Gayrısına aşk demeye utanıyor insan..!
26 Ağustos 2009
Medine’nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.
Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler.
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer… Kimi cevahirler döker… Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas) ‘in huzuruna çıkıp “Ey Allah’ın Rasûlü” der, “bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.” Doğrusu o, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘gündüzleri oruç tut’ ya da ‘geceleri namaz kıl’ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat “Önce evlenmen lâzım” buyururlar “zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!” Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım” der.
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de “özel” olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur “yarın sabah mescide ilk gelenle evlen” buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.
Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner “Ey Süheyb” buyururlar, “şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.”Suheyb (R. anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar. “İyi ama” diye mırıldanır, “benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.”
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve “filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim” der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler.
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve “Ya Hifa” der, “biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) “Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.” buyurdular.
Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas) ‘e anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas) , Suheyb’i yanlarına oturtur “Ey Süheyb” buyururlar “geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?” Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle “Allah’ın Rasulü en iyisini bilir” cevabını verir.
Efendimiz(sas) onlara “ne mutlu size” gibilerinden bakar, “İkiniz de cennetliksiniz” buyururlar, “… ve Allahü teâlâyı göreceksiniz! ” Süheyb derhal secdeye kapanır ve “Ya Rabbi!” diye yalvarır, “o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!”
Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti” buyururlar.
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
Birine “Şükredenlerden Suheyb” yazarlar, öbürüne “Sabredenlerden Hifa!”…
gayrısına aşk demeye utanıyor insan..!
Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..
Ne ki ÖLÜM:Şehadete varmayınca…
Benzer Yazılar ...
İlm-i diyanet mi, ilm-i siyaset mi?
Vaktiyle çok meşhur bir hoca varmış. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yetiştirdiği kişiler ile ülkede bilmeyeni yokmuş. Yükselmek, büyük adam olmak isteyen herkes muhakkak bu meşhur hocaya gelip ondan ders alırmış. Onun ilminden yararlanırmış. Devlet adamı olup...
Bir bayram hatırası
Hazret-i Ayşe anlatıyor: “Bir bayram günüydü. Kulağımıza gürültü ve çocukların bağrışmaları gelmişti. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalktı, kapıdan dışarı baktı. Gelenler, çalıp oynayan Habeşli bir gruptu. Kılıçları ve kalkanlarıyla...
israf..
Hz. Ömer, oğlu Abdullah’ı bir gün et yerken görmüş ve: “Hayrola et mi yiyorsun?” diye sormuştu. Oğlu: “Evet canım çekmişti de…” deyince Hz. Ömer üzülmüş ve ona: “Demek sen öyle canının her çektiğini alıp yiyor...
Siyah yüzlü genç
Yüzü simsiyahtı Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı Buna rağmen onu basite alanlar vardı Dedi ki: – Ya Resulûllah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir? – Asla! – O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin...







isolayzır
30 Ağustos 2009 03:58
gözlerim doldu yahu.. Allah bizleride hem sabreden hem şükredenlerden eylesin inşallah…
fatma
30 Ağustos 2009 17:34
büyük bir zevkle ve heyacanla okuduğum bu yazı gerçejkten harikaydı..özellikle sonu bütün konuyu özetlemiş..inş bizlerde onlardan olmak duasıyla..(AMİN)
aysneur
05 Eylül 2009 13:59
rabbim ins bizleride eslerimizle sükredenler ve sabreenlrden eylesin cemalini göstersin ins…dua ile
orhan
23 Eylül 2009 01:50
onu dua ettiğ gibi bende rabime dua ediyorum yarabi sen bizim duamızıda onun duasını kabul ettiğin gibi izeti dergahında kabul et bizide onlara komşu yap bizi imandan kurandan ayırma kabir azabında koru bizi aminnn
LaLe
23 Eylül 2009 20:12
Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca
Ne ki ÖLÜM:Şehadete varmayınca..
Çok etkileyici bir paylaşım..
etkilenmemek mümkün değil…
İnşallah rabbım bize hisseden akleden kalp versin…
ömer
05 Ekim 2009 22:16
bu hikaye hadis ise kaynağı nerede? neden zikredilmedi?. yok eğer sadece ders ve ibret vermek için hazırlanmış bir kıssa ise lütfen peygamber efendimizin ismini kullanmayın ve tabi sahabelerinde. çünkü her kıssa ders verirken aynı zamanda bir aşırılığıda içinde taşır. bu cihetle hiç bir kıssa mükemmel değildir. ifrat ve tefritten kurtulamaz. ama hadisler öyle olmadığı gibi delil olma özelliğinide taşır. onun için birer kurgu olan kıssa ve hikayelerde peygamber efendimiz ve sahabelerin ismi kullanılmamalıdır.
zehra
07 Ekim 2009 14:54
çok harika ya gözlerim doldu sevda bu işte ölü kalplerimiz dirilsin inşallah
Yoldas
20 Şubat 2010 18:10
kalp tasıdigini soyleyen bir insanin bu yaziyi okuyupta yüreginin sıkısmaması ya da hislenmemesi düsünülemez…
kar tanesi
25 Şubat 2010 21:06
Rabbim bize vermiş olduğu nimetlere karşılık şükretmeyi onların kıymetini bilip hakkıyla hürmet göstermeyi nasip etsin.bizede eşlerimize karşı böyle bir muhabbet nasip eylesin,ve inşallah dünyada cennete layık eş olarak yaşayıp oradada beraber olmayı lütfeylesin…AMİN