seslenmişti: &#8220;Ey Rabb&#8217;im! Benim için hapis, onların beni çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden alıkoymazsan, ben onlara meyleder ve cahillerden olurum&#8221;. (Yusuf: 33) O da zorlanmıştı anlaşılan. O da aman dilemişti Rabb&#8217;inden.</p>
<p>Yüzyıllar öncesinden çıkagelmişti sanki Hz. Yusuf ve onun elinden tutmuştu. İçindeki çatışmalara direniyor, direnmek istiyor ve bu direnmenin bedeli olan acıyı, bunalımı sonuna kadar hissediyordu. Korkuyordu. Dünyanın en asil korkusuyla korkuyordu. Ne saygın bir korkuydu bu.</p>
<p>Mustafa ULUSOY &#8211; ZAMAN<br />
15.01.2010</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Asil+bir+korku+-+http://tinyurl.com/ybh5cru&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;t=Asil+bir+korku" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Asil+bir+korku&amp;link=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Asil+bir+korku&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0AD%C3%BCnyas%C4%B1%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%2C%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kendisi%20gibi.%20Durumunu%20bir%20%C5%9Fehrin%20nehirle%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnmesine%20benzetmi%C5%9Fti.%0D%0AOrtas%C4%B1ndan%20nehir%20ge%C3%A7en%20%C5%9Fehirlerin%20iki%20yakas%C4%B1%20vard%C4%B1r.%20Onun%20da%20iki%20yakas%C4%B1%20var.%20%C4%B0ki%20yakas%C4%B1n%C4%B1%20bir%20araya%20getirmeye%20u%C4%9Fra%C5%9F%C4%B1yor.%20Onu%20ikiye%20ay%C4%B1ran%20neydi%3F%20Postac%C4%B1%20%28Il%20Postino%2F" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;title=Asil+bir+korku" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;title=Asil+bir+korku&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;srcTitle=Asil+bir+korku&amp;snippet=%0D%0AD%C3%BCnyas%C4%B1%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%2C%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kendisi%20gibi.%20Durumunu%20bir%20%C5%9Fehrin%20nehirle%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnmesine%20benzetmi%C5%9Fti.%0D%0AOrtas%C4%B1ndan%20nehir%20ge%C3%A7en%20%C5%9Fehirlerin%20iki%20yakas%C4%B1%20vard%C4%B1r.%20Onun%20da%20iki%20yakas%C4%B1%20var.%20%C4%B0ki%20yakas%C4%B1n%C4%B1%20bir%20araya%20getirmeye%20u%C4%9Fra%C5%9F%C4%B1yor.%20Onu%20ikiye%20ay%C4%B1ran%20neydi%3F%20Postac%C4%B1%20%28Il%20Postino%2F" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devam ve Kemal</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 20:03:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[metin karabasoglu karakalem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[risale haber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1258</guid>
		<description><![CDATA[Emirdağ Lahikası&#8217;nın sayfaları arasında dolaşırken, Bediüzzaman’ın ısrarla üzerinde durduğu hususlar bir bir nazarımıza çarpar. Bu hususlardan biri, onun, ‘baki bir davanın fani şahıslara bağlanması’na yönelik itirazıdır. İmana ve Kur’ân’a hizmet gibi bir dava, fani şahıslara mal edilemez, onlarla kaim görülemez, onlara bağlanamaz, onlarla kayıt altına alınamaz; alındığı takdirde büyük hata olur. Çünkü, imanın ve Kur’ân’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://farm4.static.flickr.com/3035/3085395508_39e29d1f90.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3035/3085395508_39e29d1f90.jpg" alt="" width="500" height="335" /></a></p>
<p>Emirdağ Lahikası&#8217;nın sayfaları arasında dolaşırken, Bediüzzaman’ın ısrarla üzerinde durduğu hususlar bir bir nazarımıza çarpar.</p>
<p>Bu hususlardan biri, onun, ‘baki bir davanın fani şahıslara bağlanması’na yönelik itirazıdır. İmana ve Kur’ân’a hizmet gibi bir dava, fani şahıslara mal edilemez, onlarla kaim görülemez, onlara bağlanamaz, onlarla kayıt altına alınamaz; alındığı takdirde büyük hata olur. Çünkü, imanın ve Kur’ân’ın hakikatlerini kavramak, bir şahsın inhisarında değildir öncelikle. İkincisi, böyle bir durumda, o kudsî hizmet, o fani şahsın ölümü veya hayatta iken yaşadığı olumsuz bir değişim ve dönüşüm ile akamete uğrama riskine maruz kalmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman’ın kendisinin hayatta iken Risale-i Nur’daki bir hakikatin zıddına birşey söyler duruma düşmesi riskine karşı talebelerini uyaran, “Said de bir talebedir” kaydını düşerek Risale-i Nur’un Kur’ân’dan tereşşuh eden hakikatlerini şahsından azade ve üstte tutarak bu riski bertaraf etmeyi gaye edinen harikulâde mektubu, bu açıdan bilhassa kayda değerdir.</p>
<p>Yine böylesi mektupların birinde ise, Bediüzzaman, Risale-i Nur’da sıklıkla karşımıza çıktığı şekilde, satır aralarını sıkışmış kalmış gibi görünen bir ibarede bir büyük hakikat ve hizmet dersini ve davetini ifşa eder bizim için. Bu mektup, yine, kudsî ve büyük bir hizmetin âlemler Rabbinin Kelam-ı Ezelîsine dayanan ebedî ve baki bir davanın fani şahıslara bağlanamayacağına temasla, bu büyük ve kudsî hizmeti “her cihette devam ve kemalde olan” diye tarif etmektedir:</p>
<p>“Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikata zulümdür. Her cihetle kemâlde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye maruz ve mübtela şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır.”<br />
Emirdağ Lâhikası’nın birinci cildinde yer alan bir mektubun bu paragrafında bir cümlenin içine dercolmuş bu kısacık ‘kemâl ve devam’ ifadesi, hakikat yolcusu ve hak âşığı için geniş dersler ve derin hikmetler barındırır.</p>
<p>En başta, bu ifade, Bediüzzaman’ın tâ Muhakemat’tan başlayarak eserlerinde sıklıkla ifade ettiği ve “Yirmidördüncü Mektub”da Allah’ın esmâ ve sıfatlarından öte ‘şuunat-ı ilâhiye’ye dayandırdığı “Âlemde meylü’l-istikmal var” kevnî hakikatiyle tam bir uyum içindedir. Demek ki, gördüğü hakikati en başta kendi dünyasına tatbik eden, iman ve Kur’ân hesabına inşa ettiği hizmet yoluna bu hakikatin ışığıyla bakan biridir Bediüzzaman. “Âlemde meylü’l-istikmâl var” derken, Risale-i Nur hizmetinin şahsına bağlanmasına ve şahsının hayatı ve idrakiyle kaim ve mahdut kılınmasına razı değildir. Nitekim, Kastamonu Lâhikası’ndaki bir mektubunda, “Risale-i Nur’un telifinden talebelerin de hissedar olması”na atıfla Risale-i Nur’u ‘bitmiş’ değil ‘başlamış’ bir telif olarak sunması ve böylece onu bir ‘kapalı metin’ olarak değil, bir ‘açık metin’ olarak tarif etmesi bu sebeptendir. Keza, İşârâtü’l-İ’caz tefsirinin başına Kur’ân’ı hakkıyla tefsirin bir kişinin kârı değil, hepsi tefsir için gerekli vasıfları haiz ve ayrıca farklı farklı ilimlerde temayüz etmiş bir mü’minler topluluğunun kârı olduğunu ifade ederek, kendi harikulâde tefsirinin böyle bir tefsire bir ‘nümune’ ve ‘mukaddime’ mahiyetinde olduğunu belirtmesi de&#8230;</p>
<p>İkincisi, kemâl ve devam, bir hayatiyet alâmetidir. Birşey artık olduğu gibi duruyorsa, gelişmiyor, genişlemiyor, devam etmiyorsa, hayatiyetini yitirmişliğine alâmettir bu. ‘Cansız’ nesneler ya olduğu gibi durur ya içinde bulunduğu çevre şartlarına tâbi ve teslim olur. Olduğu gibi durmayıp gelişiyor olmak, çevreyle bir alışveriş içerisinde bulunmak, hayat alâmetidir. Kur’ân ise, âlemler Rabbinin Kelâm-ı Ezelîsidir, içerdiği anlamlar bitimsizdir, ‘lâfzı’ itibarıyla nüzulu Peygamber aleyhissalâtu vesselam hayatta iken tamamlanmış olmakla birlikte mânâları mü’minlerin kalbine inmeye hâlâ devam etmektedir. Aynı şekilde, imanın hakikatleri, meselâ esmâ-i hüsnâ, nihayetsiz tecellileri ile daima yeni yeni keşifleri ister ve iktiza eder bir keyfiyettedir. Durum bu iken, imana ve Kur’ân’a adanmış bir hizmet, fani bir şahsa bağlanmakla ‘kemâl ve devam’ yolundan alıkonulup dondurulamaz, manen öldürülemez.</p>
<p>Üçüncüsü, devam kemâli içeriyorsa anlamlıdır ve sürdürülebilir haldedir. Tohumun fidana, fidanın ağaca yolculuğu ve en sonunda meyve verir hale gelmesi, meyvenin ise içinde taşıdığı tohumla yeni ağaçlara önsöz olması gibi; bu hizmetin devamı için ‘her cihetle’ kemâli şarttır. Tohum, meyveler veren bir ağaç haline gelmelidir ki, kabuğunu çatlatıp kendini çürütmesi bir hayra yaramış olsun.</p>
<p>İşte, iman hizmetinin devam ve kemâli için de, şahısların ona tâbi olması, ama onun şahıslarla bağlanmaması gerekmektedir. Yok eğer böyle bir hizmet şahıslarla bağlanmış ise, o hizmetin devamı gelmez; faraza devam etse bile, asla kemâl bulamaz.</p>
<p>Bediüzzaman’ın ilgili mektubundaki bu ‘her cihetle kemâlde ve devamda bulunan bir vazife’ ifadesi, bu mânâları zımnında taşırken, Risale-i Nur hizmetinde Bediüzzaman’dan sonra yaşanan inkıta ve inkıbazların bir sebebin de herhalde izah ediyor. Zira, bu kudsî vazifenin ‘her cihetle kemâlde ve devamda olması’ için fani şahıslarla bağlanmaması lüzumuna dikkat çekerken, mefhum-u muhalifiyle ‘kemâl ve devam’ cihetinde yaşanan bir arızanın ‘fani şahıslarla bağlanma’ ile irtibatına dikkat çekiyor. Buradan anlıyoruz ki, hakikat yolunda olsa bile akamete uğrayan bir hizmet sözkonusuysa, orada bu hizmetin fani şahıslara bağlanması gibi bir büyük arıza vardır.</p>
<p>Ve bu arızadan, iki taraf beraberce sorumludur: hem kudsî ve büyük bir hizmeti şahıslarıyla bağlayanlar, hem de bu hizmeti o şahıslarla bağlayanlar&#8230;</p>
<p>Metin Karabaşoğlu &#8211; Karakalem.net</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Devam+ve+Kemal+-+http://tinyurl.com/ydj9n54&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;t=Devam+ve+Kemal" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Devam+ve+Kemal&amp;link=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Devam+ve+Kemal&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0AEmirda%C4%9F%20Lahikas%C4%B1%27n%C4%B1n%20sayfalar%C4%B1%20aras%C4%B1nda%20dola%C5%9F%C4%B1rken%2C%20Bedi%C3%BCzzaman%E2%80%99%C4%B1n%20%C4%B1srarla%20%C3%BCzerinde%20durdu%C4%9Fu%20hususlar%20bir%20bir%20nazar%C4%B1m%C4%B1za%20%C3%A7arpar.%0D%0A%0D%0ABu%20hususlardan%20biri%2C%20onun%2C%20%E2%80%98baki%20bir%20davan%C4%B1n%20fani%20%C5%9Fah%C4%B1slara%20ba%C4%9Flanmas%C4%B1%E2%80%99na%20y%C3%B6nelik%20itiraz%C4%B1d%C4%B1r.%20%C4%B0mana%20ve%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%E2%80%99a%20hizmet%20gibi%20bir%20da" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;title=Devam+ve+Kemal" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;title=Devam+ve+Kemal&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;srcTitle=Devam+ve+Kemal&amp;snippet=%0D%0A%0D%0AEmirda%C4%9F%20Lahikas%C4%B1%27n%C4%B1n%20sayfalar%C4%B1%20aras%C4%B1nda%20dola%C5%9F%C4%B1rken%2C%20Bedi%C3%BCzzaman%E2%80%99%C4%B1n%20%C4%B1srarla%20%C3%BCzerinde%20durdu%C4%9Fu%20hususlar%20bir%20bir%20nazar%C4%B1m%C4%B1za%20%C3%A7arpar.%0D%0A%0D%0ABu%20hususlardan%20biri%2C%20onun%2C%20%E2%80%98baki%20bir%20davan%C4%B1n%20fani%20%C5%9Fah%C4%B1slara%20ba%C4%9Flanmas%C4%B1%E2%80%99na%20y%C3%B6nelik%20itiraz%C4%B1d%C4%B1r.%20%C4%B0mana%20ve%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%E2%80%99a%20hizmet%20gibi%20bir%20da" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vâliler kafilesinin içinde Umeyr yok!</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 18:48:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz omer]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[Telaş ve ızdırab içinde kıvranıyordu Ömer; aklını kurcalayan, ruhunu zapteden, soluğunu kesen, ne zamandır rahat uyku uyutmayan şüpheyi daha fazla taşıyamayınca ehline döktü içini: “Umey’rin ihãnet etmiş olmasından şüpheleniyorum!” İhanet!.. Kelimelerin en korkuncu, ızdırabların en dehşetlisinin hâmili&#8230; Dosttan gelir, akrabadan gelir, mahbûbdan gelir, evlâd-ü iyaldan gelir; sırtını gönül rahatlığıyla dönebildiklerinden, sevdiklerinden, merhamet ettiklerinden, uğruna fedakârlıkta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2772/4213084211_a2edf6449d.jpg" alt="" width="500" height="412" /></p>
<p>Telaş ve ızdırab içinde kıvranıyordu Ömer; aklını kurcalayan, ruhunu zapteden, soluğunu kesen, ne zamandır rahat uyku uyutmayan şüpheyi daha fazla taşıyamayınca ehline döktü içini:<br />
“Umey’rin ihãnet etmiş olmasından şüpheleniyorum!”</p>
<p>İhanet!.. Kelimelerin en korkuncu, ızdırabların en dehşetlisinin hâmili&#8230; Dosttan gelir, akrabadan gelir, mahbûbdan gelir, evlâd-ü iyaldan gelir; sırtını gönül rahatlığıyla dönebildiklerinden, sevdiklerinden, merhamet ettiklerinden, uğruna fedakârlıkta bulunduklarından gelir. Onun için acısı çökertir insanı, onun için ızdırabı ölüme rahmet okutur, onun için hainin hayat hakkı yoktur. Ve adãletiyle meşhur, “Dicle kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, korkarım ki hesabı Ömer’den sorulur!” diyen Emir-el Mü’minin bir yıl önce Humus’a vâli tayin ettiği Umeyr bin Sa’d el-Ensãrî’nin ihãneti ihtimaliyle muzdaribdir.</p>
<p>Ömer, vâliyi Medine’ye çağırır. Hesap soracak, şüphelerini tahkik edecektir. Bir hıyanetle karşı karşıya ise cezalandıracaktır. Ganimetleri de beraberinde getirmesini onun için emretmiştir.</p>
<p>Emir-el Mü’minin Ömer’in mektubunu alan Umeyr, derhal hazırlıklarını tamamlar ve yola koyulur. Humus’tan Medine’ye doğru bin kilometreyi aşkın bir yolculuğa değil de bir kaç kilometre ötedeki bir köye gitmek üzere yola çıkmış gibidir: Sırtında küçük bir heybe, heybede bir miktar yiyecek, su dolu kabı ve ibriği; elinde ise asãsı vardır. Bir vâliden çok; bir fakir, bir dilenci gibidir Umeyr&#8230;</p>
<p>Günler sonra Ömer’in huzuruna çıkan Umeyr’in saçı sakalı birbirine karışmış, teni iyice kavrulmuş ve toz toprak içindedir. Bu çileli ve uzun yolculuk bedenini ince hastalık gibi kemirmiş, büsbütün kuru bir dala çevirmiştir. Kendisini uzun zamandan beri içini kemiren ihãnet endişeleri içinde bekleyen Halife Ömer, sabrını tüketmişlerin ruh hâli içinde;<br />
“Durumun nedir?” diye sorar.<br />
“Gördüğün gibi!” der Umeyr, huzur ve sükûnet içinde. “Vücudum sıhhatli, kanım tertemiz&#8230; Dünya ise boynuzlarından yakaladığım bir öküz, arkamdan sürüklüyorum.”<br />
Umeyr’in cevabı Halifenin beklediği cevap değildir, oyalanmak istemez.<br />
“Beraberinde ne getirdin?” diye sorar.<br />
Umeyr’in yanık simasından buruk bir tebessüm kanatlanır, ihanet tecessüsü içindeki bu arayışları bir yudum zehir gibi yutkunur ve kupkuru elleri heybesini gösterir:<br />
“Dağarcığımdan besleniyor, su kabıyla başımı yıkıyor, ibrikten de su içip abdest alıyorum. Allah’a yemin ederim ki, bunlardan başka yanımda dünya malı yoktur&#8230;”<br />
Ömer şaşkındır, ama şüphelerinden de kurtulamamıştır. Devam eder:<br />
“Humus’tan buraya yürüyerek mi geldin?”<br />
“Evet!..”<br />
“Sana bineğini verebilecek bir arkadaşın da mı yoktu?”<br />
Umeyr bir daha yutkunur, bir yudum zehir daha dolaşır damarlarında. En az Ömer kadar şaşkındır, en az Ömer kadar bu tecessüsler karşısında muzdaribdir. Aynı buruklukla cevap verir:<br />
“Kimse vermedi, ben de istemedim!”<br />
Hiddet ve celâliyle meşhur Ömer, nihãyet tabiatına mağlub düşer:<br />
“Yanından geldiğin Müsllümanlar ne kötü insanlarmış, ey Umeyr!”<br />
Çöl yolcusu Umeyr’in cevabı tokat gibi gelir:<br />
“Allah’tan kork, ey Ömer! Allah sana insanların arkasından konuşmayı yasaklamamış mıdır?”<br />
Göğsüne şiddetli bir mızrak saplanmış gibi sendeler Ömer, ebediyetler kadar uzun bir ânın coğrafyasında sükûn bulduktan sonra bir daha maksadına döner:<br />
“Peki senden istediğimiz ganimetler nerede?”<br />
“Humus’a gittiğimde oradaki iyi insanları bir araya getirip meşveret ettim. Ganimet toplama işini kendilerine tevzi ettim. Sonra getirdikleri ganimetleri ihtiyaç sahiplerine dağıttım ve elimde hiçbir şey kalmadı, ya Ömer. Elimde kalan olsaydı,  şüphesiz getirmiş olurdum. Bu vaziyeti erken haber vermeyişimin sebebi de seni üzmemekti&#8230;”<br />
Ömer şaşkınlıkla bir daha sorar:<br />
“Yãni, sen bize hiçbir şey getirmedin, öyle mi?”<br />
“Üzgünüm,  getirilecek birşey yoktu.”<br />
Kısa bir sükûneti Halife’nin yeni hamlesi bozar:<br />
“O halde aynı vazifeye dönmeni istiyorum!” der.<br />
Umeyr, Ömer’in beklemediği bir kararlılıkla,<br />
“Hayır!” der. “Artık bitti!.. Ne senden, ne de senden sonra gelecek halifelerden vazife kabul ederim. Allah’a yemin ederim ki, o kadar itina gösterip dikkat ettiğim halde kendimi bu vazifenin kötülüklerinden koruyamadım, temiz kalamadım. Vazife münasebetiyle bir sefer bir Hıristiyana, ‘Allah seni rezil etsin!’ demiş bulundum. Bu dehşetli felâketi başıma sen getirdin, ey Ömer!”</p>
<p>Umeyr, Halifeyi verdiği cevabın sarsıntıları içinde bırakarak huzurdan çıkar. Medine’nin bir kaç kilometre dışındaki evine yürüyecek kadar son bir takatı kalmıştır; yürür&#8230;<br />
***<br />
Ömer, bir kere şüphenin kıskacına düşmüş, ihãnet ihtimaliyle zehirlenmiştir. Yanındakilere, Umeyr’in ihãnet etmiş olabileceğinden hâlâ şüphelendiğini ikrar ile Hâris isminde birisine yüz dinar vererek mustafî vâliye misafir gönderir. Hâris, Ömer’in talimatıyla Umeyr’e misafir olacak; zenginlik alâmeti görürse haber verecek, fakirliğine kanaat getirmesi durumunda ise yüz dinarı verip dönecektir.</p>
<p>Umeyr’in evinde üç gün misafir kalan Hâris’in hissesine düşen yemek, hãne halkının gün başına bölüştükleri tek ekmekten küçük bir dilimdir. Hâris ayrılmazdan önce yüz dinarı vermek istediğinde Umeyr’in cevabı Ömer’in vâlisine yakışır cinstendir:<br />
“İhtiyaç sahibi değilim, sen o parayı yine Mü’minlerin Emiri’ne götür!” der.<br />
Hâris, parayı geri götüremeyeceğini ısrarla söyleyince Umeyr, çâresiz yüz dinarı alır. Hâris, Halife’ye gitmek üzere yola çıkarken, Umeyr, cebinde yüz dinarla fukara evlerinin kapılarını çalmaya başlar&#8230;</p>
<p>Keskin kılıç ağzı gibi celil, ama bir o kadar da ãdil olan Ömer, Umeyr’i son bir defa daha huzura davet eder. Maksadı, Umeyr’in yüz dinarı ne yaptığını öğrenmektir.<br />
“Sana ne?” der Umeyr. “Ne yaptığım seni ne ilgilendirir?”<br />
Lâkin Ömer yakasını bırakmaya niyetli değildir, Allah adına yemin verdirince Umeyr ister istemez parayı fakirlere dağıttığını söyler&#8230;<br />
Ömer’in hak-hukuk endişesiyle fırtınalı bir deniz sathı gibi dalgalı kalbi ancak durulur ve Umeyr’e,</p>
<p>“Allah senden râzı olsun!” der..<br />
Sonra da Umeyr’e bir yük yiyecek ve iki kat elbise verilmesini emreder. Çölü sırtındaki heybe ile yaya geçmiş olan Umeyr aynı kalb huzuru içinde:<br />
“Yiyecekler kalsın, çünkü ihtiyacım yok!” der.<br />
Elbiseleri alır, zirâ ihtiyacı olan birini bilmektedir Umeyr.</p>
<p>Zihnimde elli yıllık hayatımın bütün vâlilerinin şatafatlı, debdebeli resm-i geçidi var&#8230; Suratları huşûnet içinde, bakışları tahkir dolu, edâları Fir’avun misâli; küçük dağların değil, Himalayaların yaratıcısı hepsi de&#8230; Aralarındaki anlaşmazılğın sebebi: Everest&#8230; Hepsi de aynı yalana tãlib:</p>
<p>“Everest’i ben yarattım!”<br />
Gözlerim Umeyr’i arıyor, Humus’un çilekeş vãlisi Umeyr’i&#8230; Bir ses kulağıma,<br />
“Boşuna bekliyorsun, Umeyr aralarında yok&#8230; O, Ömer’den aldığı elbiseyi vereceği ihtiyaç sahibinin kapısında!..” diyor&#8230;</p>
<p>Hüseyin Yılmaz &#8211; www.risalehaber.com</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21+-+http://tinyurl.com/yb2yekp&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;t=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21&amp;link=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0ATela%C5%9F%20ve%20%C4%B1zd%C4%B1rab%20i%C3%A7inde%20k%C4%B1vran%C4%B1yordu%20%C3%96mer%3B%20akl%C4%B1n%C4%B1%20kurcalayan%2C%20ruhunu%20zapteden%2C%20solu%C4%9Funu%20kesen%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20rahat%20uyku%20uyutmayan%20%C5%9F%C3%BCpheyi%20daha%20fazla%20ta%C5%9F%C4%B1yamay%C4%B1nca%20ehline%20d%C3%B6kt%C3%BC%20i%C3%A7ini%3A%0D%0A%E2%80%9CUmey%E2%80%99rin%20ih%C3%A3net%20etmi%C5%9F%20olmas%C4%B1ndan%20%C5%9F%C3%BCpheleniyorum%21%E2%80%9D%0D%0A%0D%0A%C4%B0hanet%21..%20Kelimelerin%20en%20korkun" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;title=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;title=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;srcTitle=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21&amp;snippet=%0D%0ATela%C5%9F%20ve%20%C4%B1zd%C4%B1rab%20i%C3%A7inde%20k%C4%B1vran%C4%B1yordu%20%C3%96mer%3B%20akl%C4%B1n%C4%B1%20kurcalayan%2C%20ruhunu%20zapteden%2C%20solu%C4%9Funu%20kesen%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20rahat%20uyku%20uyutmayan%20%C5%9F%C3%BCpheyi%20daha%20fazla%20ta%C5%9F%C4%B1yamay%C4%B1nca%20ehline%20d%C3%B6kt%C3%BC%20i%C3%A7ini%3A%0D%0A%E2%80%9CUmey%E2%80%99rin%20ih%C3%A3net%20etmi%C5%9F%20olmas%C4%B1ndan%20%C5%9F%C3%BCpheleniyorum%21%E2%80%9D%0D%0A%0D%0A%C4%B0hanet%21..%20Kelimelerin%20en%20korkun" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Müslüman Türkler ve Kürtler</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 09:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[risale haber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1245</guid>
		<description><![CDATA[Ey Müslüman Türk ve Kürtler!.. Ne olur! Artık insaf ediniz, gözlerinizi açıp uyanınız! Bin yıl İslâmın bir rahm-ı mader sıcaklık ve merhametine sãhib sinesinde kucak kucağa, ikiz kardeşler gibi yaşadınız. Beş vakit namaza birlikte koştunuz, Ramazan hilâlini birlikte beklediniz, bayram neş’esini birlikte yaşadınız&#8230; Üç kıtaya uzanan geniş vatan sathının serhadlerinde küfrün açtığı sevaş cephelerine birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://farm4.static.flickr.com/3489/3906446277_65faefcf93.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3489/3906446277_65faefcf93.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Ey Müslüman Türk ve Kürtler!.. Ne olur! Artık insaf ediniz, gözlerinizi açıp uyanınız! Bin yıl İslâmın bir rahm-ı mader sıcaklık ve merhametine sãhib  sinesinde kucak kucağa, ikiz kardeşler gibi yaşadınız. Beş vakit namaza birlikte koştunuz, Ramazan hilâlini birlikte beklediniz, bayram neş’esini birlikte yaşadınız&#8230; Üç kıtaya uzanan geniş vatan sathının serhadlerinde küfrün açtığı sevaş cephelerine birlikte koştunuz. Çanakkale destanını birlikte yazdınız, İstiklâl mücadelesini varlık yokluk savaşına birlikte çevirdiniz. Resmî tãrihin dehşetli ve hainane yalanlarına rağmen bunun böyle olduğunu biliyorsunuz. Gãzi ya da şehit olurken Türk veya Kürt oluşunuz birşey<br />
ifãde etmiyordu, Allah yolunda savaşan mü’minlerdiniz&#8230;</p>
<p>Genç kız ve delikanlılarınız sarmaşık güllerin iştiyakıyla birlikte yuvalar kurdular. Mürur-u zaman kanlarınızı da karıştırıp,  birbirinizi sevmeniz ve birbirinizin hayatlarına hayatınızı feda etmeniz için başka hiçbir sebebe ihtiyaç bırakmayan İslâm kardeşliğinizi  âdeta nesebî bir kadeşlikle de tahkim etti. Farklı vücutlarda yaşayan, yekpâre ve büyük tek ruh gibiydiniz&#8230;</p>
<p>Savaş meydanlarında sırtınızı yere getirip aslanları kıskandıran yüreğinize kılıcını saplayarak sizden kurtulamayan, asırlarca varlığınızın rahat uyku yüzü göstermediği Batılı hasımlarınız, en eski ve en müessir taktikleri hatırladılar. Savaş meydanlarında, naaşlarınızın üzerinde güvercin ve kelebekler gibi uçuşan tebessüm sağanağının kaynağını kurutmadan, ölüme bahar şenliklerine koşar gibi giden cengâverlerinizden kurtulamayacaklarını nihayet anlamışlardı. İslâmiyetin ruh ve seciyelerinize kazandırdığı bütün mümtaz vasıflardan nesillerinizi mahrum bırakmak için kolları sıvadılar.</p>
<p>Medeniyet  dedikleri bütün alçaklık, rezillik ve ahlâksızlıklarını nefislerinize cömertçe teşhir edip, dünya zevk ve sefasına çektiler. İ’la-i Kelimetullahdan daha mühim hiçbir meselesi olmayan sizleri zevk ve sefaya çekip, dünya nimetlerine buyur ettiler. Sonra da fâni dünya nimetlerini bölüşemeyip kavga etmeniz için bütün maharetlerini ortaya koydular.</p>
<p>Kiminizi büyük lokma koparmakla berikinize jurnallediler; kiminizi hırsızlıkla, kiminizi yalancılıkla bir diğerinize takdim edip dehşetli ve kahredici bir kavgaya zemin hazırladılar. Büyüktünüz, yekpâre idiniz, asırlara meydan okumuş bozkırların büyük granitleri gibiydiniz, parçalamadan, dinamitlerle patlatıp dağıtmadan yolarından kaldıramıyorlardı&#8230;</p>
<p>Ve kiminiz Türk, kiminiz Kürt, kiminiz Lâz, kiminiz Çerkezdiniz&#8230; Hayır, diyemediniz. Müslümanız, diye avaz avaza haykıramadınız. Kiminiz, “Ne mutlu Türküm diyene!” uçurumundan cehenneme sarktı, kiminizi bu lânet uçuruma nazire gibi bağırmızda yarılıp giden Kürtçülük uçurumu gayyasına düştü&#8230;</p>
<p>Süfyanist bir devrin dehşetini bir asırdır birlikte yaşadığınız halde, aldığınız habis uyuşturucuların tesirinden kurtulup gözlerinizi açamıyorsunuz. Sarıldığınız gırtlağın kardeşinizin gırtlağı, payimal etmek üzere uzandığınız nãmusun kardeşinizin iffeti olduğunu görmüyorsunuz&#8230;</p>
<p>Bir asra yaklaşan bu dehşetli devrin kapısını kapayacak olan icraatleriyle gönüllerinizde taht kurması gereken mevcut iktidarı, avuçlarınızı patlatırcasına alkışlamaya bile gönüllü değilsiniz. Çocuklarımızın değil, büyüklerimizin bile ar damarlarını çatlatacak küfürlerle bu meş’um devrin devamını temine çalışan ırkçılara ağzınızı açıp tek kelime söylemiyorsunuz, ey Müslüman Türk ve Kürtler! İnsaf ediniz&#8230;</p>
<p>Bugün sesinizi yükseltmez, bugün bir asırdır hebã edilmekte olan hukukunuza sahib çıkmazsanız, yarınınız olmayabilir. Bu fırsat bir daha ayağa gelmeyebilir&#8230; Kürtlerin Diyarbakır cezaevinde yaşanan ve insanlık tarihi için dehşetli ve utanç verici bir yüz karası olan işkencelere bakıp Türklere düşmanlık beslemeye hakkı yok. Zira o işkenceleri yapanlar Kemalizmin dinsizlikle iğfal edip insanlıkla birlikte Türklükten de çıkmalarına sebep olduğu bir avuç şuursuz ırkçı ve süfyan çarpıklarıdır. Cezâ için Allah’ın lâneti ve Cehennem onlara yeter.</p>
<p>Türklerin de, Kemâlistlerin dehşetli zulüm ve tahkirãtı altında, düşmanlarının da iğfalatıyla kandırılıp dağlara sığınmış, geçmişleri itibariyle Türklerden çok Kürtlere dehşetli zararları dokunmuş bir avuç ırkçı Kürde bakıp bütün Kürtleri düşman görmeye ve düşman ilan etmeye hakları yok. Her iki kavme de Türkçülerden de Kürtçülerden de fayda yok&#8230; Necãt, sizleri kardeş ilãn eden ve bin yıl kardeş olarak birlikte yaşatan İslâmiyetin parlak hakikatlerinde ve sımsıcak sinesindedir. Birbirinize kollarınızı sonunu kadar ve iştiyakla açınız&#8230; Yoksa bu dehşetli bölünme belâsı ile tãrih sahnesinden silinecek, bugün akıl almaz bir dessaslıkla size dost görünen zãlim düşmanlarınızın boyunduruğu altında hayatınızdan önce ırz ve nãmusunuzu kaybedeceksiniz&#8230;</p>
<p>İslâmî cemaat v e tarikatlerin bu mesele karşısındaki suskunluğu, gayretsizliği dehşetli bir musibete fetva verdirecek, diye korkuyorum&#8230;</p>
<p>Yaşasın Türk ve Kürdün bin yıllık kardeşliği!&#8230; Kahrolsun kardeşi kardeşe kırdıran kafatasçı ırkçılar!..</p>
<p>Ve yaşasın milletinin saâdetini temin yolunda hayatlarını ortaya koyan AK Partili devlet ricâli&#8230; Bugün verdiğiniz destansı mücadeleyi muasırlarınız değil, ancak bir saâdet baharına gözlerini açacak olan ãtî nesilleri anlayacak ve sizleri rahmetle yadedeceklerdir&#8230; Bu cehennemî gürültüye, bu dehşetli hercümerce bakıp yılmayınız, doğru yoldasınız&#8230; Allah yãr ve yardımcınız olsun&#8230;</p>
<p>Hüseyin Yılmaz &#8211; Risalehaber.com</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler+-+http://tinyurl.com/ya8rg95&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;t=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler&amp;link=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0AEy%20M%C3%BCsl%C3%BCman%20T%C3%BCrk%20ve%20K%C3%BCrtler%21..%20Ne%20olur%21%20Art%C4%B1k%20insaf%20ediniz%2C%20g%C3%B6zlerinizi%20a%C3%A7%C4%B1p%20uyan%C4%B1n%C4%B1z%21%20Bin%20y%C4%B1l%20%C4%B0sl%C3%A2m%C4%B1n%20bir%20rahm-%C4%B1%20mader%20s%C4%B1cakl%C4%B1k%20ve%20merhametine%20s%C3%A3hib%20%20sinesinde%20kucak%20kuca%C4%9Fa%2C%20ikiz%20karde%C5%9Fler%20gibi%20ya%C5%9Fad%C4%B1n%C4%B1z.%20Be%C5%9F%20vakit%20namaza%20birlikte%20ko%C5%9Ftunuz%2C%20Ramazan%20hil%C3%A2lini%20birlikte%20be" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;title=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;title=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;srcTitle=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler&amp;snippet=%0D%0A%0D%0AEy%20M%C3%BCsl%C3%BCman%20T%C3%BCrk%20ve%20K%C3%BCrtler%21..%20Ne%20olur%21%20Art%C4%B1k%20insaf%20ediniz%2C%20g%C3%B6zlerinizi%20a%C3%A7%C4%B1p%20uyan%C4%B1n%C4%B1z%21%20Bin%20y%C4%B1l%20%C4%B0sl%C3%A2m%C4%B1n%20bir%20rahm-%C4%B1%20mader%20s%C4%B1cakl%C4%B1k%20ve%20merhametine%20s%C3%A3hib%20%20sinesinde%20kucak%20kuca%C4%9Fa%2C%20ikiz%20karde%C5%9Fler%20gibi%20ya%C5%9Fad%C4%B1n%C4%B1z.%20Be%C5%9F%20vakit%20namaza%20birlikte%20ko%C5%9Ftunuz%2C%20Ramazan%20hil%C3%A2lini%20birlikte%20be" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet ? O eskidendi&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 23:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/</guid>
		<description><![CDATA[  1400’ lü yılların ortaları; Fatih’in muhakeme edilişi o zamanki adalete müşahhas bir misaldir: Fatih Camiinin inşası esnasında koca bir mermer sütunu yanlış kesip israf ettiği, dolayısıyla devlete zarar verdirdiği gerekçesiyle Fatih tarafından eli kestirilen Rum Mimar, İstanbul Kadısı Hızır Çelebi’ye müracaat eder. Mahkeme günü kadı’nın huzuruna giren Fatih oturmak ister fakat Hızır Çelebi durmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"> <img width="356" src="http://farm1.static.flickr.com/22/32974631_4df98ed89f.jpg?v=0" height="500" style="width: 356px; height: 500px" /></p>
<p>1400’ lü yılların ortaları; Fatih’in muhakeme edilişi o zamanki adalete müşahhas bir misaldir: Fatih Camiinin inşası esnasında koca bir mermer sütunu yanlış kesip israf ettiği, dolayısıyla devlete zarar verdirdiği gerekçesiyle Fatih tarafından eli kestirilen Rum Mimar, İstanbul Kadısı Hızır Çelebi’ye müracaat eder.</p>
<p>Mahkeme günü kadı’nın huzuruna giren Fatih oturmak ister fakat Hızır Çelebi durmasına müsaade etmez ve davacı ile yan yana oturmasını ihtar eder. Emir, adaletin temsilcisinden gelmiştir. Uymamak mümkün mü? Muhakeme neticesinde Fatih suçlu bulunmuştur. Hüküm: “Kısasa kısas”… Yani, Fatih’in de eli kesilecektir. Devlet ricali araya girerek Rum ustaya ricada bulunurlar ve tazminatı kabul etmesini söylerler. Zaten Rum mimar da padişah’ın elinin kesilmesine razı değildir. Tazminatı kabul eder. Fatih bizzat kendi gelirinden, ustanın ailesinin ve çoluk çocuğunun ömür boyu ihtiyacını karşılayacak miktardaki tazminatı ödemeyi kabul eder ve ayrıca bir de ev yaptırır.<br />
Muhakeme bu şekilde neticelendikten sonra Hızır Çelebi’nin yanına giden Fatih, İstanbul Kadısı’na, “Şayet adaletten ayrılıp padişahım diye benim lehime karar verecek olsaydın, başını şu kılıcımla uçuracaktım” der.</p>
<p>Hızır Çelebi ise Padişah’ın bu sözlerine cevaben şöyle der: “Sen de padişahım diye kararlarıma muhalefet edip mahkemenin huzurunu bozmaya ve adaletin kutsiyetini ihlal etmeye kalksaydın (oturduğu minderin altındaki hançeri göstererek) ben de bunu senin kalbine saptayacaktım.” der.</p>
<p>Yıl 2008: Bu sefer roller farklı.</p>
<p>Yer: Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülke.</p>
<p>Anayasasında “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” maddesi bulunan bir ülke.</p>
<p>Üniversitelerinde; bilimin hobi olarak görüldüğü, asıl vazifesi ülkeyi, laikliği, başörtülü düşmanlara karşı korumak olan bir ülke…</p>
<p>Taraflar: “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem…” zihniyetine sahip bir millet ve bu milletin temsil yetkisi verdiği meclis…</p>
<p>Ve kendi varlık nedeni olan anayasayı çiğneyen anayasa mahkemesi…</p>
<p>***</p>
<p>Bizim hâkimlerimiz mi ileride? Adaleti bütün bir ülkeye hâkim olmuş ve bu anlayış devam ettiği müddetçe dünyanın en büyük devleti olma vasfını korumuş Osmanlının yöneticileri mi geride?</p>
<p>Bu millete Fatih gerek, bu millete Hızır Çelebi gerek…</p>
<p>İnşallah…</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Adalet+%3F+O+eskidendi...+-+http://tinyurl.com/pm65hp&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/&amp;t=Adalet+%3F+O+eskidendi..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Adalet+%3F+O+eskidendi...&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Adalet+%3F+O+eskidendi...&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%C2%A0%0D%0A1400%E2%80%99%20l%C3%BC%20y%C4%B1llar%C4%B1n%20ortalar%C4%B1%3B%20Fatih%E2%80%99in%20muhakeme%20edili%C5%9Fi%20o%20zamanki%20adalete%20m%C3%BC%C5%9Fahhas%20bir%20misaldir%3A%20Fatih%20Camiinin%20in%C5%9Fas%C4%B1%20esnas%C4%B1nda%20koca%20bir%20mermer%20s%C3%BCtunu%20yanl%C4%B1%C5%9F%20kesip%20israf%20etti%C4%9Fi%2C%20dolay%C4%B1s%C4%B1yla%20devlete%20zarar%20verdirdi%C4%9Fi%20gerek%C3%A7esiyle%20Fatih%20taraf%C4%B1ndan%20eli%20kestirilen%20Rum%20Mimar%2C%20%C4" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/&amp;title=Adalet+%3F+O+eskidendi..." rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/&amp;title=Adalet+%3F+O+eskidendi...&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/&amp;srcTitle=Adalet+%3F+O+eskidendi...&amp;snippet=%0D%0A%C2%A0%0D%0A1400%E2%80%99%20l%C3%BC%20y%C4%B1llar%C4%B1n%20ortalar%C4%B1%3B%20Fatih%E2%80%99in%20muhakeme%20edili%C5%9Fi%20o%20zamanki%20adalete%20m%C3%BC%C5%9Fahhas%20bir%20misaldir%3A%20Fatih%20Camiinin%20in%C5%9Fas%C4%B1%20esnas%C4%B1nda%20koca%20bir%20mermer%20s%C3%BCtunu%20yanl%C4%B1%C5%9F%20kesip%20israf%20etti%C4%9Fi%2C%20dolay%C4%B1s%C4%B1yla%20devlete%20zarar%20verdirdi%C4%9Fi%20gerek%C3%A7esiyle%20Fatih%20taraf%C4%B1ndan%20eli%20kestirilen%20Rum%20Mimar%2C%20%C4" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/06/11/adalet-o-eskidendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Yetişmesinde Risale-i Nur Yaklaşımı: Türk Deneyimi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 May 2008 18:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Risale izdüşümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/</guid>
		<description><![CDATA[  Harun Pirim Mississippi State University Industrial and Systems Engineering Doktora Öğrencisi “Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!” Tekasür-8 1. Giriş Gençlik, mevsimlerden yaza, gün içindeki vakitlerden öğle vaktine benzemektedir. Gençlik, insanların ekserisinin uğradığı bir mevsim ya da vakittir. İnsanın fiziksel ve zihinsel veriminin en yüksek olduğu bu dönemde insanın kimliği ve hayata bakış açısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img width="466" src="http://farm4.static.flickr.com/3222/2525330272_7bf1c82117.jpg?v=0" height="235" style="width: 466px; height: 235px" /> </p>
<p align="center">Harun Pirim<br />
Mississippi State University<br />
Industrial and Systems Engineering<br />
Doktora Öğrencisi</p>
<p align="center"><em>“Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!” Tekasür-8</em></p>
<p><strong>1. Giriş</strong></p>
<p>Gençlik, mevsimlerden yaza, gün içindeki vakitlerden öğle vaktine benzemektedir. Gençlik, insanların ekserisinin uğradığı bir mevsim ya da vakittir. İnsanın fiziksel ve zihinsel veriminin en yüksek olduğu bu dönemde insanın kimliği ve hayata bakış açısı şekillenmekte ve olgunlaşmaktadır. İnsanın bir bütün olarak hayatı incelendiğinde yaşadığı sıkıntıların kaynağının ekseriyetle gençliğinde yaptığı hatalardan ileri geldiği görülmektedir.</p>
<p>İstikbal geçmişte ekilen tohumların tarlası ve geçmişte yaşanan hallerin aynasıdır. Bu anlamda gençliğin problemleri geçmişte yaşadığı olaylar ve içinde bulunduğu ilişkiler ile bire bir ilintilidir. İçinde yaşıyor olduğumuz zamanlar; dünya savaşları, toplu katliamlar, faşizm ve komunizm gibi gelir geçer vukuat ve felsefelerin iz bıraktığı, pişmanlık uyandırdığı, bu anlamda yeni nesillerin eskilere hayret ettiği zamanlardır. Hal böyle olmakla birlikte, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi zıtların çarpıştığı bir dünyada batıl felsefeler ve bu felsefelerden beslenen aktivistlerin çirkin icraatları farklı şekillerde, kılıflarda devam edecektir. Gençliğin de bu felsefelerden birine meyletmesi, fıtraten mükerrem yaratılan insanın hakkı arar iken batıla temas edip o batıla yapışması gibi mümkündür. Nitekim günümüz gençlerine doğrudan ya da dolaylı olarak teklif edilen kapitalizm, nihilizm, pozitivizm gibi izmler medya, basın-yayın ve çeşitli kurumlar yoluyla dikte edilmektedir. Kısacasi genç olarak bir insan kendi hayat paradigmasını geliştirmekte yalnız kalamamaktadır. Tam bu noktada da şahsiyeti ötekileşmekte ve başkalarının tercihini seçmiş olmanın zaafiyetiyle fikri olgunluğa ulaşamamaktadır. Ötekileşme ve fikri hamlık, akıldan ziyade hislerin hakim olmaya müsait olduğu gençlik zemininde zararlı otların büyümesine sebep olmaktadır. Toplum hayatının üçte birini ve en kuvvetli medarı olan gençlerin, farkında olmaksızın giriftar oldukları ideolojik zehirlenmeler, toplumsal felaketin habercileri konumuna gelebilmektedir. Vahiyle ilişkisi koparılmış bilgi ve felsefeler gençleri zehirli bal üreten mekanizmalara yönlendirirken, Risale-i Nur gibi vahiyden beslenmiş rehberler insanın tam tarifini akla, fikre, vicdana tasdik ettirdiği için gençlere de hakiki gençliklerinin mahiyetini bildirmiş ve dos-doğru gençliği yaşamanın pratik önermelerini ifade etmişlerdir. Diğer bir ifade ile gençlerin özel ve özgün sıkıntılarına Kur’ani çözümler sunmuşlardır.</p>
<p>Bu bildiride, gençlerin günümüz dünyasında yollarını şaşırıp tökezlemesine karşılık, istimaketli okşamalarda bulunan Risale-i Nur külliyatı eczanesinden bir kutu ilaç sunulacaktır. Gençlerin giriftar olduğu problemlerin bazılarına kısa işaretlerle deyinilip bu problemlerin çözümleri irdelenecektir. Bildirinin ikinci kısmında insanın gençlik dönemi, yaratılış okuması yoluyla irdelenecektir. Üçüncü kısımda ise gençlerin ve yetişkinlerin gençlik algıları tartışılacaktır. Dördüncü kısım, içinde yaşadığımız zaman diliminde gençlerin hayatı anlamlandırmalarının ontolojik inşa süreci olarak risale okumalarını ele alacaktır. Beşinci kısım ihtiyarlar risalesinin gençlere söylediklerini irdeleyecektir. Altıncı kısım ise sonuç yerine Risale-i Nur Külliyatından zamanın gençliğine yol göstermek bakımından göz kırpan vecizelerin, bildirinin genel akışı paralelinde şerhi niteliğinde olacaktır.</p>
<p><strong>2. Bir Yaratılış Okuması Olarak Gençlik</strong></p>
<p>İnsanı tarif eden en kapsamlı sıfatlardan birisi ‘yolcu’dur. İnsanın bir yerden gelmiş olduğu ve bir yerlere gidiyor olduğu aşikârdır. Bu yüzdendir ki birçok düşünürün de bizatihi izini sürdüğü en büyük ve en gerçekçi sorular “Necisin? Nerden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularıdır. Bir düşünürün de ifade ettiği gibi gerçek soru, sorulması zorunlu olup, cevabı bulunmak zorunda olan sorudur. Gençlik, gerçek soruların peşinde koşup, izini sürüp yaratılış esprisini yakalamak için verilmiş en kıymetli nimetlerin başında gelir. İşaratü’l İ’caz tefsirinde ifade edilen “Evet, beni adem, büyük bir kervan ve azim bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kainatın nazar-ı dikkatini celb etti. &#8220;Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?&#8221; diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükumeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı” , Voltaire’nin de “Kimsin? Nereden geliyorsun? Ne olacaksın? Bu, kâinatın bütün varlıklarına sormamız gereken bir sorudur” cümlelerine muhatap olunacak en müsait zemin, şuura açılan kapı olan gençliktir. İnsanın yolculuğu “âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedü&#8217;l-âbâd tarafına bir yolculuktur” . İnsanoğlu adeta ergenlik çağına kadar gözlemci konumunda yaşar iken, gençlikle birlikte tercihlerinin dünya-ahiret bir izdüşümü olduğu şuurlu bir gözlemci konumuna yükselir. Maddenin manaya işaret ediyor, hizmet ediyor gerçeğinden anlayabiliriz ki gençlerde görünen fiziki dinamizm onların manevi hareketliliğine ve manevi yetkinliklerine işaret eder. Bu manevi yekinligin kaynagi akıl duygusunun, öfke duygusunun ve arzu (şehvet) duyusunun açılmış olmaları hasebiyledir. Gençlerin akıl duygusu, hikmet denge noktalı salınımlarda bir gabavete yanaşır bir de cerbezeye. Öfke duygusu, merkezde kudsi kahramanlık olmak üzere bir korkalığa yanaşır bir de tehevvüre, arzu duyusu ise iffet merkezde olmak üzere bir humuda bir de fücura salınır. Gençlerin bütün taşkınlıkları bu üç duygunun merkez ya da dengeden sapmaları oranında ortaya çıkar. Bu duyguların her mertebesinin kullanıma en müsait olduğu zaman gençlik zamanıdır. Gençlik döneminde her duygunun istikametini tutturmak cüzi iradenin veriliş gayelerinden birisidir. Bu yüzdendir ki Risale-i Nur Müellifi, gençliğin vazifey-i diniyesini bilip, su-i istimal etmeyenler için kıytmettar, zevkli bir ilahi nimet olduğunu bildirmiş ve istikamet, iffet, takva birlikte olmaz ise gençliğin çok tehlikeleri olduğunu vurgulamıştır. Akıl ile kalbin birleşmesiyle talebenin himmetinin pervaz etmesi, insanın nefis, kalp, ruh dairelerinin olması ve bu dairelerinin hızlarının farklı farklı olmasının gençlere söylediği çok hakikatler vardır. Yine bu manevi dinamikler zenginliği yönüyledir ki Zühre risalesinde Said Nursi “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem&#8217;a, bir işarette, bir öpmekte batma.” demiştir. Bu anlamda evlilik müessesesi bile cemal ve celalin buluşması ile iki tarafın duygularının dengelendiği bir buluşma kıvamı olarak tavsiye edilmiştir. Şiddetli galeyanda bulunan gençlik hissiyatını ve ifratkar olan nefis ve heveslerini tecavüzlere, zulümlere ve tahriplere karşı dengeleyecek, toplum hayatının güzel bir şekilde akışını temin edecek bir unsur da cehennem fikridir. Ahirete iman akidesinin toplumsal hayata olan faydalarının da ele alındığı Haşir Risalesi’nde cehennem fikri olmaksızın, gençlerin “&#8230;hevesâtları peşinde biçare zayıflara, acizlere dünyayı Cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyeti, gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.” ifadesindeki hale maruz kalacakları ifade edilmiştir. Meyve risalesinde bu hakikat “Gençlere der: &#8220;Cehennem var, sarhoşluğu bırak. Aklı başlarına getirir.” olarak ifade edilmiştir.</p>
<p>Gençliğin de her nimet gibi kendine has bir özelliği, bir kullanma talimatı ve geçiciliği söz konusudur. Özellik yönüyle Allah’ın verdiği latif, güzel, ve şirin bir nimettir. Kullanım talimatı onu verenin istediği doğrultuda güzelce kullanmaktan ve sefahette boğdurup öldürmemekten ibaret olan ibadettir. 32. Söz’de gençlik ibadetinin neticeleri “Öyle ise, o gençlikte kazandığın ibâdetler, o fânî gençliğin bâkî meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bâkî meyvelerini elde ettiğin halde, gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun.” olarak ifade edilmiştir. Gençliğe daha çok yakışan ve hatalardan, günahlardan dönüş anlamına gelen ‘tevbe’, daha gençliğinin öncesinde genç iradesi ile Ahirzaman Peygamberine (S.A.V.) iktida etmiş Hz. Ali (r.a.) tarafından “Tevbe güzeldir fakat gençlerde olursa daha da güzeldir” şeklinde ifade edilmiştir. Gençlerin iki cihan rehberi Hz. Peygamber (S.A.V.) de ihtiyarlık gelmezden evvel gençliğin kıymetinin bilinmesini tavsiye etmiştir.</p>
<p>14. Şua’da geçen aynı zamanda Gençlik Rehberi’ne dâhil edilmiş olan bir mana, gençlik halinin hali hazırdaki küçücük bir lezzeti gelecekteki nice büyük lezzetlere tercih ediş gafletidir. Bu hal, gençliğin akıldan ziyade hissiyat güdümlü hareket etmesiyle eşleştirilmiştir: “Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefahet keyfiyle, bir namus meselesinde binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Bunlara kıyasen, bîçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar” . Gençliğin bu hali nefsin gençliğine vabeste olduğundandır ki insan imtihan meydanı olan bu dünyada ölünceye dek gençlik damarı ile mücadele edecektir: “Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, baki kalır. Kabuk parçalanır, lüb baki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, baki kalır. Ceset ölüp dağılırsa da ruh baki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır.”</p>
<p><strong>3. Gençlerin ve Yetişkinlerin Gençlik Algısındaki Problemler</strong></p>
<p>İkinci kısımda gençliğin halini, gençlik nimetini bir nebze tanımladıktan sonra, bu kısımda gençlerin ve yetişkinlerin gençliğe bakışlarındaki problemleri ifade etmek yerinde olacaktır. Gençlik hevesleri ve sarhoşluğu dünyanın geçiciliğini idrak etme noksında çok gabidir. Hayatı algılamada geçici hazların peşine düşmüş, an be an zehirli bal yiyen bir biçareyi andırabilmektedir bir gencin hali. Genç, bu günün peşin kahkahalarının ardında gizlenmiş ağlamaları fark etme fakiridir bir anlamda. Hal böyle olunca tek dünyalı mutant bir gençliğin çığlığı hastanelerde, hapishanelerde, eğlence mekânlarında işitilmektedir. Yaratılış gayesi, istidat ve kabiliyetlerin neşv-ü nemalandırılması, diğer bir ifade ile Yaratıcı’nın ilahlığını Kainat, Peygamber(S.A.V.), Kur’an, Vicdan dörtlüsü ile ilanına karşılık, iman ve kulluk ile mukabele etmek iken, dış tesirler ve enfüsi gafletler neticesinde bu gaye para kazanmak, iktidar elde etmek, nefsin heveslerini tatmin etmek gibi en fazla vesile olabilecek olgulara indirgenmiştir.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz yüzyıl, vahiyden kopuk ‘izm’ lerle, tek tip eğitim çarklarıyla şekillendirilmiş insanlardan müteşekkil bir zaman dilimidir. Arzi ve dolayısıyla da arızi bir kolektif aklın, sınırlarını belirlediği bir yaşam tablosunun parçası olmak üzerine bir çıktı vermeye dönük kurgulanan bu küresel fabrikanın ham maddeleri ise gençliktir hiç şüphesiz. Böyle bir tablonun bir figürü olmak hedefine güdümleyen zihin mühendisliği faaliyetinin nüvesini ise, belirlenen hedefe ulaşmak ya da başarı doktrini oluşturmaktadır. Daha açık bir ifade ile hayatta kalabilmenin yegâne tezahürü olarak çizilen bu yaşam tablosu içinde bir figür olabilmenin mutlak şartı başarmaktır. Bu şartı sağlamak için şeytan ve şeytani mekanizmalar hususan gençliğin ‘vazifeperverlik’ damarını kullanırlar. Aslında üzerine vazife olmayan işlerle meşgul edip, çok kıymetli ömür sermayesini pervasızca harcatırlar. Elması cam kırıklarıyla değiştirtmek suretiyle ahireti dünyaya seve seve sattırırlar. Başaramamak, tablonun dışına itilmek ya da ‘yok’lar sınıfına dâhil olmak anlamı taşır. Var olma kaygısını ontolojik bir şekilde hissetme ve buna uygun bir gaye üzerine yaşamaya programlanmış insanın, varlık zeminini fani olan tek bir şık üzerine inşa etmeye çalışan bu indirgemeci zihniyetin ürünleri, hedonizmden nihilizm’e uzanan bir çizginin kaypak zemininde tutunmaya çalışan gençliğin durumudur.</p>
<p>Sonlu bir zeminde taşınan endişe-i istikbal, nihilizm referanslı bir hedonizme zemin hazırlar ki bu zemine meşruiyet kazandıran nihilizmin dayanak noktasını kuvvet oluşturur. Zira var olmak üzerine yaratılmış bir varlığın fenaya müptela bir zemindeki ‘yok’la olan savaşında en müessir silah kuvvettir. Haksızlığın hak ittihaz edildiği bir makyevelist anlayışa götüren bu tek şıklı zeminin geçer akçesinin de bu noktadan bakıldığında neden hakka bedel kuvvet olduğu kolayca anlaşılabilir. İşte tam bu noktada İlahi olanla olan dikey ilişki devreye girer ki bu insanı fani bir zeminden kurtarıp baki bir atmosfere taşır. Bu atmosfer var olabilmenin yolunu arzi ve arizi olanın fasit dairesinden çıkarıp, bu varlık yolunun semavi ve ebediyle olan bireysel ve dikey ilişkide aranmasını önceler. Bu ilişki netice odaklı, muaccel, zahiri, somut bir başarıyı da hedefe ulaşmanın yegâne şartı kılmaz. Onun için semavi olanın öncelendiği dikey ilişkide, mutlak ye’sin karışmadığı bir ümit hali söz konusudur. İşte Bediüzzaman, izmlerin belirlediği yatay ve tek şıklı yaşam tablosunun yerine her fertte ayrı tezahürleri olan tek hakikatin çok yönlülüğünü barındıran dikey ilişkiyi öncelemeyi önerir. Bu öneri, dünyevi başarı ilahi olanla irtibatın öncülü olmadığı için bir gence son nefesine kadar ona gayret aşılayacak bir yaşam gücü sağlar. Elbette bu yaşam biçimi alternatifsiz bir zorunluluğun doğurduğu eklektik bir yorum değil, insanın semavi olanla irtibatını sahihleştirecek bir düşünce sisteminin ürünüdür. Bediüzzaman’ın Kur’andan devşirdiği bu muhkem yol, insani bir gerçeklik olan iman dürbünüyle, sonlu olanın yüzünde sonsuzun izlerinin selim bir akıl ile fark edilmesiyle ortaya çıkmaktadır: “Elhâsıl: Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, israfât ile gelen evhamlı hastalıkla hastahânelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefâlethânelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz” . Böylesi bir zamanda, bir gencin kendi algısını Risale-i Nur gibi bir Kur’ani metodoloji ile kalibre etmesi elzemdir. Bunun için İbrahim (a.s.)’ın ‘batıp gideni sevmem’ demesi gibi iç âleminden gelen sese kulak vermesi lazımdır.</p>
<p>Gençlerin gençlik algısındaki problemlerine eşlik eden diğer bir problem de yetişkinlerin gençlere bakışıdır. Diğer bir yönüyle ebeveynin çocuklarına bakışıdır. Birçok yetişkin bir gence olan sorumluluğunundan önce kendisine olan sorumluluğunun farkında olamayışı ile maluldur. Hâlbuki hiç bir günahkârın başkasının günahını yüklenmeyeceği Ayet-i Kerime ile sabittir. Meyvenin dördüncü meselesinde ifade edilen insanın en mühim vazifesinin kendisini ilgilendiren dairede olduğu daha sonra yakınları vs. olduğu gerçeği gençler için geçerli olduğu kadar yetişkinler için de geçerlidir. Bir genci kafasındaki doğrulara göre yönlendirmeye çalışan yetişkinlerin gençleri ve dahi gençliği algılamadan nasipleri yoktur. İlmin kapısı Hz. Ali’nin “çocuklarınızı yarına hazırlayın çünkü onlar gelecek için yaratılmışlardır” olarak ifade ettiği terbiyeyi gençlere uyarlayabilmenin yegâne şartı gelecek için yaratılmış bir gence arkadaş olabilmek feraseti ve feragatıdır. Yetişkinlik gençliğin deneyimlerle kavrulduğu bir kıvam olduğu düşünüldüğünde, yetişkinlerin gençlere yol gösteren, yol açan, şefkat eden konumunda olmaları beklenir. Bu anlamda yetişkinler gençleri acemi, bilgisiz, sorumsuz vs. vasıflarla muttasıf görmemelidir. Bir gencin kusurunu örtmek Settar olan Rabb-i Rahim tarafından teşfik edilmiştir: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” . Yetişkinlerin nasihatlerinin tesir edebilmesi için gençleri dinlemeleri ve anlamaları gerekmektedir. 9. Mektup’taki “İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, &#8220;Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.&#8221; Yani, &#8220;Fıtratını değiştir&#8221; gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, &#8220;Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz&#8221;; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.” analizi yetişkinleri gençlere daire-i ihtiyarlarında teklif sunmaya çağırmaktadır.</p>
<p><strong>4. Hayatı Anlamlandırmanın Ontolojik İnşa Süreci Olarak Risale Okumaları</strong></p>
<p>Gençlerin ve yetişkinlerin gençlik algılarına deyindikten sonra, derdi bilirsen deva asandır misali Türkiye’de yaşamış bir genç olarak risale okumalarının benim ve aynı dertlerden muzdarip arkadaşlarımın hayatlarımıza kattığı zenginliklerden bahsetmek istiyorum. Müslüman bir genç olarak örfi bir inancın adeta veraset sistemi gibi kırpılıp şekil değiştirmek suretiyle kulaktan kulağa aktarıldığı bir zeminde sosyal ilişkilerin ve deprem, kaza, hastalık vs. musibet hallerinin yorumlanmasında zorluk çektiğimi söylemeliyim. Her insan gibi benim de iç âlemimde çözülmesinin neredeyse imkânsız olduğunu düşündüğüm sorularım vardı. Yakın çevremi incelediğim zaman bir çok insanın da benzer dertlerden muzdarip olduğunu ve hakim bir çaresizlik psikolojisi ya da halinden bihaber yaşama gafleti içinde olduklarını fark ettim. Tolstoyun da itiraf ettiği gibi insanların “aralarında kavga ederek başarılı oldukları tek konu sadece birbirlerinden cehaletlerini saklamaktı” . Aklım sancı çeken kalbime şifa olamıyordu. Allah’a yönelişimin ciddi saiklerinden birisi böyle bir ruh haline ulaşmamdı. Hayatın bu kadar güzel ve intizamlı gülümsemeleri içinde kendimin bir yerlerde hata yaptığını düşünmeye uzun bir süre devam ettim. Okul derslerinde başarılı olmak, filan şirkette mühendis olmak, falanca üniversitede akademisyen olmak, parası iyi bir iş sahibi olmak, kariyer planlaması yapmak, üst kademelere yükselmek gibi mülahazalar hayatımın amacı olamazdı. Bütün bunlar olsa olsa manidar bir yaşamın içinde uğradığım duraklar olabilirdi. Ben böyle düşünür iken insanların bütün bu durakları amaç edinmiş görünmesi sıkıntımı arttırıyordu. Abraham Lincoln’un “yıllar sonra anlarsınız ki asıl hesaplayıp durduğunuz hayatınızın içindeki yıllar değil, yılların içindeki hayatınızdır” cümlesinin şumülündeydim. Taklidi bir inanç ile sosyal hayatta ubudiyet noktasında sürçmeler yaşamam, hayattaki duruşuma karşı güvenimi sarstıkça sarstı. Tam o noktada anladım ki inanç sistemimin düzelmesi hayatıma hayat olacak tek çözüm. İnanç sistemim nasıl düzelebilirdi? Kimsenin algıladığı bir sözüm ona İslami yaşama tabi olacak kadar koyun değildim artık. Kur’an’ı okuyup anlamaktan başka çarem yoktu. Meal okuma denemelerim olmuştu arkadaşlarımla. Anlamadığım Arapça Kur’an, mealden daha çok içimi ısıtıyordu. Bereket versin ailemden risalelere en azından temas etmişlerin bana da aksettirmiş oldukları koku hala burnumun dibindeydi. Bu koku, Kur’an’ı anlama yönelimimde ablukaya çıktı. Ayrıca bu kokunun hakikat kokusu olduğunu içselleştirmemde yazıları risaleden beslenmiş mütefekkir kalemlerin o dönemde okuduğum kitaplarının da etkisi çoktu. Risaleleri okuyan insanlarla iştirakim o dönemde artmaya başladı. Ne de olsa risalenin dilinden anlamanın, risalenin teklif ettiği seviyelere ulaşmanın en kolay ve hızlı yolu o ehl-i risalelerin yardımını almaktı. Kur’an “bilmiyorsanız bilene sorun” demiyor muydu? Nihayet iç alemimde fark ettiğim boşluk dolmaya başlamıştı. Karşımda inanç sistemimi yeniden inşa edecek Kur’an hazinesini açacak anahtar parlıyordu. “Ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim” , kendi nefsimden başlarım diyen, bir ikaz gereken durumda &#8220;Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.&#8221; diyerek kendi nefsini önceleyen bir arkadaş uslubu vardı karşımda. Risale “Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım!” , “Ben de senin gibi gençlik sarhoşluğuyla, gaflet içinde, dünyayı hoş ve güzel gördüğüm halde, gençlik sarhoşluğundan ihtiyarlık sabahında ayıldığım dakikada,&#8230;” diyerek beni olduğum gibi kabul ediyordu. Bütün duygularımı dumura uğratacak bir vaız vermiyordu risale. Risale satırları aklım, kalbim ve diğer duygularım ile adeta arkadaşça sohbet ediyordu. Başıboş olmadığımı vurguluyordu. Sahipsiz olmadığımı haykırıyordu. Ezbere bildiğim imanın altı rüknü birbirini destekleyip gözüme iman gözlüğünü takıyordu. Müellifin tavizsiz hayatı, ömründe hiç bir haksızlığa boyun eğmemesi izzet-i imaniyemi tetikliyordu. Risaleler bir yönüyle yaşanmış bir bilgiydi. Söylemi ile eylemi arasında en ufak bir sapma olmamıştı müellifin. Risaleyi sıksam dürüstlük, hakka tarafkirlik ve halis iman çıkacaktı. Diğer bir yönüyle risaleler Said Nursi’nin de ötesindeydi. “Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” diyen oydu. Gerçekten de Risale-i Nur hızla geçen asrın zaman fakiri çocuklarına Kur’an’dan süzülmüş bir hediye idi: “Seriüsseyir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır” . Risaleler adeta beni Kur’an iklimine taşıyordu. Kur’an’nın her bir suresinin Kur’an’nın bütününü özet olarak içerdeğini , varlıkların yaratılış gayelerinin ne kadar yüksek olduğunu , tevhid, haşir, peygamberlik, adalet, kader, miraç, namaz, şer, vesvese, dua, benlik, gibi imani, islami ve insani kavramları incelikle yeniden tanımlayıp, bu konuların derinliğini kabuklarının içine adeta ruh üfleyerek aklıma gösterip yaşamın anlamını resmediyordu risaleler satır satır. Baharın bir çiçek olduğu, hatta cennetin dahi hiç görülmemiş bir çiçek olduğu anlatımı zaman-mekan-kainat-insan-varlık konumlandırmalarımı inşa etmişti bile: “Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemâlini gördüğün gibi, bahar dahi bir çiçektir. Ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir”. Her şeydeki birlik işaretleri beni bütün varlıklara ve kainat hadiselerine çoktan dost kılmıştı bile. Risale nazarları degiştiriyordu. Yanlış anlaşılmasın, insana bir şekilde kendi iradesiyle alt-üst ettiği bakış açısını şefkat ve hikmetiyle iade ediyordu sadece. Esma-ül Hüsna talimiydi risale okumak. Rahman’ın rahmetinin vasiliğini hissetmek, Gafur’un bağışlayıcılığını anlamak gençlik haletimde günahkarlık psikolojisinin verdiği ümitsizlik kuyusundan çıkardığı gibi, ümidimi hayırlara, güzelliklere kamçılıyordu. Bana verilmiş maddi manevi ne var ise ebedi aleme talip olmak için verildiğini idrak etmek insanlığımın kıymetini, kemalini, terakkisini gösteriyor idi. Risale-i Nur’un etkisi içinde bulunduğum asrın dehşetinden de kaynaklanıyordu. Bu asırda Allah vardır, cehennem vardır ikazları çok az kişinin aklını başına getirebilir iken dünyevi lezzetlerin akıbetinin hatta peşin neticesinin elem ve sıkıntılar olduğunu göstermek insanın nefsini ve aklını o zehirli ballardan uzak durma noktasında ikna edebiliyor: “Onlar seve seve dünya hayatını ahrete tercih ederler (İbrahim-3) ayetinin işaretiyle, bu zamanda ahiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevi kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i İmân iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tabi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yeganesi, dünyada dahi Cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki, Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa, bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakkı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücuduna ispat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, &#8220;Cenab-ı Hak Gafurü&#8217;r-Rahimdir, hem Cehennem pek uzaktır&#8221; der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlup olur”</p>
<p><strong>5. İhtiyarlar Risalesinin Gençlere Söyledikleri</strong></p>
<p>Belki de benim gibi birçok genç ihtiyarlar risalesininin o ümit verici recalarından hayat felsefeleri devşirmiştir. İhtiyarlığı, eskide kalmış gençlik olarak düşündüğümüzde ihtiyarlığın gençliğe düştüğü haşiyeler ibret almak bakımından çok manidardır. 3. ricada geçen “Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor” hesaplaşmasının, 4. ricada ifade edilen “Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini, bütün günahlar, hatîatlar gördüm” itiraflarının biz gençlere fısıldadığı nice hakikatler vardır ki bize ölümü düşündürür, hatalarımızdan tevbeye yönlendirir. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)’in “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz&#8221; sözü her genç için her zaman hakikate açılan penceredir.</p>
<p>Kalbi ebedi aşka muhabbet için yaratılmış bir genç, mecazi sevgililerinden ayrıldığında firak acısını çekiyor. Ayrıca muhabbet ettiği her şeyi de onlarda sonsuzluk vehmettiği için seviyor. Halbuki ayrılık rüzgarları her an esiyor. Her mecazi sevgilinin üzerinde geçicilik damgası var. İnsanın kalbi Yaratıcısı ile irtibat kurmaksızın yaratılanları sevdiğinde hiç bir şeyin kararında kalmaması, gelenin gitmesi gerceği kalbinde onulmaz yaralar açıyor. Ağacından yere düşen meyvenin diğer meyveler adedince ayrılık acısı çekmesi gibi acı çekiyor genç kalp. Kalbin adresini yitirdiği sevgilerini doğru adrese yöneltmek için de dersler verir ihtiyarlar risalesi. 11. ricada geçen “İşte o beyaz kılların ihtarıyla vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki, çok güvendiğim ve ezvâkına meftun olduğum gençlik elveda diyor. Ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor ve pek çok alâkadar ve adeta âşık olduğum dünya bana uğurlar olsun deyip, misafirhaneden gideceğimi ihtar ediyor. Kendisi de Allahaısmarladık deyip, o da gitmeye hazırlanıyor.” gibi analizler insan kalbini ‘ya bagi entel bagi’ ile yüzleştiriyor. Hal tahlillerinin olası düşürebileceği ümitsizliği bertaraf eden ümit cümleleri de akabinde sıralanıyor: “Ey ihtiyar ve ihtiyareler! Madem sizlerde İmân var ve madem imanı ışıklandıran ve inkişaf ettiren namaz ve niyaz var. İhtiyarlığınıza ebedî bir gençlik nazarıyla bakabilirsiniz. Çünkü onunla ebedî bir gençlik kazanabilirsiniz. Hakikî soğuk ve sakîl ve çirkin ve zulmetli ve elemli olan ihtiyarlık ise, ehl-i dalâletin ihtiyarlıklarıdır, belki de onların gençlikleridir. Onlar ağlamalı, onlar &#8220;Vâ esefâ, vâ hasretâ!&#8221; demeli. Sizler, ey muhterem imanlı ihtiyarlar, &#8220;Elhamdü lillâhi alâ külli hal&#8221; deyip mesrurâne şükretmelisiniz.” 11. Şua’da ifade edildiği gibi “Evet, gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisatı sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hadisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretle ve teellümlerle ağlayacaklardı.” ve yine Gençlik Rehberi’nde ifade edildiği gibi “Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat&#8217;iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata istikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar”</p>
<p><strong>6. Sonuç Yerine</strong></p>
<p>Merhum Nihat Yazar’ın ifadesi ile Said Nursi yaşadığı devirde, memlekette dinsiz, materyalist, behimî hislerinin zebûnu köle ruhlu bir nesil yetiştirilmek istenirken, kendisi hayatını istihkâr derecesinde ortaya atılıp hürriyetle, ahlâkla, îmanla meşbû, hayvânî hislerin esiri olmayan bir gençlik istemişti ve bu uğurda çalışmıştı. Ziya Nur’un ifadesiyle de “Bediüzzaman ahlâkî kıymetler ve millî hasletlerin pozitif ilimlerle muvâzi olarak kat&#8217;-ı mesâfe edemediğini, bu mânâ ve şekil muvâcehesinde yetişen çöl kadar kuru ve boş ruhlarla bulanmış gençliğin, istikbâlde milletimizin rü&#8217;yet ufkunda bir kara belâ olacağı hakîkat-i katiyesini gözlere sokan ve çare-i halâsı da gösteren…” idi. Bediüzzaman kendi gençlik halini de Habbe Risalesinde şöyle ifade etmişti: “Çünkü gençliğimde en yüksek bir intibah şahikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah, intibah değilmiş. Ancak, uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaretmiş.”</p>
<p>Kitaba (Kur’an’a) yabancilastikca kainat kitabına yabacılaşıyor neticede de kendimize yabancılaşıyorduk. Birliğin teneffüsünden cikip çoklukta boğuluyorduk. Geçiciliğin elemini medeniyet oyuncaklari ile oynamanin meşguliyetinden hissedemiyorduk, iptal-i his bir vakıa idi. İnananlarin da huzur alamamasinin bir sebebi bu idi.</p>
<p>Günümüz gençliğinin yaşadığı iklim özgürlük iklimidir ve gençlerin savunduğu ortak değer de özgürlüktür. Serbestlikle özgürlüğün farkını anlamak bu anlamda çok önemlidir. Nefis kendini bizatihi müstakil zanneder. Özgürlük ise imanın hassasıdır.</p>
<p>Tevekkülün doğru anlaşılmasının önemi çalismanın ve dahi çalışmayı elden bırakmamanın tevekkülün olmazsa olmaz bir sartı olduğunu konumlandırır. Yapabilecegimiz işlerde acizliğimize sarılmamak yapamayacagımiz işler için de cezaya başvurmamak müthiş bir sabır ve tevekkul idmanıdır.</p>
<p>Buraya kadar yazdıklarımdan söyleyebilirim ki biz gençlere her şeyden evvel “sıdk” lazımdır. Bu doğruluk önce kendi iç hesaplaşmamızda olmalıdır. Yardımı Erhamürrahiminden istemeliyiz. Gençliğime yol gösteren risale vecizeleri ile bildiriyi sonlandıyorum:</p>
<p>“En menfaatli ve en iyi hile, hilesizlik olduğu”</p>
<p>“Yanlışlık tatbik-i nazariyat ve muktezay-ı hali düşünmemekten çıkar”</p>
<p>“Hayat zannettiğin halat yalnızca bulunduğun dakikadır”</p>
<p>“Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal”</p>
<p>“Sıkıntı sefahetin muallimidir”</p>
<p>“İlimde İzan-ı kalp olmazsa cehildir”</p>
<p>“Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma. Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde ceza&#8217;a sarılma.”</p>
<p>“Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”</p>
<p>“Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür.”</p>
<p><strong>Bilgi:</strong> Bu bildirideki bütün Risale-i Nur referansları www.risaleara.com sitesinden verilmiştir. Bildirinin hazırlanmasında emeği geçen Osman Çalışkan, Ali Mermer, Fatih iraz, Taha Orhan, Mustafa Şam ve Muzaffer İlhan’a teşekkürü bir borç bilirim.</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi+-+http://tinyurl.com/qae9gp&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;t=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%C2%A0%0D%0A%0D%0AHarun%20Pirim%0D%0AMississippi%20State%20University%0D%0AIndustrial%20and%20Systems%20Engineering%0D%0ADoktora%20%C3%96%C4%9Frencisi%0D%0A%E2%80%9CSonra%20o%20g%C3%BCn%20nimetlerden%20hesaba%20%C3%A7ekileceksiniz%21%E2%80%9D%20Tekas%C3%BCr-8%0D%0A1.%20Giri%C5%9F%0D%0A%0D%0AGen%C3%A7lik%2C%20mevsimlerden%20yaza%2C%20g%C3%BCn%20i%C3%A7indeki%20vakitlerden%20%C3%B6%C4%9Fle%20vaktine%20benzemektedir.%20Gen%C3%A7lik%2C%20insanlar%C4%B1n%20ekse" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;title=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/&amp;srcTitle=Gen%C3%A7lerin+Yeti%C5%9Fmesinde+Risale-i+Nur+Yakla%C5%9F%C4%B1m%C4%B1%3A+T%C3%BCrk+Deneyimi&amp;snippet=%0D%0A%C2%A0%0D%0A%0D%0AHarun%20Pirim%0D%0AMississippi%20State%20University%0D%0AIndustrial%20and%20Systems%20Engineering%0D%0ADoktora%20%C3%96%C4%9Frencisi%0D%0A%E2%80%9CSonra%20o%20g%C3%BCn%20nimetlerden%20hesaba%20%C3%A7ekileceksiniz%21%E2%80%9D%20Tekas%C3%BCr-8%0D%0A1.%20Giri%C5%9F%0D%0A%0D%0AGen%C3%A7lik%2C%20mevsimlerden%20yaza%2C%20g%C3%BCn%20i%C3%A7indeki%20vakitlerden%20%C3%B6%C4%9Fle%20vaktine%20benzemektedir.%20Gen%C3%A7lik%2C%20insanlar%C4%B1n%20ekse" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/05/26/genclerin-yetismesinde-risale-i-nur-yaklasimi-turk-deneyimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hak Etmek</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2008 20:54:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yükselten]]></category>
		<category><![CDATA[yeni asya gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/</guid>
		<description><![CDATA[İnsan başına gelen kötü bir olayda veya musibette genelde dış etkenleri suçlar. İşin kolayına kaçıp suçluyu dışarıda arar. Kendi kusurunu görmek istemez. Çoğu zaman da kaderin bu olaydaki hissesini ihmal eder. Şahsi olaylarda böyle olduğu gibi toplumsal olaylarda da genelde böyledir. Toplumlar da insanlara benzer çünkü. Bizim toplumumuzda da olduğu gibi bazen çok temel insani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img width="338" src="http://farm2.static.flickr.com/1249/886748149_4e10400e69.jpg?v=0" height="500" style="width: 338px; height: 500px" /></p>
<p>İnsan başına gelen kötü bir olayda veya musibette genelde dış etkenleri suçlar. İşin kolayına kaçıp suçluyu dışarıda arar. Kendi kusurunu görmek istemez. Çoğu zaman da kaderin bu olaydaki hissesini ihmal eder. Şahsi olaylarda böyle olduğu gibi toplumsal olaylarda da genelde böyledir. Toplumlar da insanlara benzer çünkü. Bizim toplumumuzda da olduğu gibi bazen çok temel insani haklar bile elde edilemez. Beşer zulmeder bir şekilde. Ama sebeplerin perde arkasında kaderin adaleti ve bir de ‘hak etmek ’ meselesi vardır. Bu nokta genelde göz ardı edilir.</p>
<p>Oysa bir şeyi hak etmeyene Cenab-ı Hak O’nu nasip etmez. Bu noktada günümüzde özellikle dini özgürlüklerin elde edilememesinde işin bu ciheti üzerinde daha çok düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Yani biz toplum olarak özgürlükleri ne kadar hak ediyoruz?</p>
<p>Yakın zamanda Maide Suresi’nin mealini okurken bu soru geldi aklima. Hz. Musa, İsrailogulları’nı Firavun’un esaretinden kurtardıktan sonra mukaddes toprakları yani Arz-ı Mukaddes’i fethetmek üzere yola çıkar. Arz-ı Mukaddes karşılarındadır artık. Ancak İsrailoğulları korkaklık gösterirler ve savaşmak istemezler.</p>
<p>Dediler ki: ‘Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.’1<br />
Mûsa, ‘Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır’ dedi.2<br />
Allah şöyle dedi: ‘O halde orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.’3</p>
<p>Ve İsrailoğulları 40 yıl boyunca yersiz yurtsuz ve de şaşkın bir vaziyette Tih çölünde dolaşmak zorunda kalir. Zira o nesil Arz-ı Mukaddes’i hak etmemiştir. Ancak onlardan 40 yıl sonra orayı hak eden yeni nesile nasip olur Arz-ı Mukaddes.</p>
<p>Bediuzzaman, 1. Dünya Savaşı gibi bir musibetin neden başımıza geldiğiyle ilgili bir soruya da sebep olarak siyasi olayları veya dış etkenleri göstermez. İslam âleminin namazda, oruçta zekâtta gösterdiği tembelliği yani kaderi cihetteki sebepleri nazara verir. Bu musibetin sebebini ‘Zira yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik; beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden müterakim zekâtı aldı.’4 şeklinde ifade eder.</p>
<p>Yine Bediüzzaman ‘Bir millet cehaletiyle hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder.’5 der. Tarihi geçmişimize de baktığımızda henüz hakkını arayabilen bir millet olmadığımızı görürüz. Mesela yakın tarihte 27 Mayıs darbesinin hemen öncesinde yüzbinler Menderes’i meydanlarda karşılarken, darbe olduğunda hiçkimsenin sesi çıkmaz. Halk korkmakta ve hakkini aramayi bilmemektedir çünkü. O kadar ki Menderes idam edildiğinde bile kimseden itiraz gelmez. Demirel’e 12 Mart müdahalesine niçin karşı çıkmadığı sorulduğunda, ‘Karşı çıksaydım arkamdan gelecek halk mı vardı?’ diye cevap verdiği söylenir. Yakın tarihimizdeki bu olaylardan, demokrasiyi ve özgürlükleri ne oranda hak ettiğimiz bir kez daha ortaya çıkar.</p>
<p>Bediüzzaman ‘Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam…’6 demişti. Ve hürriyetini korumak adına birçok sıkıntılar çekmiş, çok büyük maddi imkânları da reddetmişti. Bugün dindar kesimin elinde geçmişe oranla hayal edemeyeceği ölçüde maddi imkânlar var. Ama ne ilginçtir ki, bu maddi imkânları korumak adına hürriyetler feda edilebiliyor, olmadık tavizler kolayca verilebiliyor. O maddi imkânlar, bizi hürriyetimizi elde etmemizden alıkoyan prangalara dönüşmüş sanki. Ortada çok tuhaf ve ironik bir durum var aslında. Dine hizmet adına elde edilen maddi imkânları korumak için, dini değerlerden vazgeçiliyor, önemli ölçüde tavizler veriliyor. Amaç ve araç yer değiştirmiş adeta&#8230;</p>
<p>Günümüzde bir taraftan şahsi hayatımızda ekonomiyi herşeyden öncelikli meselemiz olarak görüp, diğer taraftan iktidardan hak ve özgürlükleri talep etmek de bence samimi olmadığı için netice vermiyor. Zira Peygamber Efendimiz (SAV) ‘nasıl yaşarsanız öyle idare edilirsiniz’ diye buyuruyor. Dolayısıyla ekonomi öncelikli yaşayan bir milletin ekonomiyi önceleyen, hak ve özgürlükleri arka plana atan bir iktidar tarafindan yönetilmesi de bence çok normal bir durum. Aksi olsaydı anormal olurdu diye düşünüyorum. Zira hak<br />
etmediğimiz halde bazı şeyleri elde etsek bile o şeyler bizde kalıcı olmazdı. Kısa bir süre sonra yine elimizden çıkardı.</p>
<p>‘Hürriyet önemlidir, zira onun için emek harcamak gerekir’ der Cemil Meriç. Uğruna emek harcanmadan, başkasının lütfetmesiyle de elde edilemez hürriyet. Mesela dini noktadaki hürriyetler için Avrupa Birliği’ni tek çözüm olarak görenler, Avrupa Birliği’nin bu husustaki ihlallere karşı gözünü yumması ve pek de umursamaması karşısında eminim hayal kırıklığına ugramışlardır. Oysa bu da kaderin bir işaretidir bence. Yani ‘haklarınızı ancak kendi mücadelenizle ve hak ederseniz alırsınız, hiç uğraşmadan, çile cekmeden, baskasının gelip hazır bir şekilde haklarınızı size teslim etmesini beklemeyin’ manası vardır sanki bu olayların arka planında.</p>
<p>Bütün bunları ‘toplumdan ümidi keselim’, ‘biz adam olmayız’ manasında söylemiyorum kesinlikle. Ama çözümü bulmak için problemin kaynağını iyi tespit etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Çözüm bence herkesin kendi hayatını, özellikle de doğru islamiyeti ve islamiyete layik doğruluğu hayatına ne kadar yansıttığını gözden geçirmesinde yatıyor. Zaten, Kur&#8217;an-ı Kerim de şöyle buyurmuyor mu: “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.”7</p>
<p>Bediüzzaman’ın sistemi degil de fertlerin ahlakını kurtarmayı hedef alan hizmet metodu bu noktada cok manidardır. Haklarımızı elde etmeyi siyasi çözümlerde aramak bence zaman kaybından başka birşey değildir. Bizlerin gerçekten aynada kendimizle yüzleşmemiz ve şu soruya cevap bulmamız gerekiyor: Biz neyi ne kadar hak ediyoruz?</p>
<p>1. Maide Suresi, 24<br />
2. Maide Suresi, 25<br />
3. Maide Suresi, 26<br />
4. Sünuhat, Yeni Asya Neşriyat, sf. 63<br />
5. Münazarat, Yeni Asya Neşriyat, sf. 28<br />
6. Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, sf. 408<br />
7. Maide Suresi, 105</p>
<p>Hasan YÜKSELTEN</p>


<div class="shr-bookmarks shr-bookmarks-expand shr-bookmarks-center">
<ul class="socials">
		<li class="shr-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Hak+Etmek+-+http://tinyurl.com/p9kfn8&amp;source=shareaholic" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'le!">Bunu Tweet'le!</a>
		</li>
		<li class="shr-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/&amp;t=Hak+Etmek" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:Facebook">Bunu paylaş:Facebook</a>
		</li>
		<li class="shr-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Hak+Etmek&amp;link=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu paylaş:FriendFeed">Bunu paylaş:FriendFeed</a>
		</li>
		<li class="shr-gmail">
			<a href="https://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;view=cm&amp;fs=1&amp;tf=1&amp;su=Hak+Etmek&amp;body=Link: http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/ (shareaholic aracılığıyla)%0D%0A%0D%0A----%0D%0A %0D%0A%0D%0A%C4%B0nsan%20ba%C5%9F%C4%B1na%20gelen%20k%C3%B6t%C3%BC%20bir%20olayda%20veya%20musibette%20genelde%20d%C4%B1%C5%9F%20etkenleri%20su%C3%A7lar.%20%C4%B0%C5%9Fin%20kolay%C4%B1na%20ka%C3%A7%C4%B1p%20su%C3%A7luyu%20d%C4%B1%C5%9Far%C4%B1da%20arar.%20Kendi%20kusurunu%20g%C3%B6rmek%20istemez.%20%C3%87o%C4%9Fu%20zaman%20da%20kaderin%20bu%20olaydaki%20hissesini%20ihmal%20eder.%20%C5%9Eahsi%20olaylarda%20b%C3%B6yle%20oldu%C4%9Fu%20gibi%20toplumsal%20olaylarda%20da%20geneld" rel="nofollow" class="external" title="Bunu e-postala:Gmail">Bunu e-postala:Gmail</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebookmarks">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/&amp;title=Hak+Etmek" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Bookmarks">Bunu ekle:Google Bookmarks</a>
		</li>
		<li class="shr-googlebuzz">
			<a href="http://www.google.com/buzz/post?url=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/&amp;imageurl=" rel="nofollow" class="external" title="Google Buzz'da paylaş:">Google Buzz'da paylaş:</a>
		</li>
		<li class="shr-googlereader">
			<a href="http://www.google.com/reader/link?url=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/&amp;title=Hak+Etmek&amp;srcUrl=http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/&amp;srcTitle=Hak+Etmek&amp;snippet=%0D%0A%0D%0A%C4%B0nsan%20ba%C5%9F%C4%B1na%20gelen%20k%C3%B6t%C3%BC%20bir%20olayda%20veya%20musibette%20genelde%20d%C4%B1%C5%9F%20etkenleri%20su%C3%A7lar.%20%C4%B0%C5%9Fin%20kolay%C4%B1na%20ka%C3%A7%C4%B1p%20su%C3%A7luyu%20d%C4%B1%C5%9Far%C4%B1da%20arar.%20Kendi%20kusurunu%20g%C3%B6rmek%20istemez.%20%C3%87o%C4%9Fu%20zaman%20da%20kaderin%20bu%20olaydaki%20hissesini%20ihmal%20eder.%20%C5%9Eahsi%20olaylarda%20b%C3%B6yle%20oldu%C4%9Fu%20gibi%20toplumsal%20olaylarda%20da%20geneld" rel="nofollow" class="external" title="Bunu ekle:Google Reader">Bunu ekle:Google Reader</a>
		</li>
		<li class="shr-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu makale için yorumlara üye ol.">Bu makale için yorumlara üye ol.</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2008/04/13/hak-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

