<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fatihiraz.net &#187; Düşünce iklimi</title>
	<atom:link href="http://fatihiraz.net/category/dusunce-iklimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fatihiraz.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 18:56:49 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Devlet Yüzlü</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 17:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Karabasoglu]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1332</guid>
		<description><![CDATA[
Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde.
Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder.
Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla karşıma çıkan bir gerçek vardır: Medya üzerinden hep ‘barbar’ ve ‘terörist’ olarak tanıdığı Müslümanlardan biriyle ama okulda, ama işyerinde, ama komşuluk dolayısıyla ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm2.static.flickr.com/1436/4721066985_00b6c95402.jpg" alt="" width="464" height="239" /></p>
<p>Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde.</p>
<p>Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder.</p>
<p>Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla karşıma çıkan bir gerçek vardır: Medya üzerinden hep ‘barbar’ ve ‘terörist’ olarak tanıdığı Müslümanlardan biriyle ama okulda, ama işyerinde, ama komşuluk dolayısıyla ilk defa bizzat yüzyüze gelen ecnebilerin yaşadığı tedirginliğin yerine sırasıyla merak-ilgi-sevgi-saygı almışsa, bir sebebi tanıdığı mü’minin yüz ifadesidir.</p>
<p>Yüze de akseden sekîne hali.</p>
<p>Yüzün uyandırdığı emniyet.</p>
<p>Hele o yüzün sahibine her anında ‘infak’ sevabı kazandıran içten tebessüm…</p>
<p>Buna karşılık, kimi yüzler vardır ki, bana cehennemi hatırlatır.</p>
<p>Kimi sıcağıyla yakan, kimi soğukluğuyla…</p>
<p>Yıllar yılı, otobüste, trende, vapurda seyahat etmişliğimle, bilhassa vapurda karşıma çıkan yüzlere bakıp, yaptığı işi, taşıdığı inancı, benimsediği ideolojiyi, oy verdiği partiyi bile açıkça söylüyor gibi geliyor artık bana yüzler.</p>
<p>Ve en önemlisi, o kişinin vicdanî durumunu…</p>
<p>Bunun bana has bir durum olduğunu da sanmıyorum.</p>
<p>Allah’ın izniyle üç çocuk büyütmüş bir baba olarak, daha altı aylık yahut bir yaşında bir bebeğin dahi, yüzlere bakıp artı veya eksi ‘elektrik’ aldığını; yüze bakıp emniyet veya korku, sevinç veya endişe duyduğunu gözlemlemiş haldeyim çünkü…</p>
<p>Durum bu olunca, televizyonlarda, hele ki bazı kanallarda sıklıkla karşıma çıkan yüzler, gariptir, beni sinirlendirmekten öte, gülümsetiyor.</p>
<p>Ağızlarından çıkan sözler ne kadar mizansız, ne kadar güce tapıcı, ne kadar korkuyu ve öfkeyi kutsayıcı olursa olsun, o yüzler beni gülümsetiyor.</p>
<p>Hazin bir gülümseyiş ama…</p>
<p>Biraz da hınzır bir gülümseyiş…</p>
<p>Belli kanallar var, belli yüzler çadır kurmuş oralara…</p>
<p>Devlet yüzler diyorum onlara.</p>
<p>Devlet yüzlüler.</p>
<p>Durum kötü, herşey berbat, ortalığı boş bırakmayacaksın, vuracaksın kafasına, gösterelim günlerini diye bağıran yüzler…</p>
<p>Bir devlet yüzlüler galerisi var hafızamda</p>
<p>367 Sabih…</p>
<p>Kapatmacı Vural…</p>
<p>Fırıldak Tuncay…</p>
<p>Cevizkabuğu Hulki…</p>
<p>Devletin malı Deniz…</p>
<p>Ve daha niceleri…</p>
<p>Devlet yüzlüler var etrafımızda.</p>
<p>Sevgisiz.</p>
<p>Tebessümden nasipsiz.</p>
<p>Tebessüme teşebbüs ettiğinde ise tebessüm edemeyen.</p>
<p>İnsana ‘tebessüm’ ile ‘sırıtmak’ arasındaki farkın kasların kendiliğinden veya zoraki kasılıp gevşemesiyle ilgili olduğunu insana farkettiren.</p>
<p>Bu yüzleri görünce, tebessüm ediyorum demiştim, evet.</p>
<p>Biraz hazin, biraz hınzır bir tebessüm hem de…</p>
<p>Hazin; çünkü bir tarafım acıyor onlara. Yüze bu şekilde akseden bir ruh halini, yüze bu şekilde yansıyan bir duygu durumunu hiçbir insana yakıştıramıyorum.</p>
<p>Hınzır; çünkü bu yüz ifadesiyle ‘demokratik yoldan’ bir milim ilerleme kaydedemeyeceklerini; bu yüzle kimseye emniyet, huzur, asayiş, güven, sevgi, saygı telkin edemeyeceklerini; iş demokrasiye kaldığı sürece bu yüzlerin hep sınıfta kalacağını yüzümdeki iki gözle görebiliyorum.</p>
<p>İşin garibi, kendilerine gülümsemeleri tavsiye edilse de, demokratik yolda hep kaybeden olacaklar.</p>
<p>Çünkü en fazla, o meşhur Mesut Yılmaz gülüşünden öteye geçemeyecek gülümseyişleri. Çünkü, en az o derece zoraki…</p>
<p>Millet niye bizi dinlemiyor diye öfkeli hepsi.</p>
<p>Niye bizi değil de, onları dinliyor diye.</p>
<p>Oysa herşeyi bilen onlar. Hem herşeyi gören…</p>
<p>Bir yerde görsem kendilerini ve az biraz olsun can kulağıyla dinleme umudu görebilsem.</p>
<p>‘Devlet yüzlü’ tabirini aktaracağım kendilerine.</p>
<p>O yüzden, şu yüzden, bu yüzden değil diyeceğim sizin hep kaybetmeniz; demokratik yoldan ‘her daim kaybedenler’ sınıfına yazılmanız…</p>
<p>Yüzden kaybediyorsunuz siz.</p>
<p>O yüzden, şu yüzden, bu yüzden, falan-filan yüzünden değil.</p>
<p>Tek kelimeyle, yüzden…</p>
<p>Sevginin de, sevgisizliğin de; merhametin de, merhametsizliğin de; secdenin de, secdesizliğin de eserinin okunduğu yüzden…</p>
<p>Alınlarda yazılana dair ahir zaman hadisi hiç de boşuna değil…</p>
<p>Metin Karabaşoğlu &#8211; Risalehaber.com<br />
21.06.2010</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;t=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Devlet%20Y%C3%BCzl%C3%BC%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0AAyetin%20haber%20verdi%C4%9Fi%20%C3%BCzere%2C%20secdenin%20de%2C%20secdesizli%C4%9Fin%20de%20eseri%20g%C3%B6r%C3%BCl%C3%BCr%20y%C3%BCzde.%0D%0A%0D%0AYine%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%20Hesap%20G%C3%BCn%C3%BC%20s%C4%B1rada%20bekle%C5%9Fenlerin%20i%C3%A7%20d%C3%BCnyalar%C4%B1nda%20olup%20biteni%2C%20y%C3%BCzlerin%20%C5%9Fekli%20ve%20rengiyle%20tarif%20eder.%0D%0A%0D%0ABeri%20tarafta%2C%20okudu%C4%9Fum%20y%C3%BCzlerce%20ihtida%20%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BCnde%20s%C4%B1kl%C4%B1kla%20kar%C5%9F%C4%B1ma%20%C3%A7%C4%B1kan%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;title=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC+-+http://tinyurl.com/26fbpaf+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/&amp;title=Devlet+Y%C3%BCzl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/06/21/devlet-yuzlu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ateşin tutkusu, toprağın onuru</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 11:57:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[nazan bekiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[timaş yayınları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1325</guid>
		<description><![CDATA[
[...] Onları, dedi, yeteri kadar sadık bulmayacaksın. Sağdan, soldan, önden, arkadan yani her halden, her meşrepten, her mizaçtan, her lisandan bir yol bulacağım. Sımsıkı bağlarını gevşetip açacağım. Ümit vereceğim, korku salacağım. Güzellikle kandıracağım, güzellikle olmassa şiddeti nefreti sokacağım araya.elimden geleni ardına koymayacağım. Doğru olanı yaptıklarına inandıracağım. En fazla da onları ben&#8217;den caydıracağım. Yok, diyecekler, şeytan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm5.static.flickr.com/4011/4652638152_91a6fe715c.jpg" alt="" width="321" height="460" /></p>
<p>[...] Onları, dedi, yeteri kadar sadık bulmayacaksın. Sağdan, soldan, önden, arkadan yani her halden, her meşrepten, her mizaçtan, her lisandan bir yol bulacağım. Sımsıkı bağlarını gevşetip açacağım. Ümit vereceğim, korku salacağım. Güzellikle kandıracağım, güzellikle olmassa şiddeti nefreti sokacağım araya.elimden geleni ardına koymayacağım. Doğru olanı yaptıklarına inandıracağım. En fazla da onları ben&#8217;den caydıracağım. Yok, diyecekler, şeytan diye bir şey. benim ismimi telaffuz ederken dudakları titremeyecek. Benizleri atmayacak, kanları çekilmeyecek. korkmayacaklar şerrimden. O kadar ileri gideceğim ki olmadığıma neredeyse ben bile inanacağım. İşte o zaman onları sana geldikleri dosdoğru yoldan çekip çıkaracağım. Yani ben kazanacağım.</p>
<p>İşte o zaman ey benim, ey benim, ey benim Rabbim.</p>
<p>Ey topraktan önce ateşin Rabbi.</p>
<p>Onu hiç seçmemiş gibi benim üstünlüğümü kabul edeceksin.</p>
<p>O  zaman hiç gitmemiş gibi bana geleceksin.</p>
<p>O zaman gör ki sana kalan mı daha fazla yoksa bana dönen mi?  Ben mi üstünmüşüm yoksa Adem mi?</p>
<p>Olumsuzluğun ruhu, yaratılacak ve yaşatılacak, ve hepsi de ölümü tadacak insanları doğru yoldan çıkaracağını söylerken bile Rabbinin izzet ve şerefine ant içti. Ağız dolusu Rabbim dedi.</p>
<p>Ama gücünün nereye kadar yeteceğinin, nerede duracağının o bile farkındaydı. Araya bir istisna bıraktı:</p>
<p><strong><em>Muhlis kulların müstesna</em></strong>. Yani temiz ve samimi olanlar bir yana. Yani meleklerin önünde secde etiği mana.</p>
<p>Kabul gördü dileği. Harfe sayıya sığar zamanın biteceği ana değin ona mühlet verildi.</p>
<p>En eski düşmanlık hikayesi böyle başladı.</p>
<p>Ateşin tukusu, toprağın onuru.</p>
<p>Nazan Bekiroğlu &#8211; Lâ Sonsuzluk Hecesi<br />
Timaş Yayınları (s,51-52)</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/&amp;t=Ate%C5%9Fin+tutkusu%2C+topra%C4%9F%C4%B1n+onuru" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Ate%C5%9Fin%20tutkusu%2C%20topra%C4%9F%C4%B1n%20onuru%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0A%5B...%5D%20Onlar%C4%B1%2C%20dedi%2C%20yeteri%20kadar%20sad%C4%B1k%20bulmayacaks%C4%B1n.%20Sa%C4%9Fdan%2C%20soldan%2C%20%C3%B6nden%2C%20arkadan%20yani%20her%20halden%2C%20her%20me%C5%9Frepten%2C%20her%20miza%C3%A7tan%2C%20her%20lisandan%20bir%20yol%20bulaca%C4%9F%C4%B1m.%20S%C4%B1ms%C4%B1k%C4%B1%20ba%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20gev%C5%9Fetip%20a%C3%A7aca%C4%9F%C4%B1m.%20%C3%9Cmit%20verece%C4%9Fim%2C%20korku%20salaca%C4%9F%C4%B1m.%20G%C3%BCzellikle%20kand%C4%B1raca%C4%9F%C4%B1m%2C%20g%C3%BCzellikle%20o%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/&amp;title=Ate%C5%9Fin+tutkusu%2C+topra%C4%9F%C4%B1n+onuru" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Ate%C5%9Fin+tutkusu%2C+topra%C4%9F%C4%B1n+onuru+-+http://tinyurl.com/3x4p2k2+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/&amp;title=Ate%C5%9Fin+tutkusu%2C+topra%C4%9F%C4%B1n+onuru" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/05/30/atesin-tutkusu-topragin-onuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asil bir korku</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 19:16:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[zaman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1310</guid>
		<description><![CDATA[
Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti.
Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi? Postacı (Il Postino/yön. Michael Radford) filminde şair Pablo Neruda&#8217;nın bir dizesinden söz edilir: &#8220;İnsan olmaktan yoruldum.&#8221; İnsan olmanın zorluğunun büyülü bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2804/4479208319_331b2ef98a.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p>Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti.<br />
Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi? Postacı (Il Postino/yön. Michael Radford) filminde şair Pablo Neruda&#8217;nın bir dizesinden söz edilir: &#8220;İnsan olmaktan yoruldum.&#8221; İnsan olmanın zorluğunun büyülü bir anlatımıdır bu. Bir şaire yakışan! İkiye bölünmüş olmak en yorucu insan deneyimidir belki de. İnsan olmanın en yorucu hali.</p>
<p>Hepimizin zayıf anları, dönemleri vardır. Her zamanki insan değilizdir sanki. Sanki başka biri kendimizle aramıza girmiş, bizi ele geçirmeye çalışmaktadır. Kendimize şaşarız. &#8220;Bu ben miyim?&#8221; diye. Yapıp ettiklerimize bakarız. Davranışlarımıza akıl sır erdiremeyiz. Kendimizi bizi ele geçirmeye çalışan arzularımıza, benliğimize teslim etmek istemeyiz. Çünkü vicdanımız, ruhumuz, kalbimiz ve aklımız çok iyi bilir ki arzularımıza kurban edilmeyecek kadar sonsuz değerliyizdir. Dünyaya, dünyanın cazibelerine kapılarak berhava olmayacak kadar önemli bir varlığızdır.</p>
<p>Zor zamanlardır bunlar. İki arada bir derede sıkışıp kalırız. Çekiştirip durur her bir tarafımız. Vicdanımız &#8220;Yapma!&#8221; der. Nefis ve şeytan ise dünyanın içine çeker bizi. Belki de şeytanın bizi kıskanmasındandır bu. O&#8217;nun istemediklerini yapmama, istediklerini yapma konusunda zorlandığını anlatmıştı. Dünya bütün cazibesiyle üzerine saldırıyordu. Her türlü oyunu oynuyor, her türlü cilveyi yapıyor, her türlü numarayı çekiyordu. Kalbi ve vicdanı &#8220;Hayır!&#8221; diyordu. Dünyanın envaiçeşit numaralarıyla, &#8220;bir oyun ve eğlencenin&#8221; içine çekilmek istendiğini fark ediyor, bu oyunda sadece bir figüran olacağını, her şey olup bittikten sonra şöhreti sönen ünlü oyuncular gibi bir kenara fırlatılacağını iyi biliyordu. Emily Dickinson&#8217;ın bir şiirini okumuştu: &#8220;Şöhret bir arıdır/Bir şarkısı var/Bir iğnesi var/Ah, bir de, kanadı var.&#8221; Şöhretin yerine dünyayı koyarak bir kere daha okumuştu şiiri. Bir kere daha dinlemiştim o haliyle. Her iki hali de hikmet doluydu.</p>
<p>&#8220;Dayanmak çok zor. İçim lime lime sanki. Çok korkuyorum. O&#8217;nun istemediği şeyleri yapmaktan. Gece gündüz tedirginlik içindeyim.&#8221;</p>
<p>Hayran kalmıştım. &#8220;Ne asil bir korku bu&#8221; demiştim. &#8220;Ama&#8221; diye itiraz etmişti, &#8220;bu çok acı veriyor, çok zor bu. İnsanın nefsinin arzuları ile vicdanı arasında kalması çok acı veriyor.&#8221;</p>
<p>Daha da asil olan buydu. Bu acı çekiş, bu ıstıraptı daha da asil olan. Meleklerin yaşayamadığı bir deneyimdi bu. &#8220;İnsan olmanın zorluğu bu. İnsan olmanın yorgunluğu. &#8220;Seni tüm varlıklardan daha üstün kılan bu değil mi? Daha ne istiyorsun kendinden, daha ne bekliyorsun?&#8221; demiştim hayranlık dolu bir ses tonuyla.</p>
<p>İtirazını sürdürmüştü: &#8220;Ben Yusuf (as) gibi hiç arzu duymamak, hiç meyil taşımamak, dünyaya ve dünyanın cazibesine aldanmamak istiyorum. O&#8217;nun istemediği şeyleri yapmak istemiyorum.&#8221; Bir eksiklik vardı Yusuf (as) hakkındaki bilgisinde. İnternete girip Yusuf&#8217;un izini sürmüştük birlikte.</p>
<p>Züleyha onu elde etmeye çalıştığında Yusuf&#8217;a ne olmuştu? &#8220;&#8230;kadın ona meyletmişti. Ve Rabb&#8217;inin delilini görmeseydi o da ona meyletmişti&#8230;&#8221; (Yusuf: 24). Bir insan olarak Yusuf yaratılışının gereği olan meyline rağmen, onda tasarruf ederek hissiyatına hakim olmuştu. Yine ne demişti Yusuf: &#8220;Halbuki nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emredicidir; Ancak Rabb&#8217;imin merhamet ettiği müstesna&#8230;&#8221; (Yusuf:53). Dahası vardı. Dahası Züleyha kendi aleyhinde konuşan bir grup kadını evine ziyafete çağırdığında, onlar da Yusuf&#8217;u görünce büyülenip ellerini kestiklerinde, &#8220;Beni hakkında kınadığınız adam işte budur. Andolsun, ben onu elde etmeye çalıştım. Fakat o korundu, bulaşmadı. Eğer ona emrettiğimizi yapmazsa ya hapsedilecek veya (makamca) alçaklardan olacaktır&#8221; (Yusuf: 32) demişti. Yusuf ise çaresizlikle asaletin zirvesinde, Rabb&#8217;ine seslenmişti: &#8220;Ey Rabb&#8217;im! Benim için hapis, onların beni çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden alıkoymazsan, ben onlara meyleder ve cahillerden olurum&#8221;. (Yusuf: 33) O da zorlanmıştı anlaşılan. O da aman dilemişti Rabb&#8217;inden.</p>
<p>Yüzyıllar öncesinden çıkagelmişti sanki Hz. Yusuf ve onun elinden tutmuştu. İçindeki çatışmalara direniyor, direnmek istiyor ve bu direnmenin bedeli olan acıyı, bunalımı sonuna kadar hissediyordu. Korkuyordu. Dünyanın en asil korkusuyla korkuyordu. Ne saygın bir korkuydu bu.</p>
<p>Mustafa ULUSOY &#8211; ZAMAN<br />
15.01.2010</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;t=Asil+bir+korku" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Asil%20bir%20korku%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0AD%C3%BCnyas%C4%B1%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%2C%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kendisi%20gibi.%20Durumunu%20bir%20%C5%9Fehrin%20nehirle%20ikiye%20b%C3%B6l%C3%BCnmesine%20benzetmi%C5%9Fti.%0D%0AOrtas%C4%B1ndan%20nehir%20ge%C3%A7en%20%C5%9Fehirlerin%20iki%20yakas%C4%B1%20vard%C4%B1r.%20Onun%20da%20iki%20yakas%C4%B1%20var.%20%C4%B0ki%20yakas%C4%B1n%C4%B1%20bir%20araya%20getirmeye%20u%C4%9Fra%C5%9F%C4%B1yor.%20Onu%20ikiye%20ay%C4%B1ran%20neydi%3F%20Postac%C4%B1%20%28Il%20Postino%2F%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;title=Asil+bir+korku" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Asil+bir+korku+-+http://tinyurl.com/ybh5cru+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/&amp;title=Asil+bir+korku" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/03/31/asil-bir-korku/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dostun Attığı Gül</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 21:17:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=458</guid>
		<description><![CDATA[
“Kardeşlerimden ricâ ederim ki: Sıkıntı veya ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve ‘Haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim.” 
(Uhuvvet Risalesi, s. 74 
Hallac-ı Mansur, cezbe ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone" src="http://farm4.static.flickr.com/3044/2560043596_62218a1f5b.jpg" alt="" width="332" height="500" /></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">“Kardeşlerimden ricâ ederim ki: Sıkıntı veya ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve ‘Haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim.” </span></span><br />
<span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">(Uhuvvet Risalesi, s. 74 </span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rek’at namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: “Allah’ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.” </span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.” </span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur. Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken, acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır. Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyete bile katlanması çok zor olur. Başkalarının, hakkında yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa işte bu insanı üzer, incitir. O kişi sıradan biri değildir çünkü, belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır. Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir. Hani Temel deniz kenarında yürürken elinde bir yılan taşıyormuş. “Neden elinde yılan taşıyorsun?” diye sorulunca “Denize düşersem lâzım olabilir” cevabını vermiş&#8230; İşte dostluk, denize düştüğümüzde yılana sarılmak zorunda kalmayışımızdır. Elimizden tutup bizi çıkaracak birisini her zaman yanımızda bulabilmemizdir.</span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan&#8230; Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.</span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Dostluk, fedakârlık ve emek ister. Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakikî dostluklar. Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir. Marifet iyi gün dostu olmak değildir. Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten. Sahte dostluktur olsa olsa. Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef. Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar. Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar. </span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Bediüzzaman, kendisine en ağır haksızlıkları yapan insanlara bile bedduâ etmeyecek ve onların imanlarını kurtarmaları için duâ edebilecek seviyede gönlü büyük bir insandır. Böyle bir insanın eserlerini okuyanlar, günümüzde en ufak meseleleri gurur meselesi yaparak, amel cihetiyle bir nevî ortaklıkları da bulunan kardeşlerine küsebilirler mi, küsmeye hakları var mıdır?</span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Evet, insan dostun attığı gülden bile incinir ama Uhuvvet Risâlesi gibi bir reçeteye sahip olanlar, kardeşi kendisine gül değil taş bile atsa, o kardeşine karşı adavet beslemez, beslememeli. Kendisine düşmanlık edenlerin, hatta kendisini zindana atanların bile ıslâhı için duâ eden ve onlara acıyan bir Üstad’ın yolundan gidenler, her ne kadar ummadıkları bir şekilde dostları veya kardeşleri tarafından haksızlığa uğrasalar da, onlara gücenmeye hakları olabilir mi? Mesleği haliliye, meşrebi hıllet olanlar, birbirleri için ‘en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş’ olmak zorundadırlar. ‘Bizler muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur’ diyen Bediüzzaman’a talebe olma arzusunda bulunanlara yakışan şey, gerçekten muhabbet fedaisi olabilmektir. Ve marifet, Uhuvvet Risâlesi’ni başkaları için değil, insanın kendisi için okuyabilmesidir. Zira uhuvvet anlayışında küsmenin yeri yoktur. Bazen içten bir tebessüm, bazen bir selâm, bazen bir ses bile dostun gönlünde sevgi çiçeklerinin yeşermesini sağlayabilir. Zaten, ne hayat birilerine adavet edecek kadar uzundur, ne de dünyevî meseleler birilerine adavet edecek kadar önemlidir&#8230; Hafız-ı Şirazî’nin de dediği gibi, ‘Dünya öyle bir metâ değil ki, bir nizâa değsin.’</span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim. Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Ne mutlu İhlâs ve Uhuvvet anlayışının gereğini yerine getirebilenlere&#8230; Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere&#8230;</span></span></p>
<p>Hasan Yükselten</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/&amp;t=Dostun+Att%C4%B1%C4%9F%C4%B1+G%C3%BCl" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Dostun%20Att%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20G%C3%BCl%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0A%E2%80%9CKarde%C5%9Flerimden%20ric%C3%A2%20ederim%20ki%3A%20S%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1%20veya%20ruh%20darl%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndan%20veya%20nefis%20ve%20%C5%9Feytan%C4%B1n%20desiselerine%20kap%C4%B1lmaktan%20veya%20%C5%9Fuursuzluktan%20arkada%C5%9Flardan%20sudur%20eden%20fena%20ve%20%C3%A7irkin%20s%C3%B6zleriyle%20birbirine%20k%C3%BCsmesinler%20ve%20%E2%80%98Haysiyetime%20dokundu%E2%80%99%20demesinler.%20Ben%20o%20fena%20s%C3%B6zleri%20kendime%20al%C4%B1yorum.%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/&amp;title=Dostun+Att%C4%B1%C4%9F%C4%B1+G%C3%BCl" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Dostun+Att%C4%B1%C4%9F%C4%B1+G%C3%BCl+-+http://tinyurl.com/ya9yx6v+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/&amp;title=Dostun+Att%C4%B1%C4%9F%C4%B1+G%C3%BCl" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2010/01/05/dostun-attigi-gul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devam ve Kemal</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 20:03:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[metin karabasoglu karakalem dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[risale haber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1258</guid>
		<description><![CDATA[
Emirdağ Lahikası&#8217;nın sayfaları arasında dolaşırken, Bediüzzaman’ın ısrarla üzerinde durduğu hususlar bir bir nazarımıza çarpar.
Bu hususlardan biri, onun, ‘baki bir davanın fani şahıslara bağlanması’na yönelik itirazıdır. İmana ve Kur’ân’a hizmet gibi bir dava, fani şahıslara mal edilemez, onlarla kaim görülemez, onlara bağlanamaz, onlarla kayıt altına alınamaz; alındığı takdirde büyük hata olur. Çünkü, imanın ve Kur’ân’ın hakikatlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://farm4.static.flickr.com/3035/3085395508_39e29d1f90.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3035/3085395508_39e29d1f90.jpg" alt="" width="500" height="335" /></a></p>
<p>Emirdağ Lahikası&#8217;nın sayfaları arasında dolaşırken, Bediüzzaman’ın ısrarla üzerinde durduğu hususlar bir bir nazarımıza çarpar.</p>
<p>Bu hususlardan biri, onun, ‘baki bir davanın fani şahıslara bağlanması’na yönelik itirazıdır. İmana ve Kur’ân’a hizmet gibi bir dava, fani şahıslara mal edilemez, onlarla kaim görülemez, onlara bağlanamaz, onlarla kayıt altına alınamaz; alındığı takdirde büyük hata olur. Çünkü, imanın ve Kur’ân’ın hakikatlerini kavramak, bir şahsın inhisarında değildir öncelikle. İkincisi, böyle bir durumda, o kudsî hizmet, o fani şahsın ölümü veya hayatta iken yaşadığı olumsuz bir değişim ve dönüşüm ile akamete uğrama riskine maruz kalmaktadır.</p>
<p>Bediüzzaman’ın kendisinin hayatta iken Risale-i Nur’daki bir hakikatin zıddına birşey söyler duruma düşmesi riskine karşı talebelerini uyaran, “Said de bir talebedir” kaydını düşerek Risale-i Nur’un Kur’ân’dan tereşşuh eden hakikatlerini şahsından azade ve üstte tutarak bu riski bertaraf etmeyi gaye edinen harikulâde mektubu, bu açıdan bilhassa kayda değerdir.</p>
<p>Yine böylesi mektupların birinde ise, Bediüzzaman, Risale-i Nur’da sıklıkla karşımıza çıktığı şekilde, satır aralarını sıkışmış kalmış gibi görünen bir ibarede bir büyük hakikat ve hizmet dersini ve davetini ifşa eder bizim için. Bu mektup, yine, kudsî ve büyük bir hizmetin âlemler Rabbinin Kelam-ı Ezelîsine dayanan ebedî ve baki bir davanın fani şahıslara bağlanamayacağına temasla, bu büyük ve kudsî hizmeti “her cihette devam ve kemalde olan” diye tarif etmektedir:</p>
<p>“Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikata zulümdür. Her cihetle kemâlde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye maruz ve mübtela şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır.”<br />
Emirdağ Lâhikası’nın birinci cildinde yer alan bir mektubun bu paragrafında bir cümlenin içine dercolmuş bu kısacık ‘kemâl ve devam’ ifadesi, hakikat yolcusu ve hak âşığı için geniş dersler ve derin hikmetler barındırır.</p>
<p>En başta, bu ifade, Bediüzzaman’ın tâ Muhakemat’tan başlayarak eserlerinde sıklıkla ifade ettiği ve “Yirmidördüncü Mektub”da Allah’ın esmâ ve sıfatlarından öte ‘şuunat-ı ilâhiye’ye dayandırdığı “Âlemde meylü’l-istikmal var” kevnî hakikatiyle tam bir uyum içindedir. Demek ki, gördüğü hakikati en başta kendi dünyasına tatbik eden, iman ve Kur’ân hesabına inşa ettiği hizmet yoluna bu hakikatin ışığıyla bakan biridir Bediüzzaman. “Âlemde meylü’l-istikmâl var” derken, Risale-i Nur hizmetinin şahsına bağlanmasına ve şahsının hayatı ve idrakiyle kaim ve mahdut kılınmasına razı değildir. Nitekim, Kastamonu Lâhikası’ndaki bir mektubunda, “Risale-i Nur’un telifinden talebelerin de hissedar olması”na atıfla Risale-i Nur’u ‘bitmiş’ değil ‘başlamış’ bir telif olarak sunması ve böylece onu bir ‘kapalı metin’ olarak değil, bir ‘açık metin’ olarak tarif etmesi bu sebeptendir. Keza, İşârâtü’l-İ’caz tefsirinin başına Kur’ân’ı hakkıyla tefsirin bir kişinin kârı değil, hepsi tefsir için gerekli vasıfları haiz ve ayrıca farklı farklı ilimlerde temayüz etmiş bir mü’minler topluluğunun kârı olduğunu ifade ederek, kendi harikulâde tefsirinin böyle bir tefsire bir ‘nümune’ ve ‘mukaddime’ mahiyetinde olduğunu belirtmesi de&#8230;</p>
<p>İkincisi, kemâl ve devam, bir hayatiyet alâmetidir. Birşey artık olduğu gibi duruyorsa, gelişmiyor, genişlemiyor, devam etmiyorsa, hayatiyetini yitirmişliğine alâmettir bu. ‘Cansız’ nesneler ya olduğu gibi durur ya içinde bulunduğu çevre şartlarına tâbi ve teslim olur. Olduğu gibi durmayıp gelişiyor olmak, çevreyle bir alışveriş içerisinde bulunmak, hayat alâmetidir. Kur’ân ise, âlemler Rabbinin Kelâm-ı Ezelîsidir, içerdiği anlamlar bitimsizdir, ‘lâfzı’ itibarıyla nüzulu Peygamber aleyhissalâtu vesselam hayatta iken tamamlanmış olmakla birlikte mânâları mü’minlerin kalbine inmeye hâlâ devam etmektedir. Aynı şekilde, imanın hakikatleri, meselâ esmâ-i hüsnâ, nihayetsiz tecellileri ile daima yeni yeni keşifleri ister ve iktiza eder bir keyfiyettedir. Durum bu iken, imana ve Kur’ân’a adanmış bir hizmet, fani bir şahsa bağlanmakla ‘kemâl ve devam’ yolundan alıkonulup dondurulamaz, manen öldürülemez.</p>
<p>Üçüncüsü, devam kemâli içeriyorsa anlamlıdır ve sürdürülebilir haldedir. Tohumun fidana, fidanın ağaca yolculuğu ve en sonunda meyve verir hale gelmesi, meyvenin ise içinde taşıdığı tohumla yeni ağaçlara önsöz olması gibi; bu hizmetin devamı için ‘her cihetle’ kemâli şarttır. Tohum, meyveler veren bir ağaç haline gelmelidir ki, kabuğunu çatlatıp kendini çürütmesi bir hayra yaramış olsun.</p>
<p>İşte, iman hizmetinin devam ve kemâli için de, şahısların ona tâbi olması, ama onun şahıslarla bağlanmaması gerekmektedir. Yok eğer böyle bir hizmet şahıslarla bağlanmış ise, o hizmetin devamı gelmez; faraza devam etse bile, asla kemâl bulamaz.</p>
<p>Bediüzzaman’ın ilgili mektubundaki bu ‘her cihetle kemâlde ve devamda bulunan bir vazife’ ifadesi, bu mânâları zımnında taşırken, Risale-i Nur hizmetinde Bediüzzaman’dan sonra yaşanan inkıta ve inkıbazların bir sebebin de herhalde izah ediyor. Zira, bu kudsî vazifenin ‘her cihetle kemâlde ve devamda olması’ için fani şahıslarla bağlanmaması lüzumuna dikkat çekerken, mefhum-u muhalifiyle ‘kemâl ve devam’ cihetinde yaşanan bir arızanın ‘fani şahıslarla bağlanma’ ile irtibatına dikkat çekiyor. Buradan anlıyoruz ki, hakikat yolunda olsa bile akamete uğrayan bir hizmet sözkonusuysa, orada bu hizmetin fani şahıslara bağlanması gibi bir büyük arıza vardır.</p>
<p>Ve bu arızadan, iki taraf beraberce sorumludur: hem kudsî ve büyük bir hizmeti şahıslarıyla bağlayanlar, hem de bu hizmeti o şahıslarla bağlayanlar&#8230;</p>
<p>Metin Karabaşoğlu &#8211; Karakalem.net</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;t=Devam+ve+Kemal" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Devam%20ve%20Kemal%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0A%0D%0AEmirda%C4%9F%20Lahikas%C4%B1%27n%C4%B1n%20sayfalar%C4%B1%20aras%C4%B1nda%20dola%C5%9F%C4%B1rken%2C%20Bedi%C3%BCzzaman%E2%80%99%C4%B1n%20%C4%B1srarla%20%C3%BCzerinde%20durdu%C4%9Fu%20hususlar%20bir%20bir%20nazar%C4%B1m%C4%B1za%20%C3%A7arpar.%0D%0A%0D%0ABu%20hususlardan%20biri%2C%20onun%2C%20%E2%80%98baki%20bir%20davan%C4%B1n%20fani%20%C5%9Fah%C4%B1slara%20ba%C4%9Flanmas%C4%B1%E2%80%99na%20y%C3%B6nelik%20itiraz%C4%B1d%C4%B1r.%20%C4%B0mana%20ve%20Kur%E2%80%99%C3%A2n%E2%80%99a%20hizmet%20gibi%20bir%20da%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;title=Devam+ve+Kemal" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Devam+ve+Kemal+-+http://tinyurl.com/ydj9n54+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/&amp;title=Devam+ve+Kemal" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/12/29/1258/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vâliler kafilesinin içinde Umeyr yok!</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 18:48:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz omer]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[
Telaş ve ızdırab içinde kıvranıyordu Ömer; aklını kurcalayan, ruhunu zapteden, soluğunu kesen, ne zamandır rahat uyku uyutmayan şüpheyi daha fazla taşıyamayınca ehline döktü içini:
“Umey’rin ihãnet etmiş olmasından şüpheleniyorum!”
İhanet!.. Kelimelerin en korkuncu, ızdırabların en dehşetlisinin hâmili&#8230; Dosttan gelir, akrabadan gelir, mahbûbdan gelir, evlâd-ü iyaldan gelir; sırtını gönül rahatlığıyla dönebildiklerinden, sevdiklerinden, merhamet ettiklerinden, uğruna fedakârlıkta bulunduklarından gelir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2772/4213084211_a2edf6449d.jpg" alt="" width="500" height="412" /></p>
<p>Telaş ve ızdırab içinde kıvranıyordu Ömer; aklını kurcalayan, ruhunu zapteden, soluğunu kesen, ne zamandır rahat uyku uyutmayan şüpheyi daha fazla taşıyamayınca ehline döktü içini:<br />
“Umey’rin ihãnet etmiş olmasından şüpheleniyorum!”</p>
<p>İhanet!.. Kelimelerin en korkuncu, ızdırabların en dehşetlisinin hâmili&#8230; Dosttan gelir, akrabadan gelir, mahbûbdan gelir, evlâd-ü iyaldan gelir; sırtını gönül rahatlığıyla dönebildiklerinden, sevdiklerinden, merhamet ettiklerinden, uğruna fedakârlıkta bulunduklarından gelir. Onun için acısı çökertir insanı, onun için ızdırabı ölüme rahmet okutur, onun için hainin hayat hakkı yoktur. Ve adãletiyle meşhur, “Dicle kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, korkarım ki hesabı Ömer’den sorulur!” diyen Emir-el Mü’minin bir yıl önce Humus’a vâli tayin ettiği Umeyr bin Sa’d el-Ensãrî’nin ihãneti ihtimaliyle muzdaribdir.</p>
<p>Ömer, vâliyi Medine’ye çağırır. Hesap soracak, şüphelerini tahkik edecektir. Bir hıyanetle karşı karşıya ise cezalandıracaktır. Ganimetleri de beraberinde getirmesini onun için emretmiştir.</p>
<p>Emir-el Mü’minin Ömer’in mektubunu alan Umeyr, derhal hazırlıklarını tamamlar ve yola koyulur. Humus’tan Medine’ye doğru bin kilometreyi aşkın bir yolculuğa değil de bir kaç kilometre ötedeki bir köye gitmek üzere yola çıkmış gibidir: Sırtında küçük bir heybe, heybede bir miktar yiyecek, su dolu kabı ve ibriği; elinde ise asãsı vardır. Bir vâliden çok; bir fakir, bir dilenci gibidir Umeyr&#8230;</p>
<p>Günler sonra Ömer’in huzuruna çıkan Umeyr’in saçı sakalı birbirine karışmış, teni iyice kavrulmuş ve toz toprak içindedir. Bu çileli ve uzun yolculuk bedenini ince hastalık gibi kemirmiş, büsbütün kuru bir dala çevirmiştir. Kendisini uzun zamandan beri içini kemiren ihãnet endişeleri içinde bekleyen Halife Ömer, sabrını tüketmişlerin ruh hâli içinde;<br />
“Durumun nedir?” diye sorar.<br />
“Gördüğün gibi!” der Umeyr, huzur ve sükûnet içinde. “Vücudum sıhhatli, kanım tertemiz&#8230; Dünya ise boynuzlarından yakaladığım bir öküz, arkamdan sürüklüyorum.”<br />
Umeyr’in cevabı Halifenin beklediği cevap değildir, oyalanmak istemez.<br />
“Beraberinde ne getirdin?” diye sorar.<br />
Umeyr’in yanık simasından buruk bir tebessüm kanatlanır, ihanet tecessüsü içindeki bu arayışları bir yudum zehir gibi yutkunur ve kupkuru elleri heybesini gösterir:<br />
“Dağarcığımdan besleniyor, su kabıyla başımı yıkıyor, ibrikten de su içip abdest alıyorum. Allah’a yemin ederim ki, bunlardan başka yanımda dünya malı yoktur&#8230;”<br />
Ömer şaşkındır, ama şüphelerinden de kurtulamamıştır. Devam eder:<br />
“Humus’tan buraya yürüyerek mi geldin?”<br />
“Evet!..”<br />
“Sana bineğini verebilecek bir arkadaşın da mı yoktu?”<br />
Umeyr bir daha yutkunur, bir yudum zehir daha dolaşır damarlarında. En az Ömer kadar şaşkındır, en az Ömer kadar bu tecessüsler karşısında muzdaribdir. Aynı buruklukla cevap verir:<br />
“Kimse vermedi, ben de istemedim!”<br />
Hiddet ve celâliyle meşhur Ömer, nihãyet tabiatına mağlub düşer:<br />
“Yanından geldiğin Müsllümanlar ne kötü insanlarmış, ey Umeyr!”<br />
Çöl yolcusu Umeyr’in cevabı tokat gibi gelir:<br />
“Allah’tan kork, ey Ömer! Allah sana insanların arkasından konuşmayı yasaklamamış mıdır?”<br />
Göğsüne şiddetli bir mızrak saplanmış gibi sendeler Ömer, ebediyetler kadar uzun bir ânın coğrafyasında sükûn bulduktan sonra bir daha maksadına döner:<br />
“Peki senden istediğimiz ganimetler nerede?”<br />
“Humus’a gittiğimde oradaki iyi insanları bir araya getirip meşveret ettim. Ganimet toplama işini kendilerine tevzi ettim. Sonra getirdikleri ganimetleri ihtiyaç sahiplerine dağıttım ve elimde hiçbir şey kalmadı, ya Ömer. Elimde kalan olsaydı,  şüphesiz getirmiş olurdum. Bu vaziyeti erken haber vermeyişimin sebebi de seni üzmemekti&#8230;”<br />
Ömer şaşkınlıkla bir daha sorar:<br />
“Yãni, sen bize hiçbir şey getirmedin, öyle mi?”<br />
“Üzgünüm,  getirilecek birşey yoktu.”<br />
Kısa bir sükûneti Halife’nin yeni hamlesi bozar:<br />
“O halde aynı vazifeye dönmeni istiyorum!” der.<br />
Umeyr, Ömer’in beklemediği bir kararlılıkla,<br />
“Hayır!” der. “Artık bitti!.. Ne senden, ne de senden sonra gelecek halifelerden vazife kabul ederim. Allah’a yemin ederim ki, o kadar itina gösterip dikkat ettiğim halde kendimi bu vazifenin kötülüklerinden koruyamadım, temiz kalamadım. Vazife münasebetiyle bir sefer bir Hıristiyana, ‘Allah seni rezil etsin!’ demiş bulundum. Bu dehşetli felâketi başıma sen getirdin, ey Ömer!”</p>
<p>Umeyr, Halifeyi verdiği cevabın sarsıntıları içinde bırakarak huzurdan çıkar. Medine’nin bir kaç kilometre dışındaki evine yürüyecek kadar son bir takatı kalmıştır; yürür&#8230;<br />
***<br />
Ömer, bir kere şüphenin kıskacına düşmüş, ihãnet ihtimaliyle zehirlenmiştir. Yanındakilere, Umeyr’in ihãnet etmiş olabileceğinden hâlâ şüphelendiğini ikrar ile Hâris isminde birisine yüz dinar vererek mustafî vâliye misafir gönderir. Hâris, Ömer’in talimatıyla Umeyr’e misafir olacak; zenginlik alâmeti görürse haber verecek, fakirliğine kanaat getirmesi durumunda ise yüz dinarı verip dönecektir.</p>
<p>Umeyr’in evinde üç gün misafir kalan Hâris’in hissesine düşen yemek, hãne halkının gün başına bölüştükleri tek ekmekten küçük bir dilimdir. Hâris ayrılmazdan önce yüz dinarı vermek istediğinde Umeyr’in cevabı Ömer’in vâlisine yakışır cinstendir:<br />
“İhtiyaç sahibi değilim, sen o parayı yine Mü’minlerin Emiri’ne götür!” der.<br />
Hâris, parayı geri götüremeyeceğini ısrarla söyleyince Umeyr, çâresiz yüz dinarı alır. Hâris, Halife’ye gitmek üzere yola çıkarken, Umeyr, cebinde yüz dinarla fukara evlerinin kapılarını çalmaya başlar&#8230;</p>
<p>Keskin kılıç ağzı gibi celil, ama bir o kadar da ãdil olan Ömer, Umeyr’i son bir defa daha huzura davet eder. Maksadı, Umeyr’in yüz dinarı ne yaptığını öğrenmektir.<br />
“Sana ne?” der Umeyr. “Ne yaptığım seni ne ilgilendirir?”<br />
Lâkin Ömer yakasını bırakmaya niyetli değildir, Allah adına yemin verdirince Umeyr ister istemez parayı fakirlere dağıttığını söyler&#8230;<br />
Ömer’in hak-hukuk endişesiyle fırtınalı bir deniz sathı gibi dalgalı kalbi ancak durulur ve Umeyr’e,</p>
<p>“Allah senden râzı olsun!” der..<br />
Sonra da Umeyr’e bir yük yiyecek ve iki kat elbise verilmesini emreder. Çölü sırtındaki heybe ile yaya geçmiş olan Umeyr aynı kalb huzuru içinde:<br />
“Yiyecekler kalsın, çünkü ihtiyacım yok!” der.<br />
Elbiseleri alır, zirâ ihtiyacı olan birini bilmektedir Umeyr.</p>
<p>Zihnimde elli yıllık hayatımın bütün vâlilerinin şatafatlı, debdebeli resm-i geçidi var&#8230; Suratları huşûnet içinde, bakışları tahkir dolu, edâları Fir’avun misâli; küçük dağların değil, Himalayaların yaratıcısı hepsi de&#8230; Aralarındaki anlaşmazılğın sebebi: Everest&#8230; Hepsi de aynı yalana tãlib:</p>
<p>“Everest’i ben yarattım!”<br />
Gözlerim Umeyr’i arıyor, Humus’un çilekeş vãlisi Umeyr’i&#8230; Bir ses kulağıma,<br />
“Boşuna bekliyorsun, Umeyr aralarında yok&#8230; O, Ömer’den aldığı elbiseyi vereceği ihtiyaç sahibinin kapısında!..” diyor&#8230;</p>
<p>Hüseyin Yılmaz &#8211; www.risalehaber.com</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;t=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22V%C3%A2liler%20kafilesinin%20i%C3%A7inde%20Umeyr%20yok%21%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0ATela%C5%9F%20ve%20%C4%B1zd%C4%B1rab%20i%C3%A7inde%20k%C4%B1vran%C4%B1yordu%20%C3%96mer%3B%20akl%C4%B1n%C4%B1%20kurcalayan%2C%20ruhunu%20zapteden%2C%20solu%C4%9Funu%20kesen%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20rahat%20uyku%20uyutmayan%20%C5%9F%C3%BCpheyi%20daha%20fazla%20ta%C5%9F%C4%B1yamay%C4%B1nca%20ehline%20d%C3%B6kt%C3%BC%20i%C3%A7ini%3A%0D%0A%E2%80%9CUmey%E2%80%99rin%20ih%C3%A3net%20etmi%C5%9F%20olmas%C4%B1ndan%20%C5%9F%C3%BCpheleniyorum%21%E2%80%9D%0D%0A%0D%0A%C4%B0hanet%21..%20Kelimelerin%20en%20korkun%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;title=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21+-+http://tinyurl.com/yb2yekp+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/&amp;title=V%C3%A2liler+kafilesinin+i%C3%A7inde+Umeyr+yok%21" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/12/25/valiler-kafilesinin-icinde-umeyr-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Müslüman Türkler ve Kürtler</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 09:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[risale haber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber]]></category>
		<category><![CDATA[risalehaber.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1245</guid>
		<description><![CDATA[
Ey Müslüman Türk ve Kürtler!.. Ne olur! Artık insaf ediniz, gözlerinizi açıp uyanınız! Bin yıl İslâmın bir rahm-ı mader sıcaklık ve merhametine sãhib  sinesinde kucak kucağa, ikiz kardeşler gibi yaşadınız. Beş vakit namaza birlikte koştunuz, Ramazan hilâlini birlikte beklediniz, bayram neş’esini birlikte yaşadınız&#8230; Üç kıtaya uzanan geniş vatan sathının serhadlerinde küfrün açtığı sevaş cephelerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://farm4.static.flickr.com/3489/3906446277_65faefcf93.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm4.static.flickr.com/3489/3906446277_65faefcf93.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Ey Müslüman Türk ve Kürtler!.. Ne olur! Artık insaf ediniz, gözlerinizi açıp uyanınız! Bin yıl İslâmın bir rahm-ı mader sıcaklık ve merhametine sãhib  sinesinde kucak kucağa, ikiz kardeşler gibi yaşadınız. Beş vakit namaza birlikte koştunuz, Ramazan hilâlini birlikte beklediniz, bayram neş’esini birlikte yaşadınız&#8230; Üç kıtaya uzanan geniş vatan sathının serhadlerinde küfrün açtığı sevaş cephelerine birlikte koştunuz. Çanakkale destanını birlikte yazdınız, İstiklâl mücadelesini varlık yokluk savaşına birlikte çevirdiniz. Resmî tãrihin dehşetli ve hainane yalanlarına rağmen bunun böyle olduğunu biliyorsunuz. Gãzi ya da şehit olurken Türk veya Kürt oluşunuz birşey<br />
ifãde etmiyordu, Allah yolunda savaşan mü’minlerdiniz&#8230;</p>
<p>Genç kız ve delikanlılarınız sarmaşık güllerin iştiyakıyla birlikte yuvalar kurdular. Mürur-u zaman kanlarınızı da karıştırıp,  birbirinizi sevmeniz ve birbirinizin hayatlarına hayatınızı feda etmeniz için başka hiçbir sebebe ihtiyaç bırakmayan İslâm kardeşliğinizi  âdeta nesebî bir kadeşlikle de tahkim etti. Farklı vücutlarda yaşayan, yekpâre ve büyük tek ruh gibiydiniz&#8230;</p>
<p>Savaş meydanlarında sırtınızı yere getirip aslanları kıskandıran yüreğinize kılıcını saplayarak sizden kurtulamayan, asırlarca varlığınızın rahat uyku yüzü göstermediği Batılı hasımlarınız, en eski ve en müessir taktikleri hatırladılar. Savaş meydanlarında, naaşlarınızın üzerinde güvercin ve kelebekler gibi uçuşan tebessüm sağanağının kaynağını kurutmadan, ölüme bahar şenliklerine koşar gibi giden cengâverlerinizden kurtulamayacaklarını nihayet anlamışlardı. İslâmiyetin ruh ve seciyelerinize kazandırdığı bütün mümtaz vasıflardan nesillerinizi mahrum bırakmak için kolları sıvadılar.</p>
<p>Medeniyet  dedikleri bütün alçaklık, rezillik ve ahlâksızlıklarını nefislerinize cömertçe teşhir edip, dünya zevk ve sefasına çektiler. İ’la-i Kelimetullahdan daha mühim hiçbir meselesi olmayan sizleri zevk ve sefaya çekip, dünya nimetlerine buyur ettiler. Sonra da fâni dünya nimetlerini bölüşemeyip kavga etmeniz için bütün maharetlerini ortaya koydular.</p>
<p>Kiminizi büyük lokma koparmakla berikinize jurnallediler; kiminizi hırsızlıkla, kiminizi yalancılıkla bir diğerinize takdim edip dehşetli ve kahredici bir kavgaya zemin hazırladılar. Büyüktünüz, yekpâre idiniz, asırlara meydan okumuş bozkırların büyük granitleri gibiydiniz, parçalamadan, dinamitlerle patlatıp dağıtmadan yolarından kaldıramıyorlardı&#8230;</p>
<p>Ve kiminiz Türk, kiminiz Kürt, kiminiz Lâz, kiminiz Çerkezdiniz&#8230; Hayır, diyemediniz. Müslümanız, diye avaz avaza haykıramadınız. Kiminiz, “Ne mutlu Türküm diyene!” uçurumundan cehenneme sarktı, kiminizi bu lânet uçuruma nazire gibi bağırmızda yarılıp giden Kürtçülük uçurumu gayyasına düştü&#8230;</p>
<p>Süfyanist bir devrin dehşetini bir asırdır birlikte yaşadığınız halde, aldığınız habis uyuşturucuların tesirinden kurtulup gözlerinizi açamıyorsunuz. Sarıldığınız gırtlağın kardeşinizin gırtlağı, payimal etmek üzere uzandığınız nãmusun kardeşinizin iffeti olduğunu görmüyorsunuz&#8230;</p>
<p>Bir asra yaklaşan bu dehşetli devrin kapısını kapayacak olan icraatleriyle gönüllerinizde taht kurması gereken mevcut iktidarı, avuçlarınızı patlatırcasına alkışlamaya bile gönüllü değilsiniz. Çocuklarımızın değil, büyüklerimizin bile ar damarlarını çatlatacak küfürlerle bu meş’um devrin devamını temine çalışan ırkçılara ağzınızı açıp tek kelime söylemiyorsunuz, ey Müslüman Türk ve Kürtler! İnsaf ediniz&#8230;</p>
<p>Bugün sesinizi yükseltmez, bugün bir asırdır hebã edilmekte olan hukukunuza sahib çıkmazsanız, yarınınız olmayabilir. Bu fırsat bir daha ayağa gelmeyebilir&#8230; Kürtlerin Diyarbakır cezaevinde yaşanan ve insanlık tarihi için dehşetli ve utanç verici bir yüz karası olan işkencelere bakıp Türklere düşmanlık beslemeye hakkı yok. Zira o işkenceleri yapanlar Kemalizmin dinsizlikle iğfal edip insanlıkla birlikte Türklükten de çıkmalarına sebep olduğu bir avuç şuursuz ırkçı ve süfyan çarpıklarıdır. Cezâ için Allah’ın lâneti ve Cehennem onlara yeter.</p>
<p>Türklerin de, Kemâlistlerin dehşetli zulüm ve tahkirãtı altında, düşmanlarının da iğfalatıyla kandırılıp dağlara sığınmış, geçmişleri itibariyle Türklerden çok Kürtlere dehşetli zararları dokunmuş bir avuç ırkçı Kürde bakıp bütün Kürtleri düşman görmeye ve düşman ilan etmeye hakları yok. Her iki kavme de Türkçülerden de Kürtçülerden de fayda yok&#8230; Necãt, sizleri kardeş ilãn eden ve bin yıl kardeş olarak birlikte yaşatan İslâmiyetin parlak hakikatlerinde ve sımsıcak sinesindedir. Birbirinize kollarınızı sonunu kadar ve iştiyakla açınız&#8230; Yoksa bu dehşetli bölünme belâsı ile tãrih sahnesinden silinecek, bugün akıl almaz bir dessaslıkla size dost görünen zãlim düşmanlarınızın boyunduruğu altında hayatınızdan önce ırz ve nãmusunuzu kaybedeceksiniz&#8230;</p>
<p>İslâmî cemaat v e tarikatlerin bu mesele karşısındaki suskunluğu, gayretsizliği dehşetli bir musibete fetva verdirecek, diye korkuyorum&#8230;</p>
<p>Yaşasın Türk ve Kürdün bin yıllık kardeşliği!&#8230; Kahrolsun kardeşi kardeşe kırdıran kafatasçı ırkçılar!..</p>
<p>Ve yaşasın milletinin saâdetini temin yolunda hayatlarını ortaya koyan AK Partili devlet ricâli&#8230; Bugün verdiğiniz destansı mücadeleyi muasırlarınız değil, ancak bir saâdet baharına gözlerini açacak olan ãtî nesilleri anlayacak ve sizleri rahmetle yadedeceklerdir&#8230; Bu cehennemî gürültüye, bu dehşetli hercümerce bakıp yılmayınız, doğru yoldasınız&#8230; Allah yãr ve yardımcınız olsun&#8230;</p>
<p>Hüseyin Yılmaz &#8211; Risalehaber.com</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;t=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Ey%20M%C3%BCsl%C3%BCman%20T%C3%BCrkler%20ve%20K%C3%BCrtler%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0A%0D%0AEy%20M%C3%BCsl%C3%BCman%20T%C3%BCrk%20ve%20K%C3%BCrtler%21..%20Ne%20olur%21%20Art%C4%B1k%20insaf%20ediniz%2C%20g%C3%B6zlerinizi%20a%C3%A7%C4%B1p%20uyan%C4%B1n%C4%B1z%21%20Bin%20y%C4%B1l%20%C4%B0sl%C3%A2m%C4%B1n%20bir%20rahm-%C4%B1%20mader%20s%C4%B1cakl%C4%B1k%20ve%20merhametine%20s%C3%A3hib%20%20sinesinde%20kucak%20kuca%C4%9Fa%2C%20ikiz%20karde%C5%9Fler%20gibi%20ya%C5%9Fad%C4%B1n%C4%B1z.%20Be%C5%9F%20vakit%20namaza%20birlikte%20ko%C5%9Ftunuz%2C%20Ramazan%20hil%C3%A2lini%20birlikte%20be%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;title=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler+-+http://tinyurl.com/ya8rg95+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/&amp;title=Ey+M%C3%BCsl%C3%BCman+T%C3%BCrkler+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/11/15/ey-musluman-turkler-ve-kurtler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırık cam teorisi</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 20:19:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ma'nâ-yı Harfî]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[kırık cam teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Manayi harfi]]></category>
		<category><![CDATA[Senai Demirci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1220</guid>
		<description><![CDATA[
Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) &#8220;Böyle gelmiş, böyle gider&#8221;di. Ben de onlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://farm3.static.flickr.com/2482/3860227156_832f26f272.jpg"><img class="aligncenter" src="http://farm3.static.flickr.com/2482/3860227156_832f26f272.jpg" alt="" width="495" height="372" /></a></p>
<p>Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) &#8220;Böyle gelmiş, böyle gider&#8221;di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayaklarımı oturak yerine koydum, bankın arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum.<br />
Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD&#8217;de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. &#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221; hesabıymış bu.</p>
<p>Anlatıldığı kadarıyla: &#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221; ABD&#8217;li suç psikologu Philip Zimbardo&#8217;nun 1969&#8242;da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx&#8217;taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi &#8217;sağ kalan&#8217; otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. &#8220;Demek ki&#8221; diyordu Zimbardo, &#8220;ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.&#8221;</p>
<p>Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olması da gerekiyormuş.</p>
<p>&#8220;Kırık Cam Teorisi&#8221;nin takipçileri bakın ne diyor: &#8220;Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.&#8221;</p>
<p>Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli&#8230; Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız &#8220;çöpler&#8221;imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. &#8220;Böyle gelmişse, böyle gider&#8221; diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.<br />
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.</p>
<p>Tam da &#8220;hafife almakla&#8221; açılan, &#8220;umursamazlıkla&#8221; genişleyen bir &#8220;yol(suzluk)&#8221;u tarif eden sûre&#8217;nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur &#8220;cam kırıkları teorisi&#8221;: &#8220;Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı.&#8221; (Mutaffifîn, 83/14).</p>
<p>Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimizin [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim: &#8220;İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir.&#8221;</p>
<p>Bu yüzden galiba&#8230; &#8220;Günah insanı kâfir yapmaz ama ama istiğfarsızlık küfre götürebilir&#8221; imasında bulunur Said Nursî. &#8220;Her günahta küfre giden bir yol var&#8221;sa, ilk &#8220;cam kırığını&#8221; onarmamaktandır bu. Masum görünen her hata, her günaha yaklaşış, bir büyük günaha doğru sürüklüyorsa bizi, ilk atılan çöpü kaldırmamaktandır bu.</p>
<p>Özür dilemeye değmez gördüğümüz küçücük bir cam kırığı, bizi özür dileyemez bir kırıklığa mahkum ediyor.<br />
Değil mi?</p>
<p>Senai Demirci &#8211; Risalehaber.com</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/&amp;t=K%C4%B1r%C4%B1k+cam+teorisi" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22K%C4%B1r%C4%B1k%20cam%20teorisi%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%0D%0AY%C4%B1llar%20%C3%B6ncesi.%20%C3%96%C4%9Frenciyim.%20Hava%20bunalt%C4%B1yor.%20Yorgunum.%20Az%20sonra%20binece%C4%9Fim%20otob%C3%BCste%20de%20oturamayaca%C4%9F%C4%B1m%20kesin.%20Bari%20beklerken%20dinlenebilirdim.%20Duraktaki%20banka%20oturmaya%20niyetlendim.%20Ama%20garip%20ki%2C%20benden%20%C3%B6nce%20oturanlar%20oturak%20yerine%20ayaklar%C4%B1n%C4%B1%20koymu%C5%9Flar%2C%20bank%C4%B1n%20arkal%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20da%20oturmak%20i%C3%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/&amp;title=K%C4%B1r%C4%B1k+cam+teorisi" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=K%C4%B1r%C4%B1k+cam+teorisi+-+http://tinyurl.com/n2z3p4+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/&amp;title=K%C4%B1r%C4%B1k+cam+teorisi" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Kürtler</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 20:31:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Bediuzzaman Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal etüdler derneği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1214</guid>
		<description><![CDATA[Bin yıla yakın bir süre ile Anadolu coğrafyasında Türkler ve Kürtler ciddi hiçbir çatışma içine girmeden kardeşçe yaşadılar. Bu kardeşliği çatışmaya çevirecek boyutta önemli sosyal hadiseler meydana gelmedi. Meydana gelen bazı ufak çaplı olaylar da o zamanlar çok canlı olan İslam Kardeşliği kalkanına çarparak büyümeden bertaraf edildi.
Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en önemli nedeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bin yıla yakın bir süre ile Anadolu coğrafyasında Türkler ve Kürtler ciddi hiçbir çatışma içine girmeden kardeşçe yaşadılar. Bu kardeşliği çatışmaya çevirecek boyutta önemli sosyal hadiseler meydana gelmedi. Meydana gelen bazı ufak çaplı olaylar da o zamanlar çok canlı olan İslam Kardeşliği kalkanına çarparak büyümeden bertaraf edildi.</p>
<p>Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en önemli nedeni İslam’ın getirdiği ‘’müminler arasında mecburi kılınan kardeşlik ruhu’’ ile ‘’husumetin ve ırkçılığın yasaklanması’’ hükümleri idi. Bunlar birçok Kur’an ayeti ile açıkça ifade edilmiş ve sağlam bir dini geleneğin var olduğu bu topraklarda sosyal hayatın en önemli şiarları haline gelmişti.</p>
<p>İttihad-ı İslam idealini hayat felsefesi haline getiren Yavuz Sultan Selim Doğu seferine çıkarken aynı inancı paylaşan insanlar arasında kalıcı bir kardeşlik ve beraberliğin tesisi için büyük gayret gösterdi. Bu konunun Kürt aşiretleri arasında anlatılması ve kabulü yönünde önemli Kürt bilginlerinden olan İdris-i Bitlisi ile görüş birliğine vardı. Kürt aşiretlerinin de maksadı bu idi. İttihad-ı İslam düşüncesi her iki tarafın da benimsediği bir ideal olarak ortaya çıkınca anlaşmak hiç de zor olmadı. Yavuz Sultan Selim, bu aşiretleri kendi iç işlerinde serbest bıraktı. Bu büyük bölgesel desteği yanına alan Yavuz Sultan Selim, Safevi Sultanı Şah İsmail’e tarihinin en büyük yenilgisini yaşattı. Bu bölgede yaşayan Kürtler, kendi kimliklerini rahat bir şekilde ve hiçbir müdahaleye maruz kalmadan yaşadılar. Bugünkü anlamda federal sistem diyebileceğimiz bir yönetim modeli gerçekleştirildi. Kürt aşiretleri sefer zamanında kendi güçleri nispetinde Osmanlı Ordusuna asker gönderdiler.  Vergilerini verdiler. Dışarıdan herhangi bir saldırı söz konusu olacaksa, bu bölgenin de güvenliği Osmanlı Devletinin güvencesi altında bulunmaktaydı. Yüzyıllar süren bir kardeşliğin temeli böyle sağlam bir zeminde ve karşılıklı saygı esasları içinde atıldı. Bu birliğin gerçekleştirilmesi sonucu Safeviler zayıfladı ve Doğu Anadolu bölgesinden tamamen silindiler. Orta Doğu ve İslam Âleminin Osmanlı topraklarına katılması için yapılacak seferler, bu beraberlik sağlandıktan sonra daha da kolaylaştı.</p>
<p>Bitlis Hanı Şereffeddin’in  1596 yılında kaleme aldığı ‘’Şerefname’’ adlı eseri Kürt tarihinde çok önemli bir yere sahiptir ve bir kilometre taşıdır. Bu tarihi eser dört bölümden meydana gelmektedir. 16. yüzyılda Kürtlerin sosyal yaşam tarzını bilimsel olarak anlatan bu eser çok önemli bir kaynak niteliğindedir. Birinci bölümde saltanat sürmüş beş tane büyük Kürt ailesi incelenmektedir. Bu aileler,  Mervaniler, Hasanbeyhiler, Daynavarlar, Lorlar ve Eyyubiler’dir. İkinci bölümde sikke bastırmış ve kendi adına hutbe okutmuş aileler incelendikten sonra üçüncü bölümde ise;  hanedanlar egemen olduklarında çoğrafi durumlarına göre sıralanmıştır. Bu sıralama Cizre –Dersim arası, Cizre- Kilis arası, Cizre- Hoy arası, Hakkâri’nin güneyi ve İranlı Kürtler olarak beşe bölünmüştür. Dördüncü bölümde ise Bitlis emirlerinin tarihi ayrıntılı olarak anlatılmıştır.</p>
<p>Kürtlerin yaşadığı bölgelerde feodal düzen hâkimdi. Köyler ve topraklar büyük bir çoğunlukla ağaların malıydı. Ağalar bölgelerinin hâkimi konumundaydılar. Topraklarında köylüleri çalıştırır ve belirli bir ücret verirlerdi. Bu ağalar da bölgede hâkim olan ‘’Bey’’ veya ‘’Mir’’e bağlı idiler. Normal vatandaşların bu gibi bölgelerde pek fazla bir söz hakları yoktu. Zaman zaman aşiretler arasında çatışmalar meydana gelse bile, bölgenin hakimi konumunda olan Mirler bu gibi çatışmalar kolay kolay izin vermezlerdi. Mirlerin ve Hanların öngördüğü şartlarda antlaşmalar yapılır ve birbirlerini sevmeseler de barış içinde yaşarlardı. Ağalardan sonra bölgenin bir diğer otoritesi ‘’Şeyhler’’ idi. Tarikat yapılanması ve Medreseler bölgede etkin konumda idiler. Şeyhler halkın dini ihtiyaçlarına cevap verir ve bazen de meydana gelen anlaşmazlıkları dini hükümlere göre çözerlerdi. Ağalar ve Şeyhler, genellikle bir gizli anlaşma varmış gibi birbirlerine saygı gösterirler ve birbirlerinin egemenlik alanlarına müdahale etmezlerdi. Bölgede çok sayıda bulunan Medreseler de Mirler veya Ağalar tarafından himaye edilirdi. Bazı Medreselerin bütün masraflarını bu Mirler karşılar ve buralarda yatılı olarak okuyan talebeleri himaye ederlerdi. Ağa ve Şeyhlerin dışında bazı büyük medrese hocaları da bu bölgelerde önemli bir otorite sayılırdı.</p>
<p>Böyle farklı otoriterlerle iç içe yaşayan bu bölgenin halkları kanaatkâr insanlardı. Dini duyguları çok kuvvetli olan bu insanlar Şeyhler ve büyük âlimlere büyük bir itaat ve saygı ile bağlıydılar. Bölgenin birçok yerinde Kadiri ve Nakşî dergâhları mevcuttu.</p>
<p>Kürtlerin yaşadığı bölgeler, ayrıca etnik yapı ve dini inançlar yönünden de çok karışık bir görüntü arz ediyordu. Bazı bölgelerde yoğun bir şekilde Ermeni, Süryani, Yahudi, Arap ve Yezidi nüfusu bulunmaktaydı. Bu insanlar da Kürtlerle yüzyıllar boyunca hiç çatışma içinde olmadan yaşadılar. Hatta bu bölgelerde çok iyi komşuluk ilişkilerinin de geliştirildiği söylenebilir. Cami, Kilise ve Havralar çok rahat bir şekilde ve hiçbir kaygı içinde olmadan kendi mensuplarına hizmet veriyorlardı. Gayr-ı Müslimler genellikle sanat ve ticaretle uğraşır ve Müslüman komşuları ile karşılıklı güvene dayalı bir alışveriş gerçekleştirirlerdi. Ermeni tehcirinin yaşandığı yıllarda çok sayıda Ermeni aile, yollardaki tehlikelerden çocuklarını sakındırmak için, güvendikleri Müslüman ailelere çocuklarını teslim etmişler ve bunlar bu ailelerin yanında Müslüman olarak büyümüşlerdir.</p>
<p>1639 yılında Osmanlı Devleti ile İran Safevi Hükümdarlığı arasında  Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Kürt bölgesinin büyük bir kısmı Osmanlı Devletinde kalmak üzere bir kısmı Safevilere bırakıldı. Bu bölünme durumunu, bazı Kürt aşiretlerinde hoşnutsuzluk meydana getirmişse de çok büyük olaylar meydana gelmedi.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi arasında bu mutabakatın sağlanması ve buna hemen hemen bütün Kürt aşiretlerinin katılmasından sonra yaklaşık üç yüz elli yılı aşkın bir süre ile bu topraklarda tam bir birlik ve beraberlik rüzgârları esti. 19. yüzyılın başlarından itibaren bütün Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerinin arttığı ve ırkçılık fikriyatının neşv-ü nema bulması için büyük gayretlerin gösterildiği bir döneme girilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunu bölüp parçalamak için en iyi yolun bu olduğunu düşünen Avrupa zalimleri bu maksatla hummalı ve sistematik bir çalışma içine girdiler. Açılan misyoner okullarının bu faaliyetlerin merkez üssü olduğu görülmektedir. Bu okullar bir yandan bölgenin Hıristiyanlaştırılması için çok yoğun bir şekilde faaliyetlerde bulunurken, diğer yandan da Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmak için ırkçılık tohumları ekmekten ve bu amaçla propaganda yapmaktan geri durmuyorlardı. Bu menfi fikir ve cereyanlara karşı yeterli oranda aydınlanma ve eğitim faaliyetlerinde bulunulmadığı için bu menfi düşünceler ve ırkçılık fikrinin, dini duyguların çok kuvvetli olmadığı kesimlerde makes bulduğu gözlenmektedir.</p>
<p>Bu dönemlerde başlayan isyan ve kıpırdanmaların en önemli sebeplerinden birisi de, Osmanlı Devletinin zayıflaması, uğradığı mağlubiyetler ve kendini tam anlamıyla yenileyememesi sonucu, rakipleri karşısında zayıf konuma düşmesidir. Dışarıda zayıflayan ve cephelerden mağlubiyetlerle dönen bir ordunun ve devletin, içeride de elinin zayıflayacağı ve bazı iştahları kabartacağı inkâr edilemez. Avrupa’da ve Balkanlarda giderek gerileyen ve devamlı toprak kaybeden Osmanlı devleti’nin düşmanları boş durmamış ve dâhili ihtilaflarla daha da zayıf duruma düşürmek için yoğun gayret göstermişlerdir.</p>
<p>Osmanlı Devleti, düştüğü bu hazin durumdan kurtulmak için bazı teşebbüslerde bulundu. Önce 1808 yılında Sened-i İttifak kabul edildi. Ardından Tanzimat Fermanı ve daha sonra Islahat Fermanı kabul edildi. Ardı ardına kabul edilen bu iki ferman ile Osmanlı Devleti’nde kötü gidişe dur demek için bazı çalışmalar yapılmak istenmiş, Anayasal düzene geçişin başlangıcı olarak kabul edilen bu fermanlar istenilen etkiyi yapmamış ve kötü gidişe dur diyememiştir. Bazı Osmanlı aydınlarının gayretleri sonucu 1876 yılında II. Abdülhamit tarafından Meşrutiyet ilan edilmiş, hazırlanan Anayasa kabul edilmiş ve Meclis-i Mebusan toplanarak bir çıkış yolu arama gayretlerine devam edilmiştir. Bu dönemde 93 harbi olarak da anılan 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşında alınan büyük mağlubiyet bütün dengeleri değiştirmiş, Meclis’te ülkenin bölünmesi yönünde talepler seslendirilince, öteden beri ülkenin böyle bir ortama hazır olmadığını düşünen Sultan Abdülhamit, yeniden bütün ipleri eline almış, anayasayı rafa kaldırmış ve Meclis-i Mebusan’ı dağıtmıştır. Osmanlı Devlet’inde 30 yıl kadar sürecek bu dönem ‘’İstibdat Dönemi’’ olarak adlandırılmış, bir nevi baskı ve susturma politikası ile meseleler bastırılmış, ancak sorunlar giderek büyümüş ve patlama noktasına gelmiştir.</p>
<p>Sosyal Etüdler Derneği tarafından hazırlanan <a href="http://kritize.net/onemli/cumhuriyetvekurtler.doc">&#8220;Kürt Sorununun Dünü, Bugünü, Yarını&#8221; konulu raporun tamamına erişmek için tıklayınız&#8230;</a></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/&amp;t=Cumhuriyet+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22Cumhuriyet%20ve%20K%C3%BCrtler%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22Bin%20y%C4%B1la%20yak%C4%B1n%20bir%20s%C3%BCre%20ile%20Anadolu%20co%C4%9Frafyas%C4%B1nda%20T%C3%BCrkler%20ve%20K%C3%BCrtler%20ciddi%20hi%C3%A7bir%20%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma%20i%C3%A7ine%20girmeden%20karde%C5%9F%C3%A7e%20ya%C5%9Fad%C4%B1lar.%20Bu%20karde%C5%9Fli%C4%9Fi%20%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmaya%20%C3%A7evirecek%20boyutta%20%C3%B6nemli%20sosyal%20hadiseler%20meydana%20gelmedi.%20Meydana%20gelen%20baz%C4%B1%20ufak%20%C3%A7apl%C4%B1%20olaylar%20da%20o%20zamanlar%20%C3%A7ok%20canl%C4%B1%20ol%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/&amp;title=Cumhuriyet+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Cumhuriyet+ve+K%C3%BCrtler+-+http://tinyurl.com/lo6s2q+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/&amp;title=Cumhuriyet+ve+K%C3%BCrtler" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/08/25/cumhuriyet-ve-kurtler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk&#8217;ın Halleri</title>
		<link>http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/</link>
		<comments>http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 19:30:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce iklimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fatihiraz.net/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[‘Ben’i arayan Beni bulur. Ben’i bulan, Ben’i tanır ve bilir. Ben’i bilen Ben’i sever. Ben, Ben’i sevene aşık olurum. Ben, aşık olduğumu öldürürüm. Benim öldürdüğümün diyetini ödemek yine Bana düşer. Ben’im öldürdüğümün diyeti ise, bizzat Ben’im.’
 
ibn arabi
“Aşk, içimizdeki yangını söndürmeksizin taşımaya çalışmaktır.”
 
Rainer Maria Rilke


Tanımı hatırlayalım : ‘Aşk, en az üç saat en çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>‘Ben’i arayan Beni bulur. Ben’i bulan, Ben’i tanır ve bilir. Ben’i bilen Ben’i sever. Ben, Ben’i sevene aşık olurum. Ben, aşık olduğumu öldürürüm. Benim öldürdüğümün diyetini ödemek yine Bana düşer. Ben’im öldürdüğümün diyeti ise, bizzat Ben’im.’</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em><strong>ibn arabi</strong></em></p>
<p><em>“Aşk, içimizdeki yangını söndürmeksizin taşımaya çalışmaktır.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>Rainer Maria Rilke</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong><br />
</strong></em></p>
<p>Tanımı hatırlayalım : ‘Aşk, en az üç saat en çok üç yıl süresi olan, insanın fizyolojik doğasını sarsacak denli ruhsal bir değişimi içeren, ben’den, ben’likten vazgeçildiği, öteki’nde yokolunduğu, öteki bilincinin hem en ünsiyetli hem de en vahşi biçimde üretildiği, üzerinde en çok konuşulan ama en az tanınan, belirtileri ve sonuçları en çok bilinmesine karşın doğası hala en çok gizemli olan bir haldir.’ Varlığın pek çok görünümünü yansıtan bir hal. İnsanın ve eşyanın bir hali.</p>
<p>Aşk insanın hallerinden bir haldir ve aşkın halleri de, insanın hala kavramak için uğraştığı birer muammadır.<br />
el-Vedud’dan, er-Rahman’dan ve er-Rahim’den süzülen feyzin bir belirtisi.<br />
İnsanın sahiplik dürtüsünün bir yansıması.<br />
Ben’liğin kaptırıldığı bir tuzak.<br />
Ben’likten vazgeçmenin bir yordamı.<br />
Çoğalmanın bir yolu.</p>
<p>Bir varolma biçimi, kendini gerçekleştirme şekli. Bir tutku savaşı. Bir duygular sağanağı. Bir hazlar deryası. Bir tutkular kuyusu. Bir engeller koşusu. Bir aşkınlaşma vasıtası. Bir küçülerek büyüme savaşı. Bir varetme cehdi. Bir yokolma çabası. Bir yok ederek varolma kavgası. Bir varlığın yokluktan geçtiği iddiası. Bir mutlu ederek mutlu olma sinsiliği.<br />
Bir ene cengi. Bir varederek varolma muharebesi. Bir sarhoşluk. Bir karışarak durulaşma. Bir nefis tezkiyesi yöntemi. Bir manevi güçlenme ve yücelme merdiveni. Bir alçalma ve barbarlaşma Bir yitirerek bulma oyunu. Bir varlık yokluk muhasebesi imkanı. Bir diğergamlık acısı. Bir ruh sızısı. Bir kabararak dinginleşme gayreti. Bir gayr edinme ve gayrı tanıma ve gayrı üretme yolu. Bir sonsuzluk iştiyakı&#8230;Bir bir&#8230;</p>
<p>Bu birler aslında çokluğun kaynağı olan birliğin yansımasından başka bir şey değildir. Ve varlığa ilişkin soru soran herkesin rahatlıkla sorabileceği ve kendi ruhsal tecrübelerinin ışığında kimi zaman aydın kimi zaman loş kimi zamansa alacakaranlık cevaplarını bulabileceği bir hali işaret eder.</p>
<p>Allah sever ve her türden sevginin kaynağıdır.<br />
Allah güzeldir ve tüm güzelliklerin menşeidir.<br />
Aşk, sevgi, cinsel tutku, ilgi, eğilim, arzu, haz, zevk, keyf, iştiyak, birleşme, bütünleşme, çoğalma, ayrılma, savrulma, teklik, tenhalık, yalnızlık, beraberlik hemen tüm hallerin kaynağı Allah’ın bu isim ve sıfatlarıdır.</p>
<p>Aşk da insanın Allah’ın bağışladığı bir varlığıdır. Bir varlıktır çünkü, aşkla insan, varolandan zihnini sıyırma ve varlık’a yönelme imkanları bulabilir. Aşk, insanın yaşadığı olağan alemden olağanüstü aleme geçişi sağlar. Bu sağlama, aynı zamanda, insanın kendiliğini ve kendiliğinin kaynağını farketme yönünde yapılan bir sağlamadır. Bunu insan ister veya istemez. Bir kuyuya düşer bir dağa çıkar gibi ansızın, farkında olmaksızın, başına bir yıldırım düşmüşcesine veya bir rüyada sanki gerçeğin görünümleri bağışlanmışcasına yaşar. Aşkın, cinsle, cinsiyetle, makam mevkiiyle, kültürle, toplumla, işle aşla o kadar ilgisi yoktur kanımca. Bu aşkın hem bir yokoluş hem de altında en iddialı varoluşu taşıyan bir yokediş oluşundandır ki bunun da cinsiyetle milliyetle vs. bir ilgisi olmaz. Olmaz çünkü aşk, olunmazı olduran veya oldurma telaşında olan bir şeydir. Aşkta ben’likten vazgeçme gibi, insanın yapabileceği en fedakar eylem gizlidir.</p>
<p>Aşık olunca insanlar ben’liklerini çalarlar birbirinin. Kadın erkeğin erkek kadının varlığını alır. Böylece karşılıklı veririrler. Verme tüm anlamlarıyladır ve aslında ben’likten geçme diye adlandırılabilir. İnsan aşk dışında hangi hallerde benliğini verebilir öteki’ne. Burada öteki’nin benliğini istediğine göre, bu gerçekte fedakarlık sayılır mı?<br />
‘Al aşkını ver beni’ diyen, daha önce, ‘ver aşkını al beni’ demiştir.<br />
Yani aşık, aşkını verirken karşısındakinin benliğini almış, benliğini vererek de aşkını çalmıştır. Aşk çalınan bir şey değildir ama benlik de öyle kolay verilebilen bir şey değildir.<br />
Kadınla erkeğin-eşcinsel aşkın patolojik olduğunu düşünüyorum-birbirini çekmesi ve birleşmesi her zaman aşk değildir lakin aşkın düzeylerindendir.<br />
Aşk da sanat gibi insanla Allah arasında bir sırdır.<br />
Sırların sırrına doğru insanı hareketlendiren bir ateştir.<br />
Ateş olunca düştüğünü yakar aşk.<br />
Yakınca öteki’ne yöneltir ve yöneltince sonunda mutlaka birleşme arzusuyla veya birleşmeden birleşme umudunu yok ederek dolayısıyla birleşme hazzını tersine çevirerek ayırır ve o dolayımdan geçen insan, varlığının anlamını kavrama yolunda bir sıçrama yaşar.<br />
Bu sıçramalar aşk gibi insana uğrayan başka belalarla da gerçekleşebilir.<br />
Bu yüzden bela-yı aşk der şair ve aşkı bir bela yani hem bir sınav hem bir ağırlık hem de bir ‘evet’ olarak görür.</p>
<p>Aşk beladır. Çarptığı insanı paramparça eder. Sınavdır, paramparça olan varlık kendini yeniden kurmakla karşı karşıyadır. Ağırlıktır, dünyanın ağırlıklarından daha ağırdır veya dünyanın en büyük ağırlığıdır, ağırlıklara karşı hafifleyebilmenin bir yoludur.<br />
Evet’tir, insan acı çekmeksizin ben’liğin buyurucu boyunduruğundan başka türlü nasıl kurtulabilir veya uzaklaşabilir?<br />
Evet, insanın özünden gelen ve insanı özüne yeniden çağıran, O’na yönelten, yolunu doğrultan bir bağıştır.<br />
Aşk, hem bağışlama hem de bağışlanmanın yeridir.<br />
Aşk bir yerdir ve yerleşenlere yersiz/yurtsuzluğu öğretir.<br />
Yerin göğün Sahibi ortadayken, insan nasıl bir yerden veya yersizlikten sözedebilir?<br />
İşte aşk, bunu öğretendir.<br />
Aşk bir öğretmendir. Güzellik’le Aşk’ın öğretmeni gibi Cünun’dur yani çılgınlıktır.<br />
İnsan çılgın bir varlığa sahiptir ve gerçekte hiçbirşeye sahip olamadığını bilebilmesi için çılgınlaşması gerekendir, çılgınlaşarak çılgınlığın yıkımlarından kurtulabilendir.<br />
Aşk bize yetinmeyi öğretir.<br />
Aşk gelicek cümle kusurlar biter miydi o dize?<br />
Aşksız insanın tembelliği içinde, divan’dan o dizeye bakmadan diyebilirim ki, aşk kusursuzluk arayışının adıdır.İnsan kendisi için sever ama öteki için özverir.</p>
<p>Bu çelişik hali en iyi açıklayan en kullanışlı iddia sanırım, aşkın gelince ben’liğin gidişidir. Benliğini ödünç vermez aşık. Benliğinden sıyrılır. Bu sıyrılmanın ne olduğunu bilmiyorum. Benlik zaten kendilik değil mi? İnsanın kendisi deyince benliğini kastetmiyor muyuz?<br />
O halde nefis de neyinnesi oluyor? Nefs’e kalp de denildiğini hatırlıyoruz. Bu unuttuğumuz hali bize aşk hatırlatabilir mi? Kadın erkekteki erkek kadındaki varlığını geri istiyor diyenlere ne diyeceğiz? Kadın erkekteki çocuğunu almak için ona yaklaşıyor diyene. Bütün bunlara birşeyler denebilir. Ama ister kendi ister nefis ister benlik ister kalp/gönül ister vicdan ister ruh ister başka bir ad ne denirse densin, insan aşk merdivenine tırmanmaya başlayınca veya aşk kanadıyla ansızın yükselince/uçunca bir şeyden vazgeçiyor. Bunu dileyerek yapmıyor çünkü isteyerek aşık olmuyor.</p>
<p>Aşk gibi bir sıçramayı bir hamleyi bir boşluğa fırlamayı bir yücelmeyi iradesiyle yapmıyor. Aşk düşüyor insana aşk uğruyor ve onu türlü hallere uğratıyor. Böyle olunca insan en tuhaf yanlarıyla beliriveriyor. Aşk insanı eklerinden soyuyor ansızın, onu yalınlaştırıyor. Yalınlaşan insanın hem asli doğasının işaretleri, hem de en ‘çirkin’ yanları görünüyor. Adem’in ansızın çıplaklığını hissedişi gibi bir şey. Aşk insanı indirmiyor ama indirilmiş olduğuna bir ayna tutarak çocukluğun çıplaklığıyla karşılaştırıyor.</p>
<p>Sonra aşk uğradığı yeri yer olmaktan çıkarıyor ve yuvasını yıkan yavaş yavaş yeniden kuran bir belirleyen olarak acıtıyor. Bu acıtma, insanın yaşadığı acıların tümünden fazla. İnsan kendi doğasının sınırlarını ancak aşkla farkediyor. Aşk, ölümden de güçlü bir şeydir bu bakımdan. Ölüme karşı insanın dayanması, aşk acısıyla mümkün olabiliyor. İnsan ölümün de kalımın da aslında aşkla olduğunu aşktan geldiğini ve aşkın bizatihi kendisi olduğunu ölmeden ancak aşkla anlayabiliyor. Aşkla vazgeçiyor, aşkla kendisini görüyor, aşkla öteki’nin meşruiyetini tanıyor, aşkla öteki’yle ilişkisini nasıl yoluna koyabileceği sorunuyla yüzleşiyor, aşkla korku ve umudun mahiyetini anlıyor, aşkla hayran oluyor ve hayret düzeyine geçiyor, aşkla varlık’ın sesi olduğunu hissediyor, aşkla bu sese kulak vermesi gerektiğini görüyor ve aşkla bu sesin sırlarını öğreniyor, aşkla varolanla münasebetini tayin etmeye başlıyor. Aşkla insan kandan ve zulümden kaçıyor. Ama bu onu arı duru bir hale getirmekle yetiniyor. Yalınlaşan insanın bu halini koruması, ekler edinmemesi çoğu zaman imkansız olduğundan her an, doğasındaki olumsuz kutba yeniden dönmesi hatta bunu aşk aracılığıyla gerçekleştirmesi, kaniçici ve zalim bir varlık olarak, yaşamının en büyük barbarlıklarını ortaya getirmesi mümkün ve muhtemel olabiliyor.</p>
<p>İşte tam da burada, öteki’nin düşmana dönüşerek, bir geçiş ve aşkınlaşma süreci ve aracı olmaktan çıkıp, bir hedef ve işkence nesnesi haline gelmesi durumunda, insan dişlerini ve tırnaklarını çıkararak saldırabiliyor. Burada aşkın, insanın tüm hallerini en görkemli biçimde dışavuran bir ışık olduğunu söyleyebiliyorum. İnsanda öteki bilinci aşk aracılığıyla bir sarsıntıyla birlikte oluşur. Burada gayr’ın, Gayyur sıfatından gelen sarahatini bulmak da mümkündür, gayr’ı bir put olarak üretip Allah’ın gayretine dokunmak suretiyle tıpkı pervane gibi kendisini ateşlerde yakmak da. Ateşlerde yanmayana pervane denilmez. Onun doğası gerektirir bunu ama aşık, ateşe koşarken suya gittiğini sanacak kadar sersemdir de. Bu sersemliği hem sarhoşluk hem de aptallığı içerir biçimde kullanıyorum. Böylece, aşkın insanı hem sarhoş edici hem de aptallaştırıcı etkisinden söz etmiş oluyorum. Sarhoş eder çünkü insan, benliğinden vazgeçmiş ve bir bulut gibi kendini kaybetmiştir. Aptallaştırır çünkü benliğinden vazgeçerken insan aynı zamanda aklını da iptal eder. Akılsızlık değildir bu. Akıldan kalbin alanına geçmek, kalbi aklı keşfetmektir. Çünkü kalbin, aklın anlayamadığı nice akılları vardır. Bunu ancak aşkla anlarız. Aşkla ve ölümle. Ölümle anlaşılan şey anlaşılmamıştır ama ölüm gibi güçlü acıları tadan insan da bir bakıma ölmüştür. Ölmeden önce insan sürekli ölüp ölür dirilir. Gerçek ölüm, hayatın gerçeğinin açılması, perdenin aralanmasıdır. Gerçek dirim de ölümün bu mecazi gücünü yitirmesiyle beliren haldir. İnsan, ölüm gibi güçlü bir acıyı, yani ayrılığı aşkla tanır. Ayrılık, her türüyle, aşktan daha güçlü bir ıstırap olarak, bize, yalnızlığı tanıtır. Yalnızlığı tanımaya başladıkça yalnız olmadığımızı anlamaya da başlarız. Allah nasıl elif’le hatta nokta’yla simgeleniyorsa, insan da elif’in gizine erdikçe yani yalnızlığı tanıdıkça, benliğin de tıpkı elif gibi bir bütün olabilmenin mecazi gücü olduğunu da derketmenin eşiğine gelmiştir.</p>
<p>Yani tüm harfleri mündemiş elif haline gelmek, giderek noktaya dönüşmek. Azalarak büyümek. Yokolarak varolmak. Hiçleşerek hep haline gelmek. Bütün bunlar, acıyı kendimiz yaşadığımızda, öteki’ne acı vermediğimizde gerçekleşir zannındayım. Yoksa ahlaki bir gerilime neden olacak biçimde, aşkı, aşığı olduğumuz için bir musibet ortamına dönüştürdüğümüzde, yani yüreğimize ekilen o merhamet tohumunu benliğin alt düzeylerinden gelen pis suyla sulayarak çürütmeye başladığımızda, aşk yaşantısını, aşkın doğasına ihanet eder biçimde gerçekleştirdiğimizde yokolarak varolmaktan ziyade sadece yoketmek ve yokolmakla karşı karşıya geliriz. Böylece benliğini veren aşkını almış ardından benliğini de alarak aşkını geri veremediğinden başladığı noktaya geri dönmüştür. İnsan geri döndüğünde kalmayacağına göre, aslında başlangıçtaki yerden gerilere itilmiş ve sonuçta aşkın aşkınlaştırıcı işlevinden uzak kalmıştır. İnsanın geri dönüşüyle birlikte, nereden başlayacağını bilemediği, loş, belirsiz hatta varlık bakımından netameli bir yere yani yersizliğe uğraması halinde yine elinden ya aşk veya aşk gibi güçlü bir acının tutabileceğini de söyleyebiliriz. Aşktan güçlü olan ayrılıktır, ölümdür ve ölüm de bir kavuşma olduğundan aslında insan hiçbir zaman ayrılmamaktadır. Ayrılığı bu bakımdan, kendi asli doğasının merkezinden ayrılması olarak düşünebiliriz.</p>
<p>İnsanın merkezi kalptir. Bu yani selim kalp aynı zamanda insandaki ilahi merkezdir. İnsan aşkla buraya doğru hareketlenmektedir. Merkeze doğru ilerleyen ve bunu ancak acı çekerek yapabilen insan, acıyı bal eyleyen bir hidayet yağmuruyla yıkanma şansına erdiğinde sessizliğe gömülmeye başlar. Sessizlik ve durgunluk, asli dilimizde sekinet denilen manevi halin ilk basamaklarıdır. İnsan bir yandan fırtınaya tutulan ve dalgaları gittikçe büyüyen, kabaran bir denizdir bu yolculukta bir yandan da kabardıkça içi durulan, ağırlaşan, sakinleşen ve sessizleşen bir göldür. İnsanın merkeze doğru hareketlenmesiyle acıları da büyüyecek ve acının acı olmaktan çıktığı o sabit noktaya yaklaşacaktır. Bu süreci yaşama yönünde kendi çabasıyla Allah’ın inayeti buluşan şanslı kulun, öteki’ne acı verme ihtimalleri de birer birer azalır ve nihayet yok olur. Aşkın kanlı ve kirli bir savaşa dönüştüğü yaşantılarda, iki birey, nefsin aşağılık düzeylerinde takılıp kalmıştır. Acılar, demirin ateşte eriyişi gibi benliği yumuşatır ve insanı yok ederek yeniden yapar. Acılardan egosuna kaçan kişiyi ise, oradan en kalleş silahları kuşanmış olarak yeniden sipere dönmüş görürüz. Artık bir savaş oyununa dönüşmüştür aşk ve aşk adını hak etmeyen, adına ne denirse densin sonuçta bir ahlaksızlığa inkılab etmiştir. İşte aşkların taşıyıcılarını çürüten örneği tam da budur.</p>
<p>Burada, ‘aşkını verip benliğini isteyen’in durumu ise, bu çürüme tehdidiyle yüzyüze gelen vicdanın tepkisidir kanımca.</p>
<p>Bu duyarlığı taşıyan bir şarkıcıyı da düşüncelerime alet ederek diyebilirim ki, geri isteyecek benliğimizi gerilerde bırakabilecek bir ahlaki aşk yaşantısı için kalbimizi ve zamanımızı koruma cehdimizi yitirmemeliyiz.</p>
<p>O zaman aşk gelir ve cümle çirkinlikler biter.</p>
<p>Sadık Yalsızuçanlar &#8211; Yazete.com</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-facebook">
			<a href="http://www.facebook.com/share.php?v=4&amp;src=bm&amp;u=http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/&amp;t=A%C5%9Fk%27%C4%B1n+Halleri" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-mail">
			<a href="mailto:?subject=%22A%C5%9Fk%27%C4%B1n%20Halleri%22&amp;body=I%20thought%20this%20article%20might%20interest%20you.%0A%0A%22%E2%80%98Ben%E2%80%99i%20arayan%20Beni%20bulur.%20Ben%E2%80%99i%20bulan%2C%20Ben%E2%80%99i%20tan%C4%B1r%20ve%20bilir.%20Ben%E2%80%99i%20bilen%20Ben%E2%80%99i%20sever.%20Ben%2C%20Ben%E2%80%99i%20sevene%20a%C5%9F%C4%B1k%20olurum.%20Ben%2C%20a%C5%9F%C4%B1k%20oldu%C4%9Fumu%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCr%C3%BCm.%20Benim%20%C3%B6ld%C3%BCrd%C3%BC%C4%9F%C3%BCm%C3%BCn%20diyetini%20%C3%B6demek%20yine%20Bana%20d%C3%BC%C5%9Fer.%20Ben%E2%80%99im%20%C3%B6ld%C3%BCrd%C3%BC%C4%9F%C3%BCm%C3%BCn%20diyeti%20ise%2C%20bizzat%20Ben%E2%80%99im.%E2%80%99%0D%0A%0D%0A%20%0D%0A%0D%0A%22%0A%0AYou%20can%20read%20the%20full%20article%20here%3A%20http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/feed" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/&amp;title=A%C5%9Fk%27%C4%B1n+Halleri" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=A%C5%9Fk%27%C4%B1n+Halleri+-+http://tinyurl.com/kkvynl+" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
		<li class="sexy-google">
			<a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/&amp;title=A%C5%9Fk%27%C4%B1n+Halleri" rel="nofollow" class="external" title=""></a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fatihiraz.net/2009/05/30/askin-halleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
