Bediüzzaman referandumu haber vermiş miydi?

31 Ağustos 2010  

Milletlerin kader günleri vardır. Farklı bir ifade ile bu günler için “eyyamullah” tabiri kullanılabilir. Bu günlerde olaylar alışılageldik şekilde sebep sonuç zinciri içerisinde cereyan etmezler! Küçük bir hareket büyük neticeler verebildiği gibi, gelecek bir iki asrı etkileyebilecek olayların yaşanması, kararların alınması mümkündür. Böyle günlerde insanların itimadını kazanmış, aklı başında önderlere olan ihtiyaç, tabiatıyla her zamankinden daha fazladır.

Yakın tarihe bakıldığında yukarıdaki tarife uyan dönemlerden biri II. Meşrutiyetin ilanı ile yaşanmıştır. Adı geçen dönemde İmam Bediüzzaman hayattadır. İstibdat döneminden bir şekilde nemalanan çevrelerin meşrutiyetin dinsizlik olduğunu iddia etmesi karşısında O’nun yaptığı izahlar toplumu büyük ölçüde rahatlatmıştır.

Sadâret vasıtasıyla Şark aşiretlerine çektiği telgraf şöyledir.
“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.” (İki Mekteb-i Musibetin Şehadeti 21)

Hürriyetin insanlara Allah’ın bir hediyesi olduğunu ve meşrutiyetin Ku’ran’ın emri olan meşvereti hayata geçirmek anlamına geldiğini izah eden Üstad Şarkta büyük isyanların yaşanmasına engel olmuştur.

Devlet-i Âliye içerisinde Meşrutiyetin düşmanı sadece doğudaki aşiretler değildi elbette! Toplumum fazilet ve marifet ortalaması altı asırlık saltanat geleneğinden meşrutiyet idaresine geçebilecek düzeyde gelişmemişti. Kısa süre içerisinde bir şahıstaki zayıf istibdat, komitelerin ve çetelerin şiddetli istibdadına dönecekti.

Bediüzzaman, bu dönemde inanmış birkaç İslam fedaisi ile birlikte hakiki meşrutiyet için mücadelesine devam etti. “İslâmiyetin meşrutiyete inanmış hamiyetli fedâileri cevher-i hayat makamında bildikleri nimet-i meşrutiyeti şeriata tatbik edip ehl-i hükûmeti adalet namazında kıbleye irşad ve tam mukaddes şeriatı, meşrutiyet kuvvetiyle ila; ve meşrutiyeti, şeriat kuvvetiyle ibka; ve bütün seyyiat-ı sabıkayı muhalefet-i şeriat üzerine ilka etmek için telkinatta” bulunuyorlardı.

Üstadın Ahrarlar dediği çevre daha çok İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nin etrafında toplanmıştı. İstibdat rejiminden beslenmek isteyen komitelerin tertib ettiği 31 Mart hadisesi üzerine dağıtıldılar.
Meşrutiyet henüz doğmuşken beşiğinde boğulmuş, çetelerin, komitelerin, milletin şan ve şerefini kendine mal eden diktatörlerin resm-i geçitleri başlamıştı.

MEŞRUTİYET 100 YIL SONRA GELECEK

İmam Bediüzzaman, olaylara herkesin baktığı yerden bakmıyordu. Yaşananlar bir asır sonra gerçekleşecek bir hakikate işaret eden bir rüyadan ibaretti. Ancak Üstad, adı ne olursa olsun “kânun hakimiyeti ve meşveret usülünü” esas alan yönetim tarzlarını destekleyecek, toplumun Kur’an’ın faziletleri ile süslenmesi gerektiği üzerinde ısrarla duracaktı.

Aşiretler arasında gezdiği (1910) yılı içerisinde asıl Meşrutiyetin 100 yıl sonra (2010) geleceğini haber verdi:

“Suâl: Tarif ettiğin meşrûtiyetin ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?”
Cevap: Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş. Zîrâ sizin şu vahşetengiz, cehâletperver husumetefzâ olan sarp dağ ve derelerinizdeki vahşet ayılarından, cehâlet ejderhasından, husûmet kurtlarından bîçare meşrûtiyet korkar, kolaylıkla gelmeye cesâret edemez. Eğer siz tenbel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tenbellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz.” (Münazarat 19-27)

Vahşet, cehalet ve düşmanlığın hakim olduğu bir toplumda meşrutiyet ve kanun hakimiyeti sağlanamazdı. Mârifet ve fazîletten demiryolu yapılmalı, medeniyetin kemâlat şimendiferine binen meşrûtiyet, terakkiyât tohumlarını saçarak memleketin en uzak köşelerine ulaşmalıydı.

(Üstadın ve Seyyid Abdülkadir’in çektiği telgraflar üzerine Meşrutiyet hükümetine itaat eden Kürd reisler.)

Bediüzzaman’ın meşrutiyetin gerçekleşme tarihi olarak verdiği 100 yıllık sürenin, referandum tartışmalarının yaşandığı bu günlerde dolması bereketli bir tevafuk olarak dikkat çekicidir.
Öte yandan bu ifadeleri sadece şark vilayetleri için okumak ve anlamak büyük bir yanılgıdır. Belki biraz latife ile o zaman Üstadın işaret ettiği “vahşet ayıları, cehâlet ejderhaları, husûmet kurtları” şehre inmiştir denilebilir. Ya da Kafes ayıları, Balyoz ejderhaları, Ergenekon kurtları bugün meşrutiyetin önünü kesmek istiyorlar denilebilir.
Bu günlerde eyyamullah tabir edilen kader günleri yeniden başlamıştır. Ya Üstadın yüz yıllık rüyası gerçekleşecek, İttihad-ı İslamın yolu açılacak, ya da bu da “fecr-i kazipmiş” deyip umutlar başka bir bahara saklanacak

AHRAR FIRKASI VE İMAM BEDİÜZZAMAN

Üstad ile Ahrar Fırkası arasında var olduğu ileri sürülen ilişki günümüzde bazı yanlış yorumlara kapı açmaktadır. (Bu konu etraflı bir şekilde ele alınmaya muhtaçtır.)
Bu fırkayı İttihatçılardan ayıran en önemli özellik “adem-i merkeziyet” projesidir. Anlaşmazlıkların temelinde yatan düşünce budur. İttihatçılar bu teşebbüsün imparatorluğu dağıtacağını ileri sürmesi, Prens Sebahattin ve ekibini ayrı bir parti kurmaya yöneltmiştir. Üstad bu konuda İttihatçılara daha yakındır.

Üstadı kavramaya çalışırken O’na herhangi bir siyasi partinin gömleğini giydirmek o bâlâ kıymeti anlamamak demektir. Üstad, fikir ve dava sahibi bir imamdır. Ahrarcı ya da İttihatçı olmaz! Dikkatli okunursa O’nun kastettiği Ahrarların İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti etrafındaki alimler olduğu rahat bir şekilde görülür.

Üstad bir asra yaklaşan mücadelesinde “fikir istikametini” her zaman korumuştur. İstibdadı kimde görmüşse tokatlamış, hürriyeti nerede bulmuşsa alkışlamıştır. Ahrarların “teşebbüsü-i şahsî” tezlerine paralel çizgide fikirler üretmiş, İttihatçıların Mason olmayan, hamiyetli kesimi ile dostluğunu korumuştur.

Bu çizgi Cumhuriyet döneminde aynı istikamette gelişmiştir. Tek parti (Halkçı) zihniyetinin iktidarını İslamiyet’e mutlak zarar olarak görmüş, buna karşılık halkın ekseriyetini temsil eden demokrat zihniyete destek vermiştir. Bunu yaparken iktidar olamayacakları açık olan milliyetçi ve İslamcı siyasetçilerin, halkçılar karşısında demokratları zayıflatmamalarına dikkat çekmiştir.

Bu düsturu çok iyi kavrayan Nur talebeleri siyasi tercihler konusunda çoğunlukla zorlanmamıştır. Ancak siyasete farklı niyetlerle giren bazı isimlerin, zamanla cellatlarına aşık oldukları görülmüştür. Zira halkın ekseriyetini temsil eden demokrat zihniyet, farklı bir isim ile ortaya çıktığında eski ağaların çadırlarını terk etmemişlerdir.
Bu hareketlerini izah ederken Üstad’ın Ahrar Fırkası ile var olduğunu düşündükleri –tamamen yanlış yorumdan kaynaklanan- ilişkiyi referans göstermekte, azınlık da olsa muhalif de olsa “biz demokratız, nitekim Üstad da bu durumdaki Ahrar Fırkasına girdi” demektedirler.

Üstad’ın Ahrar Fırkası ile bahsedilen tarzda bir ilişkisi olmadığı gibi, Türkiye’de demokratlar azınlık olmazlar. Ancak adı demokrat, tadı Ergenekon şubesi olan kulüpler her zaman bulunabilir. Burada bulunmak adına Üstad’ın 100 yıllık meşrutiyet müjdesine karşı çıkmak büyük bir talihsizliktir.

Suâl: “Şimdi fenalığı da görüyoruz, iyiliği de görüyoruz. Meşrûtiyetin âsârı hangisi, ötekisinin âsârı hangisidir?”
Cevap: Ne kadar iyilik var, meşrûtiyetin ziyâsındandır; ne kadar fenalık var, ya eski istibdâdın zulmetinden, yahut meşrûtiyet nâmıyla yeni bir istibdâdın zulmündendir.

Ramazan Balcı-Risalehaber.com
31.08.2010


Etiketler: ,, , , ,
index

Benzer Yazılar ...

Madde Nedir?

Madde asıl değil ki, vücu.t ona musahhar kalsın ve tâbi olsun. Belki, madde, bir mânâ ile kaimdir. İşte o mânâ hayattır, ruhtur. Hem, bilmüşahede, madde mahdum değil ki, herşey ona ircâ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatin tekemmülüne hizmet eder. O hakikat... 

Duruşu Yeter…

Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri’nden bahsederken, “O’nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile ‘Lâhikalar’ yeterdi.” diyor. Kadirşinas birisi de “Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.” diyor. Gerçekten... 

Mevlana’nın başına gelenler ışığında…

Bu topraklar’dan söz açan bir insanın, ya ilk, ya ikinci, yahut üçüncü cümlede sözü birkaç isme getireceğini ezbere biliriz. Biliriz, çünkü sittin senedir bıkkınlığa yol açan bir sıklıkla duymuşuzdur bunu. ‘Bu topraklar’ der demez, Mevlânâ’yı... 

Duruşu Yeter

 Devamını okumak için tıklayınız ...

Yorumlar

"Bediüzzaman referandumu haber vermiş miydi?" için 1 yorum

  1. Bediüzzaman Referanduma İşaret Ediyor… | Kim Ne Diyor?
    01 Eylül 2010 14:18 

    [...] LinkedIn [...]