Yalnızken, kimsin?
07 Şubat 2010
Köylere yaya gidildiği zamanlarda, adamın biri yolda yorulmuş, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, “Desinler ki bunu bir ağa yemiş.” deyip, kabukları bir kenara bırakmış. Sonra yan gelip yatmış.
Biraz sonra kalkıp, kabuklardaki kırmızı kısımları iyice kazımış. Beyaz kabukları bırakırken, kendi kendine söylenmiş: “Desinler ki yanında bir de hizmetkârı varmış.”
Yorgunluk kolay çıkmaz. Ağacın altında uzanmış kalmış. Bir de doğrulmuş ki vakit epeyce ilerlemiş. Bu arada terleyip susamış da… Yine kabuklara bakmış ve başlamış yemeye… Hem yiyip hem söylenmiş: “Desinler ki bir de eşeği varmış.”
İşte yalnız kalan bir insan kendini üç şekilde değerlendirmiş. Buna benzer haller, her zaman herkesin başına gelebilir.
Nasreddin Hoca bir gün arktan atlamış ve ayağı çamura batmış. “Ah gençlik ah!” diye iç geçirmiş. Etrafına bakmış ki kimse yok, demiş ki: “Gençken de atlasaydım, yine bu çamura batardım.”
Yalnızken kendimize karşı samimi olabiliriz. Kendimizi daha iyi tahlil eder, “Ben buyum!” diyebiliriz.
Başkalarıyla birlikte işlenen günah, yalnızken insanı rahatsız edebilir. İşte bu rahatsızlık duyuluyorsa, o insanda vicdan adına bir şeyler vardır. Aksi halde vicdan temizliği, meyhanenin temizliğinden farksızdır.
Müslüman ise yalnızken kendini yalnız bilmemelidir. Saçlarının, tırnaklarının uzadığını düşünmeli, organlarının çalışmasına kulak vermelidir. Kendisiyle yakinen meşgul olan birisinin olduğunu anlamalıdır. Günahını O’na itiraf etmeli, bir daha yapmamak üzere tövbe etmelidir. Şunu unutmamak lazım; bütün feryat ve figanlar, ruhun kabul etmediği hallerden doğar…
Bana göre bugünkü Müslümanlar, mutlaka yalnız kalmaya çalışmalıdır. Çünkü insan yalnızken ne ise, neyle meşgul oluyorsa, nasıl düşünüyorsa, o insan odur! Yalnızlık, insanın aynasıdır.
On sene uzlete çekilen Gazali’yi, Emir Sultan’ı düşünün. İki sene hücre hapsinde tek başına kalan Said Nursi… “Peygamberimiz dünyadan gitti, ben bu dünyada gezip tozamam.” deyip bir mağaraya çekilen, senelerce o mağarada yaşayan Ahmed Yesevi hazretleri… Tabii o insanların manevi makamları öyleydi. Bugün bir şahıs, imkânı ve vakti olduğu halde 24 saat evden çıkmasın bakalım ne oluyor…
Kendini cemiyetin tesirinden kurtarıp, Allah’ın hâkimiyetine sokmaya çalışmak, evvela kendine karşı samimi olup, kendi derdini teşhis etmek, tövbe neşteriyle, ibadet dermanıyla, ilim maharetiyle tedavi olmaya çalışmak, kendini kurtarmaktır.
Hekimoğlu İsmail-Zaman Gazetesi
06.02.2010
Benzer Yazılar ...
Referanduma giderken
Eşim, ‘kalk ezan okunuyor, buralarda bir yerlerde cami olmalı’ diye bilmem kaçıncı kez şiddetle dürtüyordu beni. Ezanı duyduğunu söylediği yer, Tokyo’nun Şınagawa ilçesi, Togoşhi mahallesi idi. Oysa Tokyo’da ezan okunmasa da, varlığı...
Ateşin tutkusu, toprağın onuru
[...] Onları, dedi, yeteri kadar sadık bulmayacaksın. Sağdan, soldan, önden, arkadan yani her halden, her meşrepten, her mizaçtan, her lisandan bir yol bulacağım. Sımsıkı bağlarını gevşetip açacağım. Ümit vereceğim, korku salacağım. Güzellikle kandıracağım,...
Asil bir korku
Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti. Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi?...
Ezanlar okundukça Menderes anılacak
1950 yılının 16 Haziran’ı, yakın tarihimizin kırılma anlarından biridir. Türkiye, 1932 yılından beri “Tanrı uludur, Tanrı uludur” şeklinde okunan Türkçe ezanı o gün resmen bırakıp Arapça ezana dönecektir. Gerçi yapılan yasa değişikliğinde...







devkazani
08 Şubat 2010 19:11
Ne kadar güzel bir yazı.Toplumdaki yaşarken gördüğümüz yanlışları evlerimize gelince birbir tahlil ederiz de o toplumu düzeltme adına hiçbirşey yapmayız.Benim ahirette en çok korktuğum suallerden biri “cihadını yaptın mı” sorusudur.Bu soruya veremeyeceğim cevaplardır,korktuğum.Maalesef çekiniyoruz.Anlatamıyoruz.
Anlatamadığımız ve çekindiğimiz için kendi içimize çekiliyoruz.Evlerimizde rahat ediyoruz.Kendi cemaatimizi bulamadığımız hallerde.Bulduğumuzda ise “dünyalar bizim” oluyor,ahireti düşünmeye devam ediyoruz.