<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Manşet</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/category/manset/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Apr 2012 16:32:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>dokunur..</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/01/31/dokunur/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/01/31/dokunur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 20:09:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kelimeler Konuşunca]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Kelimlere Konusunca]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1262</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2703/4320001812_4bfea55b1e.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/01/31/dokunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kader Üzerine</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/12/13/kader-uzerine/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/12/13/kader-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 19:37:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Unlem]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Karabasoglu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1247</guid>
		<description><![CDATA[Ne hikmetse, kaderi yalnız musibetlerde hatırlıyoruz. Genelde düşen insanlar kaderden şikayet ediyor.  Hapse düşen &#8216;kader mahkumu&#8216; oluyor da zengin birinin &#8216;kader mahkumu&#8217; olduğu düşünülmüyor.  Kaderin mahkumu değil, nefsin mahkumuyuz. Güzel bir iş yaptığımızda &#8221; Kaderin mahkumuyum&#8217; diyor muyuz? Rahmeti göremediğimiz yerde, kaderi şikayete başlarız. Cehenneme gideriz, cennete götürülürüz. Geleceğe dönük olarak, &#8220;muhakkak bu böyle olur&#8221; demek, kula [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://farm4.static.flickr.com/3464/3711025146_3e5d4278d4.jpg"><img class="aligncenter" title="http://farm4.static.flickr.com/3464/3711025146_3e5d4278d4.jpg" src="http://farm4.static.flickr.com/3464/3711025146_3e5d4278d4.jpg" alt="" /></a></p>
<p>Ne hikmetse, kaderi yalnız musibetlerde hatırlıyoruz. Genelde düşen insanlar kaderden şikayet ediyor.  Hapse düşen &#8216;kader mahkumu<span style="text-decoration: underline;">&#8216; </span> oluyor da zengin birinin &#8216;kader mahkumu&#8217; olduğu düşünülmüyor.  Kaderin mahkumu değil, nefsin mahkumuyuz.</p>
<p>Güzel bir iş yaptığımızda &#8221; Kaderin mahkumuyum&#8217; diyor muyuz?</p>
<p>Rahmeti göremediğimiz yerde, kaderi şikayete başlarız. Cehenneme gideriz, cennete götürülürüz. Geleceğe dönük olarak, &#8220;muhakkak bu böyle olur&#8221; demek, kula yakışmaz.</p>
<p>Allah müreccihsiz, yani tercih için zorunlu bir sebep olmaksızın tercih eder. Ama biz kullar, o tercihte bir hikmet ararız. o (c.c.) her şeyi hilkmetle yaratır, ama yaratmasında bir müreccihe mahkum değildir.</p>
<p>Metin Karabaşoğlu &#8211; Düşünceler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/12/13/kader-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail&#8217;ce Kurban</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/11/26/ismailce-kurban/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/11/26/ismailce-kurban/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 17:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kelimeler Konuşunca]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/12/16/ismailce-kurban/</guid>
		<description><![CDATA[Kurbanın boynuna bıçağı çekmek üzere olan kendini İsmail’ce kurban bilsin, bıçağı İbrahim (a.s.) gibi çeksin. Sonlu nefesini sonsuzluk yoluna kurban etsin…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://img127.imageshack.us/img127/8349/1371665600dac204347bbm7.jpg" alt="" /></p>
<p>Kurbanın boynuna bıçağı çekmek üzere olan kendini İsmail’ce kurban bilsin, bıçağı İbrahim (a.s.) gibi çeksin. Sonlu nefesini sonsuzluk yoluna kurban etsin…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/11/26/ismailce-kurban/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dağlar yerinden oynardı&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/10/25/daglar-yerinden-oynardi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/10/25/daglar-yerinden-oynardi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 12:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kelimeler Konuşunca]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hadis hz.peygamber hz.muhammed s.a.v. kelimeler konusunca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1231</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2557/4042582254_25435c0a3c.jpg" alt="" width="500" height="334" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/10/25/daglar-yerinden-oynardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatta Kararlar Birer Kibritten ibarettir</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/09/24/hayatta-kararlar-birer-kibritten-ibarettir/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/09/24/hayatta-kararlar-birer-kibritten-ibarettir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 21:35:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatihiraz.net/2007/12/11/hayatta-kararlar-birer-kibritten-ibarettir/</guid>
		<description><![CDATA[Adamın Biri Bilge Bir Kral Olmakla Ün Salmış Olan Kralın Yanına Gider. Krala Şunu Sorar &#8216;Efendim Söyleyin Bana Hayatta Özgürlük Var mıdır? &#8216; Kral &#8216;Elbette&#8217; der, &#8216;Kaç Bacağın Var Senin? &#8216; Adam Soruya Şaşırarak &#8216;İki efendim&#8217; der. Kral &#8216;Pekala, Tek Bacağının Üstünde Durabilir misin? &#8216; &#8216;Elbette&#8217; Diye Cevap Verir Adam. Kral &#8216;O Halde Hangi Bacağın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3472/3945670539_cd03cecfcf.jpg" alt="" width="500" height="332" /></p>
<p>Adamın Biri</p>
<p>Bilge Bir Kral Olmakla Ün Salmış Olan</p>
<p>Kralın Yanına Gider.</p>
<p>Krala Şunu Sorar</p>
<p>&#8216;Efendim Söyleyin Bana Hayatta Özgürlük Var mıdır? &#8216;</p>
<p>Kral &#8216;Elbette&#8217; der,</p>
<p>&#8216;Kaç Bacağın Var Senin? &#8216;</p>
<p>Adam Soruya Şaşırarak &#8216;İki efendim&#8217; der.</p>
<p>Kral &#8216;Pekala, Tek Bacağının Üstünde Durabilir misin? &#8216;</p>
<p>&#8216;Elbette&#8217; Diye Cevap Verir Adam.</p>
<p>Kral &#8216;O Halde Hangi Bacağın Üstünde Duracağına Karar Ver&#8217;.</p>
<p>Adam Biraz Düşünür ve Sol Bacağı Üstünde Durmaya Karar Verir.</p>
<p>&#8216;Tamam&#8217; der Kral</p>
<p>&#8216;Şimdi de Öteki Bacağını Kaldır.&#8217;</p>
<p>Adam Şaşırır &#8216;Bu imkansız kralım&#8217; der.</p>
<p>&#8216;Gördün mü? &#8216; der kral &#8216;</p>
<p>Özgürlük budur.</p>
<p>Sadece ilk kararı almakta özgürsün.</p>
<p>Ondan sonrasında değil.&#8217;</p>
<p>Tiziano Terzani&#8217;nin &#8220;Atlı Karınca da Bir Tur Daha&#8221; adlı kitabında</p>
<p>Okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı</p>
<p>üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı.</p>
<p>Hayat gerçekten böyleydi.</p>
<p>İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak</p>
<p>gerçekleşiyordu.</p>
<p>Hayat hata kabul etmiyordu.</p>
<p>İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu</p>
<p>ama eğer yanlış bir karar aldıysan,</p>
<p>herşey zincirleme yanlış gidiyordu.</p>
<p>Mesela mesleğini seçerken&#8230;</p>
<p>Hasbelkader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın</p>
<p>bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun.</p>
<p>İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun.</p>
<p>Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve</p>
<p>Yeniden başlama cesaretin yoktu.</p>
<p>Bazı insanlar vardı hayatta&#8230;</p>
<p>Onlar ise her şeyi ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar</p>
<p>cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun.</p>
<p>Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun.</p>
<p>Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı</p>
<p>Ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek</p>
<p>aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.</p>
<p>Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu.</p>
<p>Yanlış bir karar aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi.</p>
<p>Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi.</p>
<p>İlk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün</p>
<p>ama devamında senin kararına bağlı olmayan</p>
<p>pek çok şey gerçekleşiyordu.</p>
<p>Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti.</p>
<p>Doğru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak ateş,</p>
<p>çorbanı kaynatacak ateş oluyordu,</p>
<p>yanlış yerde ateşlediğin vakit ise</p>
<p>içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakıyordu.</p>
<p>Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi.</p>
<p>Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu.</p>
<p>Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu.</p>
<p>Çok daha önemli olan başka bir şey vardı.</p>
<p>Kendini bilmek&#8230;</p>
<p>Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu,</p>
<p>Neler yapabileceğini bilmek zorundaydın.</p>
<p>Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve</p>
<p>mutlu bir hayata sahip oluyordun.</p>
<p>Ve kararlar birer kibritti&#8230;</p>
<p>Ya kendini yakıyordun ya da ısıtıyordun&#8230;</p>
<p>Alıntıdır..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/09/24/hayatta-kararlar-birer-kibritten-ibarettir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan’da bir sevgili gibi&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/09/19/ramazan%e2%80%99da-bir-sevgili-gibi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/09/19/ramazan%e2%80%99da-bir-sevgili-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2009 19:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[leyla ipekçi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan bayrami]]></category>
		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1227</guid>
		<description><![CDATA[Uyuyorsun, uyanıyorsun. Sabahları uyanmak yerine, gecenin ortasında uyanıyorsun bu kez. Belki en derin yerinde uykunun. Artık uyanmanın önkoşulu haline gelen gün ışığı yokken. Kopkoyu bir karanlığa açılıyor gözlerin. Zamanı algılayışın sarsılıyor kökünden. Bu daha ilk sahur. Karanlığa uyanarak adım atıyorsun Ramazan’a. Geceleyin yemek yiyerek adım atıyorsun. Sabah uyandığında kahvaltı etmeyeceksin artık. Rutin, bir gecede alt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm2.static.flickr.com/1280/1374434424_659aca29a2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Uyuyorsun, uyanıyorsun. Sabahları uyanmak yerine, gecenin ortasında uyanıyorsun bu kez. Belki en derin yerinde uykunun. Artık uyanmanın önkoşulu haline gelen gün ışığı yokken. Kopkoyu bir karanlığa açılıyor gözlerin. Zamanı algılayışın sarsılıyor kökünden. Bu daha ilk sahur.</p>
<p>Karanlığa uyanarak adım atıyorsun Ramazan’a. Geceleyin yemek yiyerek adım atıyorsun. Sabah uyandığında kahvaltı etmeyeceksin artık. Rutin, bir gecede alt üst olmuş.</p>
<p>Şafağın söküşü, güneşin yükselmesi, gölgenin kendisinin iki katına çıkması ve günbatımı: Bugüne dek farkında olmadan koruduğun rutinin bozuluşuna bir ay boyunca tanık olacaklar. Zaman içinde kendi zamanının açılışı bu.</p>
<p>İlk günlerde, alt üst olan alışkanlıklarını terk edişin seni biraz zorluyor. Şimdi artık sektör haline gelen yeme içme ve gurme kültürünün post modern hayata dayattığı ‘sık sık azar azar yiyin’ talimatına alışmış miden neye uğradığını şaşırıyor. Karnın acıksa da yiyemeyeceğin için, erteliyorsun acıkmayı.</p>
<p>Uyumanın, konuşmanın, acıkmanın senin asli tabiatından gelen bir rutin olduğunu hatırlıyorsun. Çünkü rutin fıtratında var senin. İşte bundan sonra, Ramazan boyunca kendi rutinlerini de oluşturacaksın. Hayatın akışından sapacak, kendi debinde akacaksın.</p>
<p>Daha ilk günlerden itibaren yemek ile arandaki ilişkinin niteliği de değişiyor. Haz ve tüketim kalıpların dağılıp gidiyor. İhtiyaç fazlası bir tek lokmaya bile yer yok artık içinde. Nefsinden kurtulman değil amaç, zaten bu imkânsız.</p>
<p>Onunla uyum içinde varolabilmenin provası bu. Kendi zevkine, egona, çıkarına ve amacına uygun olarak yaptığın bir şey değil. Allah için ve O’nun adıyla yaptığında, kendi nefsini çıkarmış oluyorsun aradan.</p>
<p>O’nun için yapmaktasın evet. Nefsinin rızası için değil, başkalarının rızası için değil. Sadece O’nun rızası için. Rızanın ölçüsü kalptedir.</p>
<p>Eğer bir rekabet hırsı içine girip acıkmamaktan zevk almaya başlarsan ya da acıkmaktan şikayet etmeye başlarsan: Yine araya nefsin girecek. Ve kalp ölçün bozulacak.</p>
<p>Rutinin içinde yeni bir rutin, zamanda yeni bir zaman açtın. Üstelik bu zaman da her gün değişiyor. Saatler kısalıyor, uzuyor. İbadetlerinin rutini durmaksızın değişiyor. Aslında, tüm saatleri, günleri, yılları tavaf ediyor oruç ibadetin. Rutin; çeşit içindeki sonsuz çeşitlilik senin için.</p>
<p>Saatler, günler geçiyor ve güzelleşiyorsun, çünkü her şeyi sevgilisi için yapan bir âşığa dönüşüyorsun giderek. Seni silen bir güzellik. Baştan aşağı.</p>
<p>Başlangıçta toprak ve suyla yoğrulmuş ‘hamur’un cansızdı. Kıpırtısızdı. Ona üflenen ruh sana cesedinin nasıl olduğunu gösterdi. Kendini insan olarak bilmen için, belki tek nefesle içine çektiğin bir ruh gerekiyordu sana. Bir ‘iç’ gerekiyordu. Can gerekiyordu.</p>
<p>Seni Seven, sana can verirken, O’nu sevmeni arzu etti senden. O’nu sevmek, O’nu bilmekle oluyordu. Ama asıl, O’nun seni sevdiğini, rahmetinin her şeyi kuşattığını, gazabını bile geçtiğini ‘oku’maya başlamanla bildin bu sevgiyi:</p>
<p>Bunun adı ibadet. Seven de sensin, sevilen de.</p>
<p>İşte oruç, bu aşkı bilmenin en ‘ışıklı’ yollarından biri. Bilmek bir ibadet olarak senin vicdanına yüklendi. Sana emanet edileni ancak aşkla koruduğunda iradeni kullanmış olacaksın.</p>
<p>Teslim olmanın gücü de burada zaten. Senden iradeni istiyor. Arzunu, hevesini, şevkini istiyor.</p>
<p>Yalnızca miden değil, ağzın, dilin, ellerin, ayakların; tüm uzuvların birlikte oruç tutuyor, teslim oluyorlar. Hakikatin birliğine varıyorsun. O’nu bilmenin bütünlüğünü (parçalanamazlığını) vicdanında duyuyorsun.</p>
<p>Ve seni kadavra olarak kalmaktan alıkoyan oruç da sana tanıklık ediyor, edecek. O da seni tutuyor çünkü. Bunu kimseden öğrenmedin. Öğrenemiyorsun. Sevgili olmayı kimseden öğrenemezsin.</p>
<p>Varlıkların varoluş hikmetlerini ima eden işaretleri ‘olduğu gibi’ görmeye başlıyorsun oruçluyken. Dünyayla ve vücudunla arana bir perde indiğinde, hakikatle arandaki perdeler usulca kalkmaya başladı.</p>
<p>Vakit yaklaşırken, tabağına yiyeceğini koyup bekliyorsun. Vakit girince tabaktaki yemek bir anda sana serbest hale gelecek. Yiyecek bir tabak yemek bulamayanları daha yakından anlıyorsun. Uzatıyorsun tabağındakilerden birazını. Başkalarıyla paylaşıyorsun.</p>
<p>Müthiş bir sofra bu. Sırrı her lokmada paylaşıyorsunuz. Dünyanın bütün sırdaşlarıyla kardeş oluyorsunuz. Giderek her meşrepten insan katılıyor sofraya. Sır paylaşıldıkça tutuluyor. Çünkü sır, herkesin kendi tabağında.</p>
<p>Leyla İpekçi &#8211; Taraf<br />
01.09.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/09/19/ramazan%e2%80%99da-bir-sevgili-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölünce ölmüş mü olacağız ?</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/09/09/olunce-olmus-mu-olacagiz/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/09/09/olunce-olmus-mu-olacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 18:19:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar manşet derkenar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1225</guid>
		<description><![CDATA[6 Günlük embriyo Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde&#8230; Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde&#8230; Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece&#8230; Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş. Gözleri çıktıkça meydana, İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş&#8230; Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu&#8230; Sıcak, ıslak, sevgi dolu&#8230; &#8216;Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://farm4.static.flickr.com/3608/3350076658_5252e1f6bc.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3608/3350076658_5252e1f6bc.jpg" alt="" width="500" height="373" /></a></p>
<p><strong><em>6 Günlük embriyo</em></strong></p>
<p>Karanlıktaymışlar.<br />
İki embriyo, bir ana  rahminde&#8230;<br />
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde&#8230;<br />
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece&#8230;<br />
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.<br />
Elleri, ayakları belirginleşmiş.<br />
Gözleri çıktıkça meydana,<br />
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş&#8230;<br />
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu&#8230;<br />
Sıcak, ıslak, sevgi dolu&#8230;<br />
&#8216;Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki&#8217; demişler, &#8216;&#8230;bize ne mutlu&#8230;&#8217;<br />
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.<br />
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.<br />
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince<br />
O kordonla kendilerini besleyen Anne&#8217;lerine teşekkür etmişler.<br />
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:<br />
&#8216;Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk&#8217; diye sormuş ikizler&#8230;<br />
&#8216;Annemiz&#8217; demiş biri, &#8216;O bize can verdi.&#8217;<br />
Ne biliyorsun&#8217; diye itiraz etmiş öteki, &#8216;Sen hiç Anneni görmedin ki&#8230;&#8217;:<br />
Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.&#8217;<br />
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.<br />
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.<br />
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların&#8230;<br />
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın&#8230;<br />
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;<br />
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.<br />
&#8216;- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz&#8217; diye fısıldamış ikizlerden  biri efkarla&#8230;<br />
&#8216;- Ben gitmek istemiyorum&#8217; diye diretmiş öteki; &#8216;doyamadım ki daha hayata&#8230;&#8217;<br />
&#8216;- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra  hayat  vardır.&#8217;<br />
Sormuş karamsar olan:<br />
&#8216;- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?&#8217;<br />
Şiirle cevaplamış iyim ser olan:<br />
&#8216;Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok  seferinden&#8230;&#8217;<br />
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.<br />
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.<br />
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.<br />
Ve &#8216;ömrümüz bitti&#8217; diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.<br />
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,<br />
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.</p>
<p>Hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini sanıyorlar..</p>
<p>Kimbilir belki de biz de<br />
yanılıyoruz onlar gibi..<br />
Ölünce ölmüş değil,<br />
belki de doğmuş olacağız..<br />
Nereden bilebiliriz ki!</p>
<p>Can Dündar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/09/09/olunce-olmus-mu-olacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırık cam teorisi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:19:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[kırık cam teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[Senai Demirci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1220</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) &#8220;Böyle gelmiş, böyle gider&#8221;di. Ben de onlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://farm3.static.flickr.com/2482/3860227156_832f26f272.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2482/3860227156_832f26f272.jpg" alt="" width="495" height="372" /></a></p>
<p>Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) &#8220;Böyle gelmiş, böyle gider&#8221;di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayaklarımı oturak yerine koydum, bankın arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum.<br />
Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD&#8217;de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. &#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221; hesabıymış bu.</p>
<p>Anlatıldığı kadarıyla: &#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221; ABD&#8217;li suç psikologu Philip Zimbardo&#8217;nun 1969&#8242;da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx&#8217;taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi &#8216;sağ kalan&#8217; otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. &#8220;Demek ki&#8221; diyordu Zimbardo, &#8220;ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.&#8221;</p>
<p>Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olması da gerekiyormuş.</p>
<p>&#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221;nin takipçileri bakın ne diyor: &#8220;Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.&#8221;</p>
<p>Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli&#8230; Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız &#8220;çöpler&#8221;imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. &#8220;Böyle gelmişse, böyle gider&#8221; diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.<br />
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.</p>
<p>Tam da &#8220;hafife almakla&#8221; açılan, &#8220;umursamazlıkla&#8221; genişleyen bir &#8220;yol(suzluk)&#8221;u tarif eden sûre&#8217;nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur &#8220;cam kırıkları teorisi&#8221;: &#8220;Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı.&#8221; (Mutaffifîn, 83/14).</p>
<p>Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimizin [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim: &#8220;İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir.&#8221;</p>
<p>Bu yüzden galiba&#8230; &#8220;Günah insanı kâfir yapmaz ama ama istiğfarsızlık küfre götürebilir&#8221; imasında bulunur Said Nursî. &#8220;Her günahta küfre giden bir yol var&#8221;sa, ilk &#8220;cam kırığını&#8221; onarmamaktandır bu. Masum görünen her hata, her günaha yaklaşış, bir büyük günaha doğru sürüklüyorsa bizi, ilk atılan çöpü kaldırmamaktandır bu.</p>
<p>Özür dilemeye değmez gördüğümüz küçücük bir cam kırığı, bizi özür dileyemez bir kırıklığa mahkum ediyor.<br />
Değil mi?</p>
<p>Senai Demirci &#8211; Risalehaber.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayrısına aşk demeye utanıyor insan..!</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/08/26/gayrisina-ask-demeye-utaniyor-insan/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/08/26/gayrisina-ask-demeye-utaniyor-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 19:53:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed (s.a.v.)]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[Medine&#8217;nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://farm3.static.flickr.com/2611/3859368605_dba5fba8cd.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2611/3859368605_dba5fba8cd.jpg" alt="" width="500" height="339" /></a></p>
<p>Medine&#8217;nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.</p>
<p>Hifa Hatun&#8217;un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah&#8217;ın rızasını diler.</p>
<p>Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer&#8230; Kimi cevahirler döker&#8230; Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?</p>
<p>Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas) &#8216;in huzuruna çıkıp &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü&#8221; der, &#8220;bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.&#8221; Doğrusu o, Peygamber Efendimiz&#8217;in (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8216;gündüzleri oruç tut&#8217; ya da &#8216;geceleri namaz kıl&#8217; gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat &#8220;Önce evlenmen lâzım&#8221; buyururlar &#8220;zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!&#8221; Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve &#8220;siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım&#8221; der.</p>
<p>Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de &#8220;özel&#8221; olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur &#8220;yarın sabah mescide ilk gelenle evlen&#8221; buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.</p>
<p>Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.</p>
<p>Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun&#8217;un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.</p>
<p>Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.<br />
Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.</p>
<p>Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner &#8220;Ey Süheyb&#8221; buyururlar, &#8220;şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.&#8221;Suheyb (R. anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar. &#8220;İyi ama&#8221; diye mırıldanır, &#8220;benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.&#8221;</p>
<p>Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve &#8220;filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim&#8221; der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler.</p>
<p>Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve &#8220;Ya Hifa&#8221; der, &#8220;biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) &#8220;Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.&#8221; buyurdular.</p>
<p>Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas) &#8216;e anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.</p>
<p>Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas) , Suheyb&#8217;i yanlarına oturtur &#8220;Ey Süheyb&#8221; buyururlar &#8220;geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?&#8221; Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle &#8220;Allah&#8217;ın Rasulü en iyisini bilir&#8221; cevabını verir.</p>
<p>Efendimiz(sas) onlara &#8220;ne mutlu size&#8221; gibilerinden bakar, &#8220;İkiniz de cennetliksiniz&#8221; buyururlar, &#8220;&#8230; ve Allahü teâlâyı göreceksiniz! &#8221; Süheyb derhal secdeye kapanır ve &#8220;Ya Rabbi!&#8221; diye yalvarır, &#8220;o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!&#8221;</p>
<p>Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8220;Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti&#8221; buyururlar.</p>
<p>Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.<br />
Birine &#8220;Şükredenlerden Suheyb&#8221; yazarlar, öbürüne &#8220;Sabredenlerden Hifa!&#8221;&#8230;</p>
<p>gayrısına aşk demeye utanıyor insan..!</p>
<p>Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..<br />
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra<br />
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..<br />
Ne ki ÖLÜM:Şehadete varmayınca&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/08/26/gayrisina-ask-demeye-utaniyor-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Kürtler</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 20:31:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal etüdler derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1214</guid>
		<description><![CDATA[Bin yıla yakın bir süre ile Anadolu coğrafyasında Türkler ve Kürtler ciddi hiçbir çatışma içine girmeden kardeşçe yaşadılar. Bu kardeşliği çatışmaya çevirecek boyutta önemli sosyal hadiseler meydana gelmedi. Meydana gelen bazı ufak çaplı olaylar da o zamanlar çok canlı olan İslam Kardeşliği kalkanına çarparak büyümeden bertaraf edildi. Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bin yıla yakın bir süre ile Anadolu coğrafyasında Türkler ve Kürtler ciddi hiçbir çatışma içine girmeden kardeşçe yaşadılar. Bu kardeşliği çatışmaya çevirecek boyutta önemli sosyal hadiseler meydana gelmedi. Meydana gelen bazı ufak çaplı olaylar da o zamanlar çok canlı olan İslam Kardeşliği kalkanına çarparak büyümeden bertaraf edildi.</p>
<p>Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en önemli nedeni İslam’ın getirdiği ‘’müminler arasında mecburi kılınan kardeşlik ruhu’’ ile ‘’husumetin ve ırkçılığın yasaklanması’’ hükümleri idi. Bunlar birçok Kur’an ayeti ile açıkça ifade edilmiş ve sağlam bir dini geleneğin var olduğu bu topraklarda sosyal hayatın en önemli şiarları haline gelmişti.</p>
<p>İttihad-ı İslam idealini hayat felsefesi haline getiren Yavuz Sultan Selim Doğu seferine çıkarken aynı inancı paylaşan insanlar arasında kalıcı bir kardeşlik ve beraberliğin tesisi için büyük gayret gösterdi. Bu konunun Kürt aşiretleri arasında anlatılması ve kabulü yönünde önemli Kürt bilginlerinden olan İdris-i Bitlisi ile görüş birliğine vardı. Kürt aşiretlerinin de maksadı bu idi. İttihad-ı İslam düşüncesi her iki tarafın da benimsediği bir ideal olarak ortaya çıkınca anlaşmak hiç de zor olmadı. Yavuz Sultan Selim, bu aşiretleri kendi iç işlerinde serbest bıraktı. Bu büyük bölgesel desteği yanına alan Yavuz Sultan Selim, Safevi Sultanı Şah İsmail’e tarihinin en büyük yenilgisini yaşattı. Bu bölgede yaşayan Kürtler, kendi kimliklerini rahat bir şekilde ve hiçbir müdahaleye maruz kalmadan yaşadılar. Bugünkü anlamda federal sistem diyebileceğimiz bir yönetim modeli gerçekleştirildi. Kürt aşiretleri sefer zamanında kendi güçleri nispetinde Osmanlı Ordusuna asker gönderdiler.  Vergilerini verdiler. Dışarıdan herhangi bir saldırı söz konusu olacaksa, bu bölgenin de güvenliği Osmanlı Devletinin güvencesi altında bulunmaktaydı. Yüzyıllar süren bir kardeşliğin temeli böyle sağlam bir zeminde ve karşılıklı saygı esasları içinde atıldı. Bu birliğin gerçekleştirilmesi sonucu Safeviler zayıfladı ve Doğu Anadolu bölgesinden tamamen silindiler. Orta Doğu ve İslam Âleminin Osmanlı topraklarına katılması için yapılacak seferler, bu beraberlik sağlandıktan sonra daha da kolaylaştı.</p>
<p>Bitlis Hanı Şereffeddin’in  1596 yılında kaleme aldığı ‘’Şerefname’’ adlı eseri Kürt tarihinde çok önemli bir yere sahiptir ve bir kilometre taşıdır. Bu tarihi eser dört bölümden meydana gelmektedir. 16. yüzyılda Kürtlerin sosyal yaşam tarzını bilimsel olarak anlatan bu eser çok önemli bir kaynak niteliğindedir. Birinci bölümde saltanat sürmüş beş tane büyük Kürt ailesi incelenmektedir. Bu aileler,  Mervaniler, Hasanbeyhiler, Daynavarlar, Lorlar ve Eyyubiler’dir. İkinci bölümde sikke bastırmış ve kendi adına hutbe okutmuş aileler incelendikten sonra üçüncü bölümde ise;  hanedanlar egemen olduklarında çoğrafi durumlarına göre sıralanmıştır. Bu sıralama Cizre –Dersim arası, Cizre- Kilis arası, Cizre- Hoy arası, Hakkâri’nin güneyi ve İranlı Kürtler olarak beşe bölünmüştür. Dördüncü bölümde ise Bitlis emirlerinin tarihi ayrıntılı olarak anlatılmıştır.</p>
<p>Kürtlerin yaşadığı bölgelerde feodal düzen hâkimdi. Köyler ve topraklar büyük bir çoğunlukla ağaların malıydı. Ağalar bölgelerinin hâkimi konumundaydılar. Topraklarında köylüleri çalıştırır ve belirli bir ücret verirlerdi. Bu ağalar da bölgede hâkim olan ‘’Bey’’ veya ‘’Mir’’e bağlı idiler. Normal vatandaşların bu gibi bölgelerde pek fazla bir söz hakları yoktu. Zaman zaman aşiretler arasında çatışmalar meydana gelse bile, bölgenin hakimi konumunda olan Mirler bu gibi çatışmalar kolay kolay izin vermezlerdi. Mirlerin ve Hanların öngördüğü şartlarda antlaşmalar yapılır ve birbirlerini sevmeseler de barış içinde yaşarlardı. Ağalardan sonra bölgenin bir diğer otoritesi ‘’Şeyhler’’ idi. Tarikat yapılanması ve Medreseler bölgede etkin konumda idiler. Şeyhler halkın dini ihtiyaçlarına cevap verir ve bazen de meydana gelen anlaşmazlıkları dini hükümlere göre çözerlerdi. Ağalar ve Şeyhler, genellikle bir gizli anlaşma varmış gibi birbirlerine saygı gösterirler ve birbirlerinin egemenlik alanlarına müdahale etmezlerdi. Bölgede çok sayıda bulunan Medreseler de Mirler veya Ağalar tarafından himaye edilirdi. Bazı Medreselerin bütün masraflarını bu Mirler karşılar ve buralarda yatılı olarak okuyan talebeleri himaye ederlerdi. Ağa ve Şeyhlerin dışında bazı büyük medrese hocaları da bu bölgelerde önemli bir otorite sayılırdı.</p>
<p>Böyle farklı otoriterlerle iç içe yaşayan bu bölgenin halkları kanaatkâr insanlardı. Dini duyguları çok kuvvetli olan bu insanlar Şeyhler ve büyük âlimlere büyük bir itaat ve saygı ile bağlıydılar. Bölgenin birçok yerinde Kadiri ve Nakşî dergâhları mevcuttu.</p>
<p>Kürtlerin yaşadığı bölgeler, ayrıca etnik yapı ve dini inançlar yönünden de çok karışık bir görüntü arz ediyordu. Bazı bölgelerde yoğun bir şekilde Ermeni, Süryani, Yahudi, Arap ve Yezidi nüfusu bulunmaktaydı. Bu insanlar da Kürtlerle yüzyıllar boyunca hiç çatışma içinde olmadan yaşadılar. Hatta bu bölgelerde çok iyi komşuluk ilişkilerinin de geliştirildiği söylenebilir. Cami, Kilise ve Havralar çok rahat bir şekilde ve hiçbir kaygı içinde olmadan kendi mensuplarına hizmet veriyorlardı. Gayr-ı Müslimler genellikle sanat ve ticaretle uğraşır ve Müslüman komşuları ile karşılıklı güvene dayalı bir alışveriş gerçekleştirirlerdi. Ermeni tehcirinin yaşandığı yıllarda çok sayıda Ermeni aile, yollardaki tehlikelerden çocuklarını sakındırmak için, güvendikleri Müslüman ailelere çocuklarını teslim etmişler ve bunlar bu ailelerin yanında Müslüman olarak büyümüşlerdir.</p>
<p>1639 yılında Osmanlı Devleti ile İran Safevi Hükümdarlığı arasında  Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Kürt bölgesinin büyük bir kısmı Osmanlı Devletinde kalmak üzere bir kısmı Safevilere bırakıldı. Bu bölünme durumunu, bazı Kürt aşiretlerinde hoşnutsuzluk meydana getirmişse de çok büyük olaylar meydana gelmedi.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi arasında bu mutabakatın sağlanması ve buna hemen hemen bütün Kürt aşiretlerinin katılmasından sonra yaklaşık üç yüz elli yılı aşkın bir süre ile bu topraklarda tam bir birlik ve beraberlik rüzgârları esti. 19. yüzyılın başlarından itibaren bütün Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerinin arttığı ve ırkçılık fikriyatının neşv-ü nema bulması için büyük gayretlerin gösterildiği bir döneme girilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunu bölüp parçalamak için en iyi yolun bu olduğunu düşünen Avrupa zalimleri bu maksatla hummalı ve sistematik bir çalışma içine girdiler. Açılan misyoner okullarının bu faaliyetlerin merkez üssü olduğu görülmektedir. Bu okullar bir yandan bölgenin Hıristiyanlaştırılması için çok yoğun bir şekilde faaliyetlerde bulunurken, diğer yandan da Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmak için ırkçılık tohumları ekmekten ve bu amaçla propaganda yapmaktan geri durmuyorlardı. Bu menfi fikir ve cereyanlara karşı yeterli oranda aydınlanma ve eğitim faaliyetlerinde bulunulmadığı için bu menfi düşünceler ve ırkçılık fikrinin, dini duyguların çok kuvvetli olmadığı kesimlerde makes bulduğu gözlenmektedir.</p>
<p>Bu dönemlerde başlayan isyan ve kıpırdanmaların en önemli sebeplerinden birisi de, Osmanlı Devletinin zayıflaması, uğradığı mağlubiyetler ve kendini tam anlamıyla yenileyememesi sonucu, rakipleri karşısında zayıf konuma düşmesidir. Dışarıda zayıflayan ve cephelerden mağlubiyetlerle dönen bir ordunun ve devletin, içeride de elinin zayıflayacağı ve bazı iştahları kabartacağı inkâr edilemez. Avrupa’da ve Balkanlarda giderek gerileyen ve devamlı toprak kaybeden Osmanlı devleti’nin düşmanları boş durmamış ve dâhili ihtilaflarla daha da zayıf duruma düşürmek için yoğun gayret göstermişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti, düştüğü bu hazin durumdan kurtulmak için bazı teşebbüslerde bulundu. Önce 1808 yılında Sened-i İttifak kabul edildi. Ardından Tanzimat Fermanı ve daha sonra Islahat Fermanı kabul edildi. Ardı ardına kabul edilen bu iki ferman ile Osmanlı Devleti’nde kötü gidişe dur demek için bazı çalışmalar yapılmak istenmiş, Anayasal düzene geçişin başlangıcı olarak kabul edilen bu fermanlar istenilen etkiyi yapmamış ve kötü gidişe dur diyememiştir. Bazı Osmanlı aydınlarının gayretleri sonucu 1876 yılında II. Abdülhamit tarafından Meşrutiyet ilan edilmiş, hazırlanan Anayasa kabul edilmiş ve Meclis-i Mebusan toplanarak bir çıkış yolu arama gayretlerine devam edilmiştir. Bu dönemde 93 harbi olarak da anılan 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşında alınan büyük mağlubiyet bütün dengeleri değiştirmiş, Meclis’te ülkenin bölünmesi yönünde talepler seslendirilince, öteden beri ülkenin böyle bir ortama hazır olmadığını düşünen Sultan Abdülhamit, yeniden bütün ipleri eline almış, anayasayı rafa kaldırmış ve Meclis-i Mebusan’ı dağıtmıştır. Osmanlı Devlet’inde 30 yıl kadar sürecek bu dönem ‘’İstibdat Dönemi’’ olarak adlandırılmış, bir nevi baskı ve susturma politikası ile meseleler bastırılmış, ancak sorunlar giderek büyümüş ve patlama noktasına gelmiştir.</p>
<p>Sosyal Etüdler Derneği tarafından hazırlanan <a href="http://kritize.net/onemli/cumhuriyetvekurtler.doc">&#8220;Kürt Sorununun Dünü, Bugünü, Yarını&#8221; konulu raporun tamamına erişmek için tıklayınız&#8230;</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

