Bize ‘Ah!’ ettirene ‘Oh!’ deme hakkımız var mı?
11 Mayıs 2010

Sırpların sivil Boşnak halka cinayetin en insafsızını, tecavüzün en vahşisini uyguladığı dönemler.
Boşnak askerlerin elinde ise çok sayıda Sırp esir var. Hepsi asker. İhtimal ki, serbest olsalardı onlar da aynısını yapacaklardı. Belki de yapmışlardı. Olan biteni duysalardı içten içe sevineceklerdi.
Boşnak asker soruyor başkomutana: “Şimdi biz bu esirleri ne yapalım?”
Başkomutan Aliya sakince cevap veriyor: “Onlar bizim esirlerimiz. Yani misafirlerimiz. Onlara misafir gibi davranacağız.”
Duyguları kabarmış, öç alma telaşına kapılmış genç asker içindeki itirazı saklayamaz: “İyi ama komutanım, onlar bizim bacımıza tecavüz ederken, çocuklarımızı katlederken…”
Aliya yine sakindir: “Onlar bizim esirimiz dedim asker, onlar bizim öğretmenimiz demedim ki…”
Bu anekdotu sevgili dostum Saadeddin’den duyalı beri, bir müminin taşıdığı ağır ve onurlu yükü ben de omuzlanmaya çalışıyorum.
Düşmanınızdan intikam almak adına, onun yaptığını yaparsanız, düşmanınızı kendinize “öğretmen” yaparsınız.
Muhalifinizin kullandığı yöntemlerin aynısını misilleme adına kendiniz de yaparsanız, muhalifinizi mürşidiniz eylersiniz.
Kötülüğe, bir başka kötülükle karşılık vermek, kötülüğü birken iki yapar, çoğaltır. Demek ki kötülüğe karşı yeni bir kötülük üretmekle kötülüğe iyilik ederiz. Hem kötülüğü çoğaltırız, hem de kötülüğü yapanın kötülüğü yapışını eylemimizle onaylarız. Bir nüshasını daha çıkarırız kendimize. Onun ettiğini öyle beğeniriz ki bir de kendimizi özne yaparız onun eylemine.
Kötülüğe kötülük etmek isteyen, kötülüğü kötülükle karşılık vermez, onu olduğu yerde bırakır, çoğaltmaz. Kötülüğü yapanı da yaptığına pişman etme fırsatı tanır.
“Deniz Baykal videosu”ndan şu ya da bu şekilde yararlanmayı “kötülüğe iyilik yapmak” olarak yorumluyorum.
“İyi ama…” dediğimi de duyuyorum şu anda…
“Hadi ordan…” demeye başlamış olabilirsiniz.
“Sırası mı şimdi nezaketin?”
Bence, tam sırası…
Tamam; o da bize kötülükler yaptı. Yıllarca, hepimize, en başta gencecik kızlarımıza, onurlu delikanlılarımıza, katsayı farkıyla, başörtüsü yasağıyla vs. kötülük yapanların yanında yer aldı, destek oldu, yol gösterdi, yol oldu. O video ortaya çıkmasaydı, bugün ülkenin biricik özgürlük ümidi anayasa değişiklik paketini yüzümüze çarpmak üzere mahkemeye doğru yürüyor olacaktı. Gözlerimizin içine bakarak, gülüşün bir türlü oturmadığı o yüzünden dökülen bin parçayla kalbimizi parçalayacaktı, hiç acımadan. Ki hakkında-doğru yada uydurma-bir video çıktı diye vazgeçecek gibi de değil. Belki daha da şedit davranacak.
Acınacak adam değil benim nazarımda… Onca gencecik yüreği üniversite kapılarında sırf başını örttüğü için titretenlerin, tarlasını bahçesini satmış babaların güç bela okuttuğu evlatlarını diplomasından mahrum edenlerin başında geliyor, başını çekiyor Deniz Baykal. Bir bilse keşke, ne kadar “ah” aldığını…
Şimdi bize “Ah!”lar ettiren Deniz Baykal’a, başına gelenden/getirilenden ötürü, “Oh olsun!” mu diyeceğiz?
Onlar bir dönem Vakit gazetesinde yazan bir isim üzerinden hiç üzülmeden, hoyratça dövdüler hepimizi. Bütün Müslümanlara “çocuk tecavüzcüsü” gömleği giydirmeye kalktılar. İntikam sırası geldi diye, Kanal D’lerin, Star TV’lerin açtığı çığırda yürüyüp Aydın Doğan’ı şeyhimiz mi yapalım?
Doğru olmadığı sonradan ortaya çıktığı halde özür bile dilemeye yanaşmadıkları onlarca Anadolu evladını “taciz” haberleriyle rezil ettiler, ekmeğinden aşından, yurdundun huzurundan ettiler. Şimdi ondan öğrendiğimizi aynen uygulayıp Uğur Dündar’ı öğretmenimiz mi yapalım?
Uydurma görüntülerle, çarpıtma ifadelerle hoyratça teşhir ettikleri insanların çocuklarını bile taşlattılar, yuhalattılar… Çarşaf çarşaf fotoğraflarla namuslarını, haysiyetlerini linç ettiler. Hepimizi Danıştay saldırganının yanına koyup cani ilan ettiler, süründürdüler. Şimdi biz de “aynı”sını yapıp, Ertuğrul Özkök’ü “öğretmenimiz” mi eyleyelim?
Onlar sırf dürüst rapor yazdı diye Anayasa Mahkemesi Raportörü’nün muhterem eşine dair mahrem bilgileri açık ederek alçaldılar; biz de mi aynı yere kadar alçalalım şimdi?
Alçaklıksa bu; “onlar”ın bileceği iş…
“Bizim” bildiklerimiz arasında yok böyle bir şey… Bize “bildirilenler” arasında, “örtmek” var, “setretmek” var, bir başkasının utanacağını bildiğimiz, utandığı için gizli kalmasını temenni ettiği hatasını “açık” etmemek var…
Sorun videonun gerçek olup olmaması değil.
Gerçek olmayanı yayınlamamakla başlamaz bir Müminin sorumluluğu. Gerçek olanı bile, sahih olmayan bir niyetle açık ettiğinde, gerçeği yamulttuğunu, doğruyu eğrilttiğini bilir mümin. Deniz Baykal’ı bilmem ama biz Hucûrat 12’den sorumluyuz. “Ey iman edenler, nasıl olur da hem de sizin içinizden hem de kardeşinin ölü etini seve seve yiyenler çıkar?” Ne Hürriyet gazetesine sorulur “ölü eti” yiyip yemediği, ne Star TV’yi yönetenlere? Ne Ertuğrul Özkök ne de Uğur Dündar bilmek zorundadır “kişiye her duyduğunu söylemenin (her seyrettiğini seyrettirmenin) yalan olarak yet”tiğini söyleyen hadis-i şerifi…
Her taze nefes aldığımızda siyasal olarak boğazımıza çökmüş Deniz Baykal için “Oh olsun!” demek keyifli geliyor bana da. Ümitlendiğimiz her defasında, ümitlerimizi yüzü gülmez yargıçların hesaplarında boğmuş Deniz Baykal için “Oh olsun!” demek işime geliyor benim de…
Ama “müminim” ben; inşaallah… En azından üzerimdeki “mümin” etiketini yere düşürmemekle yükümlüyüm. Ondan da önce “insan”ım. Hele de mümin olduğum için daha çok insanım. İman etmek, insanlığımızı çoğaltmak içindir, herkese dağıtacak kadar çoğaltmak içindir. Böyle biliyorum…
Masum yüzlü, tatlı sözlü torunları var Baykal Dede’nin de… O çocuklara dedeleriyle utandırmamakla yükümlüyüz. “Müslüman fıtratlı” hiçbir çocuğu mahcup etmeme, üzmeme borcumuz var.
Değil mi?
Hala daha, “İyi ama…” diyor nefsim, toy Boşnak asker gibi…
İyi ama benim öğretmenim Baykal değil ki…
“Oh!”larıma “Ah!” ediyorum, ah!
Senai Demirci-Risalehaber.com
Etiketler: ,chp, deniz baykal, risalehaber, Senai Demirci, videoBenzer Yazılar ...
Üstadın Vefası
Vefa imandandır, vefası olmayanın imanı olmaz demiş söz sahibi, ‘kıyamet gününde her vefasızın başına bir bayrak dikilir, bu vefasızlık etmiştir diye alem halkına ilan edilir’ buyurur Alemin Efendisi. Allah’a karşı vefa Rasülüne karşı vefa Üstadına...
Devlet Yüzlü
Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde. Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder. Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla...
Barla’da yalnız bir adam…
Avrupa, gübreyle karışmış çamur içinde, çiçekler açıp meyveler verirken, Müslümanlar kristal vazo içinde kuruyordu…1918 senesine böyle geldik. 1923′te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise asırlık ağaca yapılan Avrupa aşısı gibiydi. Avrupa aşısı...
dağıt..






devkazanı
11 Mayıs 2010 19:23
As Sabur’dur Allah’ın isimlerinden biri.Çok sabırlı, sabreden, cezayı erteleyen demektir.Müslüman değildir bu olayın ne hazırlayıcısı ne de ortaya çıkaranı.Bize ne de diyemoruz ancak.Sadece izliyoruz ve Allahım sen ne kadar büyüksün diyoruz.Ağzımızdan ve gönlümüzden “oh olsun” geçmiyor aslında.Sadece üzülmüyoruz.Üzülmek için hiçbir sebebimiz yok ki.Sadece “ALLAHIM SEN NE KADAR BÜYÜKSÜN” diyoruz sabrına ve zamanlamasına hayran kalarak.