Ölünce ölmüş mü olacağız ?
09 Eylül 2009
6 Günlük embriyo
Karanlıktaymışlar.
İki embriyo, bir ana rahminde…
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde…
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece…
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş…
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu…
Sıcak, ıslak, sevgi dolu…
‘Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki’ demişler, ‘…bize ne mutlu…’
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini besleyen Anne’lerine teşekkür etmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
‘Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk’ diye sormuş ikizler…
‘Annemiz’ demiş biri, ‘O bize can verdi.’
Ne biliyorsun’ diye itiraz etmiş öteki, ‘Sen hiç Anneni görmedin ki…’:
Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.’
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların…
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın…
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
‘- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz’ diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla…
‘- Ben gitmek istemiyorum’ diye diretmiş öteki; ‘doyamadım ki daha hayata…’
‘- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.’
Sormuş karamsar olan:
‘- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?’
Şiirle cevaplamış iyim ser olan:
‘Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden…’
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
Ve ‘ömrümüz bitti’ diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
Hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini sanıyorlar..
Kimbilir belki de biz de
yanılıyoruz onlar gibi..
Ölünce ölmüş değil,
belki de doğmuş olacağız..
Nereden bilebiliriz ki!
Can Dündar
Etiketler: ,can dündar manşet derkenar






devkazanı
10 Eylül 2009 21:33
ne kadar güzel bir yazı.umarım ihtiyacı olanları ,yaradan ,bu yazıya ulaştırır.
Ünal Özkan
11 Eylül 2009 09:32
Şu dünya ne ilginç,
Hep geçmişe özlem mi duyacağız?
Çocukluk,gençlik,olgunluk,ölüme an kala yaşlılık,
Ya sonrası…
Geleceğe özlem duyan kim?
Cennet mi,cehennem mi?
Ne kadarı cennet ne kadarı cehennem?
Allah’ım hep cennet olsun,ana rahmindeki gibi,
“Rahat,güvenli,sevgi dolu”
Ve dönüşü olmasın şairin dediği gibi
Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden…’
Ünal Özkan
hilal
22 Eylül 2009 21:46
ölüm firak değil visaldir
tebdili mekandır
baki bir meyve de sümbül vermekdir
der bir üstad….
Mustafa Ahir
30 Eylül 2009 11:35
Bu Can Dündar, mâlum dış odaklara yaranmak ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine oynanan karanlık oyunlara hizmet etmek için Atatürk’ü toplumumuza yalan yanlış tanıtarak gözden düşürme çabasına giren, bana göre vatan haini (kişisel çıkarı için ülkesini satan), Mustafa filmini yapan Can Dündar değil mi?
Öldükten sonra bu yaptıklarından hesap sorulacağını söylemiştir biri.. O da kendini teselli etmek için ahireti, hesap gününü inkâr edecek kadar ileri gitmeye karar vermiştir, ne dersiniz?
Evet, ölünce ölmüş olacağız. Ve sonra yeniden diriltilip, yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Bu hesaba vatanını kuran-kurtaran adamı satmak da dahil… Senin için ne acı, değil mi Can???