Vatan Şairi
31 Aralık 2007

*Bu ezanlar – ki sehâdetleri dînin temeli,
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.
Milli Eğitim Bakanlığı (dönemdeki adıyla Maarif Vekaleti) bir milletin kurtuluş mücadelesini kelimelere dökecek yarışma açtığında, yaklaşık 720 eser müracaat etti. Ancak şairlerin çoğu İstanbul’da kendilerince bohem bir hayatın içinde yaşayan ve yaşadıkları hayatın kodlarıyla İstiklal Harbi’ne ve halkına bakan insanlardı. Sanılıyordu ki, süslü ve cilalı kelimeler kullanılırsa kurtuluş mücadelemiz destanlaştırılır…
Öyle olmadı tabii… Bir de ‘vatanın kurtuluşunun yarışması olmaz’ diyerek hem yarışma şartlarını hem de ödülü reddeden bir gerçek şair vardı Ankara’da… Memleketinin verdiği ölüm kalım savaşında şehir şehir, cami cami gezmiş, kürsüde, kahvede, ev sohbetlerinde hep moral veren, umut aşılayan cümleler ile bir milletin en zor döneminde moral değerlerini en yukarıda tutmaya hayatını vakfetmiş bir şair…
Mehmet Akif Ersoy… Onun şiirleri kelime oyunları değildi. O güne kadar hep vatanındaki gözlemleri vardı. Kahramanları sıradan insanlardı. Ya mağdur bir kadın yahut veremli bir öğrenci veya azimli bir çocuk işçi… Anlatımı da seçimi kadar yalın ve direktti. Adeta resmeder gibi yazıyordu şiirlerini. Kumsalda oturan bir sanatçıydı sanki ve kumdan kelimelerle muazzam saraylar yapıyordu… ‘Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz’ de onun mısralarıydı, ‘yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum’ dizeleri de… Nitekim ısrarlar sonucu yazdığı İstiklal Marşı için dönemin bakanlığı bir saha çalışması yaptı. Ve komutanlara dağıtıldı Akif’in marşı. Epigrafında ithaf ettiği Mehmetçik cephede dinledi kurtuluş marşını. Dinledikçe azmi ziyadeleşti, imanı kat be kat arttı. Tarihin en zor döneminde bir dayanma gücü, bir tahlisiye simidi oldu Mehmet Akif’in satırları…
‘Arkadaş’ diye seslendi Mehmetçiğe, yurdu alçaklara yem etmemesi için göğsünü siper etmesi gerektiğini salık verdi… Öyle bir samimiyet, öyle bir ihlâs vardı ki kelimelerinde, her okuyan, ‘işte bu’ dedi, ‘bir milletin kurtuluş mücadelesinin kelimelere dökülmüş hali işte budur!’ Milletinin en zor döneminde yanında oldu. Cebinde borç aldığı 2 lira varken, sırtında paltosu yokken tam 500 liralık ödülü elinin tersiyle itti…
Açın bakın geride kalmış resimlerine… Tevazunun ve mahviyetin resmidir o fotoğraflar. Şöhretin en tepesindeyken dahi mütevazılığından zerre miskal taviz vermedi. Büyük Millet Meclisi onu ayakta alkışlarken, o utancından çoktan salondan çıkmıştı! Bu içe dönük yaşayan sanatçı, birlik ve beraberliği o kadar benimsiyordu ki, yapılan inkılaplardan birçoğundan hazzetmese de, tek bir eleştiri cümlesi kullanmıyordu. Yazmaya başladığı mealin art niyetliler tarafından bu milletin imanına yönelik bir bozgun hareketi olduğunu fark ettiği an 7 yıllık emeğini bir çırpıda sobaya atabilecek kadar da inançlıydı… Aslında söze bile hacet yok, büyük şairin mısraları anlatıyor her şeyi:
“Ye’s öyle bataktır ki, düşersen boğulursun.
Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!”
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem.
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem..”
“Bırakın matemi yahu! Bırakın feryadı,
Ağlamak faide verseydi, babam kalkardı!
Gözyaşından ne çıkarmış? Niye ter dökmediniz?
Bari müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz!”
Böylesi bir geçmiş ile aldığımız mirası, bir kısım çapaçulun nevzuhur ölçütleri ile kendimizi suçlu hissettirmelerine izin vereceğimizi zannedenler şüphesiz yanılgı içindedir. Dün Akif nasıl verdiyse mücadelesini, onun destanı nasıl zerre kadar hafiflemeden tazeliğini koruyorsa, yarın da bugünü hatırlayanlar başka şeylerin destanını ve şaklabanlıklarını okuyacaklar. Zira tarih uykusuz bir kalemdir. Sürekli yazar durur!
M.Nedim Hazar – Zaman Gazetesi
31 Aralık 2007, Pazartesi
Benzer Yazılar ...
‘Gençliğe Hitabe’ de kaldırılmalı
Milli Eğitim” alanında iyi şeyler oluyor. Hem Kuzey Kore’yi andıran 19 Mayıs törenleri hem de 12 Eylül yadigarı “Milli Güvenlik” dersleri tarihe karıştı. Bakan Ömer Dinçer, “ideolojik eğitimin sonu geliyor” diyerek kapsamlı bir reformun da...
Bu söz Hz.Abdullah’ın Said’lere vasiyetidir
Çoğumuz hayattan memnunuz. Sıkıntı ve çileli geçse de hayat çekiliyor. Elimiz mahkûm. İstesek de, istemesek de bu hayattayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Bize danışılmadan, bize sorulmadan annemizin rahmine yerleştik. Ve yine bize sorulmadan ve rızamız alınmadan...
Babama Dua
Baba, anneyle beraber anılır hep. Arapçadaki “ebeveyn” ifadesi baba menşelidir. Türkçemizde ise o iki kudsî varlıktan bahsederken “anne-baba” deriz. Hangisi daha uygundur bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da babanın, insan hayatındaki yerinin...
Duruşu Yeter…
Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri’nden bahsederken, “O’nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile ‘Lâhikalar’ yeterdi.” diyor. Kadirşinas birisi de “Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.” diyor. Gerçekten...






ayfer
11 Ocak 2008 12:21
Mehmet Akif Ersoy,a sonsuz sukran ve tesekkurler vatanimiz icin daha guzel bir mars yazilamazdi herhalde rabbim onu peygamberlerle, sehitlerle ,alimlerleberaber hasr eylesin,bizleride talebeligine alsin,insallah.rabbim onu ve allah rizasi ve vatani icin mucadele edenlerden razi olsun.bizlerede dogruyu yanlistan ayiracak idrak nasip etsin.bizler yine ayni inanc ve samimiyetle vatanimiza goz dikenleri veya bolmek isteyenleri ayni iman,cesaretle ustesinden geliriz. en onemlisi allahin yardimiyla basariya ulsiriz.biz bu vatani ucuz bulmadik.rabbim firsat vermesin boluculere insallah.