Babacı
13 Mart 2008

KÜÇÜK çocuk okuldan gelir gelmez holün sonundaki odaya doğru gitti. Ve duvarın dibinde duran tabureye çıkarak, kapının üstündeki camlı bölümden baktı. Babacığı her zamanki yerinde, eski bir sedirde oturuyordu. Önünde de birkaç tane içki şişesi vardı. Sedirin üstüne yayılan örtü, sigara yanıklarıyla yer yer delinmiş, dökülen sıvılarla rengini kaybetmişti. Köşedeki televizyon yine açıktı, babası ona bakacak durumda olmasa da…
Küçük çocuk okula yeni başlamıştı. Buna rağmen kontrol görevini, büyüklere taş çıkartacak bir şekilde yapar, bu işe her şeyden fazla önem verirdi. Çünkü babası sızınca sigarasını elinden düşürür, bazen üstünü başını, bazen yorganı, bazen de yerdeki kilimleri yakardı. Üstelik de her yere alkol bulaştığından, o zamana kadar bir yangın çıkmaması, mucizeden başka bir şey değildi.
Babası için ettiği dualar, daha yangın çıkmadan onu söndürüyordu.
Küçük çocuk kontrol işlemini, kapının üstünden yapmak zorunda idi. Çünkü içeri girse çok kötü azarlanır, duyduğu üzüntüden, o günkü hiç bir dersine çalışamazdı. Anneciği “geçim işi”ni üstlenmişti. Sürekli olmasa da, haftada birkaç gün temizliğe giderdi. Küçük çocuk bu günlerde babasına daha fazla ihtimam gösterirdi. Holün duvarındaki sarkaçlı saatleri, ona görev vaktini bildirirdi. Buçuklarla birlikte, bu da yarım saatte bir demekti. İkide bir yerinden kalkmaya üşense de, babasına duyduğu sevgiden ötürü, bu işten asla şikayet etmezdi. En büyük üzüntüsü ona yaklaşamamak, bir kerecik bile okşanmamaktı. “Tek çocuk çok kıymetlidir.” diyenler, bu bakımdan kesinlikle yanılıyordu.
Babası, yıllar boyu kapandığı odadan sadece tuvalet ihtiyacı için ayrılır, daha sonra hiç bir mekâna uğramadan, âdeta koşarcasına geri dönerdi. Küçük çocuk kapının açıldığını duyunca aceleyle koridora fırlayıp, babasının kendisiyle konuşmasını, hatta bazen rüyasında gördüğü gibi, sarılarak öpmesini beklerdi.
Fakat ondan sadece tek bir kelime duyardı: “N’aber?”
“İyiyim babacım!.” derdi gülümseyerek ve sevgisini gönlüne hapsederek…
…
Çocuk bir gün yine okuldan döndüğünde, kontrol vazifesini yapmak istedi. Fakat çıktığı taburenin bir ayağı aniden kırılınca, kapının pervazına asılı kaldı. Ellerini bırakarak aşağı atlaması, onun için son derece basit bir işti. Fakat tabure devrilip tersine dönmüş, sivri bir kama şeklinde kırılan ayak, tam atlayacağı yere gelmişti.
Çocuk o şekilde sallanıp durmaktayken, babası sesleri duyup dışarı çıktı. Ve tabureyi bir kenara ittikten sonra, oğlunu bel kısmından sıkıca kavrayarak:
“Ellerini bırak!.” diye bağırdı. “Merak etme seni tuttum, düşmezsin.”
Küçük çocuk, bu sözleri hiç duymamış gibiydi. O şekilde beklerken:
“Bırak, bırak, korkma!.” diye tekrarladı babası. “Seni çok sıkı tuttum, endişelenme!.”
Çocuk, ancak kendisinin duyacağı şekilde:
“Gücüm tükenmeden bırakmam babacım!.” dedi. “Çünkü bana ilk defa sarılıyorsun.”
Cüneyd Suavi – Zafer Dergisi
Şubat 2008
Benzer Yazılar ...
Siz Hiç Eşinizle Yarıştınızmı?
YİNE BİR SEFER vaktiydi. Hz Peygamber ile, hanımı Ayşe gelmişti. Allah’ın Resulü her seferinde bir hanımını yanında götürürdü. Bu defa kura Ayşe’ye çıkmıştı. İslam ordusu çölün kızgın kumlarında yol alırken Hz Peygamber hanımına yavaşlamasını...
O’nun (asm) hitabetinin incelikleri
Çarpıcı sorularla dinleyicileri hazırlamak; Ashab-ı Kiram, Efendimizi (asm) büyük bir arzu ve ilgiyle dinlerlerdi. Bununla beraber Efendimiz, onların konu ile ilgililerini arttırır, dikkatlerini söyleyeceği şeylere yöneltirdi. Mesela, bir defasında ashabından...
Deniz ve denizin derinliği ürkütür insanı. Hele, okyanus söz konusu ise daha da korkutucu olur. Basacak sağlam bir yer; tutunacak kopmaz bir dal arar insanoğlu. Emniyet ve güvende olmayı isteyen insan için böyle belirsiz derinlikler tehlikelidir. Bir deprem olduğunda...
Simit paraları ile cennet…
Gunun son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler...






...
22 Mart 2008 20:03
Kapı ne kadar büyük olursa olsun, küçük bir anahtar onun dilini çözmeye yeter.
arzunihal
15 Kasım 2008 21:25
canım benim böyle ilgisiz babalar okadar çokki hayatımızda allahıma sonsuz şükürler olsunki bana dünya tatlısı bir baba vermiş sevmeyide sevilmeyide ailemden öğrendim şanslıyım