<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Kıssa, Mesel</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/category/kissa-mesel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Apr 2012 16:32:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sevgi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2012/04/13/sevgi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2012/04/13/sevgi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 16:32:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kelimeler Konuşunca]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[hz. aişe]]></category>
		<category><![CDATA[hz.muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1422</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="hzaise " src="http://farm6.staticflickr.com/5453/6927971872_af28185367.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2012/04/13/sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlm-i diyanet mi, ilm-i siyaset mi?</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2011/10/18/ilm-i-diyanet-mi-ilm-i-siyaset-mi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2011/10/18/ilm-i-diyanet-mi-ilm-i-siyaset-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Oct 2011 19:50:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1414</guid>
		<description><![CDATA[Vaktiyle çok meşhur bir hoca varmış. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yetiştirdiği kişiler ile ülkede bilmeyeni yokmuş. Yükselmek, büyük adam olmak isteyen herkes muhakkak bu meşhur hocaya gelip ondan ders alırmış. Onun ilminden yararlanırmış. Devlet adamı olup büyük mevkilere gelmek isteyen bir Anadolu delikanlısı da bu hocanın ismini duymuş. Onun ilminden faydalanmak, ondan ders alabilmek için köyünü terk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2028/2792802179_ed41ceb786_z.jpg" alt="" width="576" height="384" /></p>
<p>Vaktiyle çok meşhur bir hoca varmış. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yetiştirdiği kişiler ile ülkede bilmeyeni yokmuş. Yükselmek, büyük adam olmak isteyen herkes muhakkak bu meşhur hocaya gelip ondan ders alırmış. Onun ilminden yararlanırmış. Devlet adamı olup büyük mevkilere gelmek isteyen bir Anadolu delikanlısı da bu hocanın ismini duymuş. Onun ilminden faydalanmak, ondan ders alabilmek için köyünü terk etmiş. Düşmüş yollara. Aylar sonra hocaya ulaşmış.</p>
<p>- &#8216;Hocam ne olur beni kabul edin. Beni yetiştirin&#8217; demiş. Hocada;<br />
- &#8216;İlm-i diyanet mi, yoksa ilm-i siyaset mi öğrenmek istersin&#8217; diye sormuş. Genç köylü;<br />
- &#8216;Bana ilm-i diyanet öğretin yeter hocam&#8217; demiş. Ve eğitim başlamış&#8230;<br />
Aylar geçmiş yıllar geçmiş. Genç köylü ilm-i diyanet konusunda iyice yetişmiş, pişmiş. Hocası;<br />
- &#8216;Artık tamamsın. İstediğin camide hocalık yapabilirsin deyip icazetini vermiş.<br />
Hocası daha sonra şu tavsiyede bulunmuş.</p>
<p>- ‘ İlm-i diyaneti bitirdin. Ancak ilm-i siyaset dersinide alırsan senin için daha iyi olur.” demiş. Genç talebede;<br />
- &#8216;Hocam, ilmi diyanet bana yeter. Ben köyüme dönmek ve hocalık yapmak istiyorum&#8217; demiş.&#8217;</p>
<p>Hocasıda genç talebesine müsaade ederek köyüne yollamış. Genç köyüne dönmüş. Akrabaları kendisini büyük bir ilgiyle karsılamışlar. Diyanet konusunda çok derin bilgi sahibi olduğunu öğrendikleri için, Hemen köyün camisine götürüp cami hocasıyla tanıştırmak istemişler. Birlikte camiye gitmişler. Bu sırada hoca cemaate vaaz ediyormuş. Hocayı dinlemişler. Delikanlı hocadan duyduklarına inanamamış. Bu durum onu çok rahatsız etmiş. Çünkü hocanın söyledikleri hep yanlış ve uydurma şeylermiş. Hocanın cahilliği karşısında kendini tutamayıp birden ayağa kalkmış. Yüksek sesle konuşarak cemaate seslenmiş;<br />
- &#8216;Bu hocanın söylediklerinin hepsi yanlış. Uydurma. Sizi kandırıyor. Ey hoca sen ne biçim bir hocasın. Niye insanları kandırıyorsun&#8217;. demiş.</p>
<p>Bu sözler üzerine camide bir sessizlik olmuş. Herkes dönüp bu sözleri söyleyen gence bakmışlar. Hoca da gence dönüp kaşlarını çatmış. İtibari zedelenmesin diye, bu sesi susturmak için hoca cemaate dönüp bağırmış;</p>
<p>- &#8216;Ey cemaat, iste size bahsettiğim münafiklardan bir tanesi de burada, aramızda. Allaha inanmayan, camiye hakeret eden, hocaya baş kaldıran cehennemlik bir kafir içimizde oturuyor. Tutun onu. Atın dışarı&#8217; demiş&#8230;<br />
Cemaat genci yakalamış. Tekme tokat caminin dışına atmışlar. Her yeri yara bere içinde kalan genç inliye inliye evine dönmüş.</p>
<p>Aradan birkaç hafta geçtikten sonra genç köylü hocasına gitmeye karar vermis. Meşhur hocaya geri gidip başından geçenleri anlatmış. Hoca’sı da &#8216;ilmi siyaset&#8217; dersi alması gerektiğini söylemiş. Gençte kabul etmiş. Aylar, yıllar geçmiş. Gencin ilmi siyaset eğitimi tamamlanmış. Artık olgunlaşan genç, hocasının elini öpüp köyüne geri dönmüş.<br />
Hemen eskiden dayak yediği camiye gitmiş. Aradan uzun zaman geçtiği için kimse delikanlıyı tanıyamamış. Aynı hoca duruyormus. Yine eski tas, eski hamam. Ayni hoca yine saçma sapan şeyler söylemiş. Cemaati yanıltan, kandıran ifadeler kullanmış.</p>
<p>İlm-i diyanet&#8217;ten sonra ilm-i siyaset eğitimini de alan genç hoca, cemaat içinde ayağa kalkmış. Hoca kaşlarını yine çatip gence bakmış. Cemaatte kafalarını çevirip ayaktaki gence dönmüş. Bir süre sessizlik olmuş. Genç hoca yüksek sesle hocaya ve cemaate seslenmiş:</p>
<p>- &#8216;Ey hocaefendi sen ne mübarek bir hocasın. Gezdiğim yerlerde senin kadar ilim sahibi bir hocaya daha rastlayamadım. Ey cemaat. Beni iyi dinleyin. Bu Hocaefendi çok doğru söylüyor. Bu hocaefendi çok mübarek bir hocadır. Ne yüce bir hocadır. Ey cemaat, her kim ki bu hoca efendinin bir kılını koparır ve alırsa, o kişi hiç süphe yoktur ki günahları affolur, iki tel koparana mahşerde sorgu sual olmaz, üç tel koparan ise şehit mertebesine çıkıp doğrudan cennete gider… &#8216;</p>
<p>İşte bu sözlerden sonra cemaat bir anda galeyana gelerek ayağa kalkmış ve hoca efendinin üstüne çullanmış. Hocadan kıl koparmak isteyen onlarca insanın altında kalan cahil hoca, bir daha hocalık yapamayacak kadar perişan bir hale gelmiş ve köyü terk etmiş.</p>
<p>Böylece, genç hocada, ilmi siyasetin hayatta ne kadar güçlü bir silah olduğunu anlamış.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2011/10/18/ilm-i-diyanet-mi-ilm-i-siyaset-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>israf..</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/11/07/1379/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/11/07/1379/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Nov 2010 14:58:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1379</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ömer, oğlu Abdullah&#8217;ı bir gün et yerken görmüş ve: &#8220;Hayrola et mi yiyorsun?&#8221; diye sormuştu. Oğlu: &#8220;Evet canım çekmişti de&#8230;&#8221; deyince Hz. Ömer üzülmüş ve ona: &#8220;Demek sen öyle canının her çektiğini alıp yiyor musun? Bilmez misin ki Peygamberimiz: &#8220;İnsanın canının çektiği her şeyi yemesi de israftır.&#8221; buyurmuştur.&#8221; dedi (İbn Mace, Et&#8217;ıme 51).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://farm5.static.flickr.com/4086/5153983655_8cdbb1a1f6_z.jpg" alt="" width="576" height="384" /></p>
<p>Hz. Ömer, oğlu Abdullah&#8217;ı bir gün et yerken görmüş ve: &#8220;Hayrola et mi yiyorsun?&#8221; diye sormuştu. Oğlu: &#8220;Evet canım çekmişti de&#8230;&#8221; deyince Hz. Ömer üzülmüş ve ona: &#8220;Demek sen öyle canının her çektiğini alıp yiyor musun? Bilmez misin ki Peygamberimiz: &#8220;İnsanın canının çektiği her şeyi yemesi de israftır.&#8221; buyurmuştur.&#8221; dedi (İbn Mace, Et&#8217;ıme 51).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/11/07/1379/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah yüzlü genç</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/08/04/siyah-yuzlu-genc/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/08/04/siyah-yuzlu-genc/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 15:40:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed (s.a.v.)]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1345</guid>
		<description><![CDATA[Yüzü simsiyahtı Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı Buna rağmen onu basite alanlar vardı Dedi ki: – Ya Resulûllah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir? – Asla! – O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor? – Amir bin Veheb’in evine git ve “Rasûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4068/4522042691_300d93e66d_z.jpg" alt="" width="576" height="384" /></p>
<p>Yüzü simsiyahtı Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı Buna rağmen onu basite alanlar vardı Dedi ki:</p>
<p>– Ya Resulûllah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?<br />
– Asla!<br />
– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?<br />
– Amir bin Veheb’in evine git ve “Rasûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de</p>
<p>Siyah yüzlü genç hemen adrestedir Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır</p>
<p>Baba kızgın, hemen reddeder Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:</p>
<p>– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum<br />
Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:</p>
<p>– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum Demek ki doğruymuş Kızımı verdim Şu anda nikâhlısıdır.</p>
<p>Efendimizin gence emri:</p>
<p>– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe<br />
– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!<br />
– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler<br />
Uçarcasına gider Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta&#8230;</p>
<p>Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur Ses herkese ilan etmektedir:</p>
<p>– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!</p>
<p>Derhal atınıza binin, cihada yönelin Ordu mescidin dışında beklemektedir Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!</p>
<p>Şimdi ne olacak? Cihada mı gitsin, evlenmeye mi? Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur Elindeki paranın hepsini de harcamıştır Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır.</p>
<p>Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.</p>
<p>– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:<br />
– Sen Saad mısın? buyurur<br />
– Evet, deyince de dua eder:<br />
– Ceddine saadetler!</p>
<p>Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar Herkes cesaretle ileri atılır Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır Şehitler tespit edilirken, bir ses:</p>
<p>– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!<br />
Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:</p>
<p>– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!<br />
Bir hayret nidası daha:</p>
<p>– Allahü Ekber!<br />
Sonra döner, oradakilere hitap eder:<br />
– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin Babasına da deyin ki:<br />
– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!<br />
Ve hayret nidaları birbirini takip eder:<br />
– Allahü Ekber! Allahü Ekber!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/08/04/siyah-yuzlu-genc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençliğin Sırrı</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/07/18/gencligin-sirri/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/07/18/gencligin-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1341</guid>
		<description><![CDATA[Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış. Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış. &#8220;Bu gençliğin sırrı nedir&#8221; diye. İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya… Ama sorular sık, soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki. Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://fatihiraz.net/wp-content/30504_404211404867_126663584867_4046752_4083903_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1342" title="30504_404211404867_126663584867_4046752_4083903_n" src="http://fatihiraz.net/wp-content/30504_404211404867_126663584867_4046752_4083903_n.jpg" alt="" width="604" height="401" /></a></p>
<p>Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış. Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış.  &#8220;Bu gençliğin sırrı nedir&#8221;  diye.</p>
<p>İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya…</p>
<p>Ama sorular sık, soranlar çoğalınca  cevap vermek vacip olmuş sanki.  Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.</p>
<p>&#8220;Bu davette size sırrımı açıklayacağım&#8221; demiş. Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.</p>
<p>Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.</p>
<p>&#8220;Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!..&#8221; Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da :  &#8221; Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet&#8221; demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş.Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.  &#8220;Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin&#8221; demiş. Başka istemiş?. Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış . Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?.</p>
<p>Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedicik sormuş.  &#8220;Eeeee?.</p>
<p>Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı?&#8221; Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış..  &#8220;Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!&#8221;</p>
<p>Dedecik gülmüş.  &#8220;Efendiler&#8221; demiş  &#8220;O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu.Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne taşıtttırıyorsun bana defalarca…) demedi. Beni sizin önünüzde mahcup  duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.&#8221; .Demiş..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/07/18/gencligin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşık Çoban</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/07/01/asik-coban/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/07/01/asik-coban/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 17:45:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1334</guid>
		<description><![CDATA[Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini: -Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2157/2344046807_879d168914.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
<p>Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:</p>
<p>-Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…</p>
<p>İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.</p>
<p>- Kolay evlat kolay, dedi, Ve tane tane anlatmaya başladı.</p>
<p>İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.</p>
<p>Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:</p>
<p>- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?</p>
<p>- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.</p>
<p>İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve<br />
dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…</p>
<p>Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çe ş me başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:</p>
<p>- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …”</p>
<p>Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam ,<br />
karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.</p>
<p>Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…</p>
<p>Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti<br />
başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:</p>
<p>- Hünkârım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.</p>
<p>Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi.<br />
Güldü ihtiyar:</p>
<p>- Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.</p>
<p>- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?</p>
<p>Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar.<br />
Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.</p>
<p>Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;</p>
<p>- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.</p>
<p>Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.</p>
<p>Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.</p>
<p>- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…</p>
<p>Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün<br />
gözler genç adamdaydı.</p>
<p>Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:</p>
<p>- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.</p>
<p>Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:</p>
<p>- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?</p>
<p>Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:</p>
<p>-Dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim…</p>
<p>Dil susmuş yürekler konuşuyordu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/07/01/asik-coban/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu ders bize yeter..</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/06/15/bu-ders-bize-yeter/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/06/15/bu-ders-bize-yeter/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 19:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[dr. reşit haylamaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz. aişe]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed (s.a.v.)]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1331</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün Efendiler Efendisi Aişe Validemiz&#8217;in yanına girmiş ve elinde gümüşten yüzükler görmüştü. Hemen: -Bunlar da ne ey Aişe, diye sordu. Gördüklerinden hoşlanmadığı, daha sorusundan belliydi. Cevap vermemek olmazdı ve: -Onları senin için süsleneyim diye yaptım ya Rasulallah, dedi. Allah resulu aynı ciddiyetle tekrar sordu: -peki onların zekatını eda ettin mi? Olduğu yerde donakaldı.Zira değer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm1.static.flickr.com/190/496707806_311fd1054c.jpg" alt="" width="500" height="331" /></p>
<p>Bir gün Efendiler Efendisi Aişe Validemiz&#8217;in yanına girmiş ve elinde gümüşten yüzükler görmüştü. Hemen:<br />
-Bunlar da ne ey Aişe, diye sordu. Gördüklerinden hoşlanmadığı, daha sorusundan belliydi. Cevap vermemek olmazdı ve:<br />
-Onları senin için süsleneyim diye yaptım ya Rasulallah, dedi. Allah resulu aynı ciddiyetle tekrar sordu:<br />
-peki onların zekatını eda ettin mi?</p>
<p>Olduğu yerde donakaldı.Zira değer itibariyla küçük bir meblağ ifade eden bu yüzüklerin zekatının olmayacağını biliyordu.Zira başka bir zaman ondan &#8220;Sikkesiz beş gümüş paradan(verık) az olan malda zekat yoktur.&#8221; cümlesini duymuştu. O an içinde parmağındaki yüzükler bu değerin çok altında kalıyordu. Belli ki ortada başka bir durum vardı ve yakında olmanın bedeli daha farklıydı; yüreği yanarcasına:</p>
<p>-Hayır diye cevapladı.</p>
<p>Yakınlığın hakkını vererek yanındakilerin de kendisi gibi zahidane bir hayat sürmesini arzu eden Habib-i Ekrem Hazretleri, bunun üzerine can yoldaşına şöyle seslendi:</p>
<p>- Cehennem olarak bu sana yeter!</p>
<p>Hz.Aişe- Dr.Reşit Haylamaz (67~68)<br />
Işık Yayınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/06/15/bu-ders-bize-yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasip..</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/05/19/nasip/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/05/19/nasip/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 07:56:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1321</guid>
		<description><![CDATA[Bir mescidde, zengin bir adamla bir derviş namaz kılıyorlardı. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, okuduklarını ve dua ettiklerini duyabiliyorlardı. Derviş namazını bitirdikten sonra ellerini açtı ve: “Yâ Rabbi! Bugün beni şu şu yemeklerle ve şu çeşit tatlılarla rızıklandır” diye dua etti. Dervişin bu şekilde dua ettiğini duyan zengin, içinden şöyle geçirdi: “Bana duyurmak için böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3035/2640452162_3ca25887fc.jpg" alt="" width="333" height="500" /></p>
<p>Bir mescidde, zengin bir adamla bir derviş namaz kılıyorlardı. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, okuduklarını ve dua ettiklerini duyabiliyorlardı. Derviş namazını bitirdikten sonra ellerini açtı ve:<br />
“Yâ Rabbi! Bugün beni şu şu yemeklerle ve şu çeşit tatlılarla rızıklandır” diye dua etti. Dervişin bu şekilde dua ettiğini duyan zengin, içinden şöyle geçirdi:<br />
“Bana duyurmak için böyle dua ediyor. Aklınca benden para koparacak. Böyle yapmaktansa doğrudan doğruya gelip benden para istese verirdim. Şimdi ona hiçbir şey vermem”</p>
<p>O bunları düşünürken, derviş de mescidin bir kenarına çekilmiş, uyuklamaya başlamıştı. Az sonra mescide elinde tepsi bulunan bir adam geldi. Doğru uyuyan dervişin yanına gitti. Uyandırdı. Elindeki tepsiyi ona verdi. Derviş tepsinin üzerini açtı. Tepside ise az önce duasında Allah&#8217;tan istediği yiyecekler vardı. Zengin geriden geriye bu hadiseyi takip ediyordu. Derviş doyuncaya kadar yedi. Bir miktar yiyecek kalmıştı. Tepsiyle beraber onu getiren adama verdi. Üzerini örtüyle örttü. Bir kenara çekildi. Bu duruma hayret eden zengin kişi, merakla yemekleri getiren adama yaklaştı:<br />
“Arkadaş sen kimsin?”<br />
“Ben hamallık yapan bir kimseyim”<br />
“Bu adamı tanıyor musun?”<br />
“Hayır”<br />
“Bu yemekleri bu dervişe kim gönderdi?”<br />
“Kimse göndermedi, ben getirdim”<br />
“Peki tanımıyorsun da niçin getirdin?”<br />
“Ben fakir bir kimseyim. Hamallık yapıyorum. Yükünü taşıdığım bir zengin bana fazlaca para vermişti. Çoluk çocuğum ve hanımım da benden epeydir böyle yiyecekler almamı istiyorlardı. Bu yemeklerin yapılacağı malzemeleri aldım. Eve getirdim. Hanım yemek yapmakla meşgul iken ben de bir kenara çekildim. Orada uyumuşum. Rüyamda Resûlallah aleyhissalâtü vesselâm efendimiz Hz. Muhammedi gördüm. Bana buyurdular ki: “Mescidde bir velî var. O yemekten ona da götür. Yiyebildiği kadar yesin. Kalanını da siz yeyin. Allah u Teala size bereket verir. Bunu yaparsan senin Cennete girmene ben kefil olurum.” Uyanır uyanmaz hemen tepsiyi buraya getirdim. Gerisini siz de gördünüz”</p>
<p>Bu vaziyet karşısında adeta hayretler içinde kalan zengin sordu:<br />
“Bu yemekler için sen ne kadar masraf ettin?”<br />
“Şu kadar para (O zamanın parasına göre birşeyler söyler)”<br />
“Sana yaptığın masrafların 10(on) mislini vereyim, bana kazandığın sevapların bir kısmını ver”<br />
“Hayır”<br />
“20(yirmi) mislini vereyim”<br />
“Olmaz”<br />
“50(elli) mislini vereyim, 100(yüz) mislini vereyim”</p>
<p>“Boşuna uğraşma. Ne kdar para,mal mülk de versen ben yine vermem. Bunun karşılığında Resûlallah aleyhissalâtü vesselâm efendimiz benim Cennete girmeme kefil oldu. Bütün dünyayı versen yine vermem. Eğer senin bu sevaptan nasibin olsaydı, bu iş sana nasip olurdu. Baksana, yanyana namaz kılmışsınız ama senin paran nasip olmamış”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/05/19/nasip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gurur&#8230;</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/04/17/kibir/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/04/17/kibir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 18:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1316</guid>
		<description><![CDATA[“Bir papatya tarlasının ortasında duran bir papatyayım ben,” diye düşündü çiçek; Bunca papatya arasında güzelliğim fark edilmiyor.” Bir melek bu düşünceleri duydu ve papatya cevap verdi: “Ama sen güzelsin!” “Evet, ama eşsiz ve tek olmak istiyorum!” Papatya sürekli durumundan yakınınca melek onu yerinden alıp şehrin göbeğinde küçük bir parka koydu. Günler sonra, vali şehrin yenilenmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2116/2365294130_0b03fd5bf5.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>“Bir papatya tarlasının ortasında duran bir papatyayım ben,” diye düşündü çiçek; Bunca papatya arasında güzelliğim fark edilmiyor.” Bir melek bu düşünceleri duydu ve papatya cevap verdi: “Ama sen güzelsin!” “Evet, ama eşsiz ve tek olmak istiyorum!” Papatya sürekli durumundan yakınınca melek onu yerinden alıp şehrin göbeğinde küçük bir parka koydu. Günler sonra, vali şehrin yenilenmesi için yanında bir bahçıvanla parkı görmeye geldi: “Burada doğru dürüst bir şey yok, buradaki otları söküp toprağı iyice temizleyin, sonra da sardunyalar ekin.” “Bir dakika!” diye bağırdı papatya: “Eğer bunu yaparsanız beni öldürürsünüz!” “Eğer senin gibi başka pek ç o k papatya olsaydı, ç o k güzel görünürdü ve böyle bir papatya tarlasını bozmazdık,” diye cevap verdi vali, “Ama burada senden başka papatya yok. Ve sen tek başına bir bahçe yapamazsın.” Bu sözle birlikte çiçeği topraktan çekip çıkardı.</p>
<p>Paulo Coelho</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/04/17/kibir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>istemez misin Ey Omer?</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/03/20/istemez-misin-ey-omer/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/03/20/istemez-misin-ey-omer/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 09:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssa, Mesel]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[hz omer]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed (s.a.v.)]]></category>
		<category><![CDATA[kissa]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[Mesel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1299</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ömer sessizce Hz. Muhammed(sav)&#8217;in dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Tavana asılmış kuru bir deri parçası, bir torbanın içinde bir kaç kg.arpa, duvara dayalı bir kaç ağaç yaprağı ve yerde de Hz. Muhammedin(sav) üzerinde uyumakta olduğu hurma lifinden örülmüş kaba bir hasır. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer&#8217;in hıçkırıkları O&#8217;nu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4028/4447606886_e8e4718ecb.jpg" alt="" width="339" height="480" /></p>
<p>Hz. Ömer sessizce Hz. Muhammed(sav)&#8217;in dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Tavana asılmış kuru bir deri parçası, bir torbanın içinde bir kaç kg.arpa, duvara dayalı bir kaç ağaç yaprağı ve yerde de Hz. Muhammedin(sav) üzerinde uyumakta olduğu hurma lifinden örülmüş kaba bir hasır. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer&#8217;in hıçkırıkları O&#8217;nu uyandırır.<br />
Kalkınca hasırın vücudunda iz yapyığını gören Hz. Ömer daha çok ağlamaya başlar. Efendimiz hayretle sorar;</p>
<p>-Ey hattaboğlu! Niçin ağlıyorsun?<br />
-&#8221;Ey Allahın elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar kayserlerini lüks ve<br />
ihtişama boğmuşken sen ki Allahın elçisisin&#8230;İzin versende bizde seni&#8230;</p>
<p>Maksat anlaşılmıştır,Allahın elçisi, gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işaretiyle keser ve &#8220;Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı&#8221;(Ankebut64)ayetini okuduktan sonra ekler;</p>
<p>- İstemezmisin ey Ömer!Dünya onların olsun, ahiret de bizim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/03/20/istemez-misin-ey-omer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

