Maşrapasını Atan Diyojen

16 Aralık 2007  

 

Eksiklerimizi değil de fazlalıklarımızı düşündük mü hiç hayatımızda? Diyojen’i tanırsınız belki. Hani kendisine ihsanda bulunmak isteyen, ve ’ne istersen yapayım’ diyen Büyük İskender’e, ’gölge etme başka ihsan istemem’ diyen filozof. Kuyruğuna bağlanmış tenekenin peşinde koşturup duran kedi misali, modernizmin ürettiği ihtiyaçların peşinde koşturmaktan yorgun düşen ve hiçbir zaman eksiği bitmeyen günümüz insanına 2400 yıl öncesinden ders verircesine, ’hayatımda fazla olan neler var` diye sorgulayan bir düşünür. Sahip oldugu esyalar, değnek, torba, fıçı, fener ve maşrapa. Evi fıçısıdır zaten. Zenginliğini belki de fıçısına düşen güneş ışığıyla ölçmektedir. Herhalde bunun için sadece güneşinin önünden çekilmesini istemişti İskender’den.

İste bu filozof günün birinde pazara gidip, etrafta satılan bir sürü şeyi görünce şöyle bağırır: “ihtiyacim olmayan ne kadar da çok şey varmış!” Yine başka birgün avucuyla su içen bir çocuğu görünce, maşrapasını da atar elinden. ’Bu çocuk bana hala fazla eşya taşıdığımı öğretti’ der.

Bugün artık aşina olduğumuz devasa alışveriş merkezlerini her gördüğümde Diyojen gelir aklıma. Günümüzde yaşıyor olsaydı, belki de ihtiyacı olmadığı halde biraz daha ucuza bir ürün almak için bu merkezlerin önünde geceyarısından kuyruğa giren, raflara saldırırken birbirlerini ezen insanları görseydi, acaba nasıl bağırırdı diye merak ederim.

Günümüz dünyasında inananlar için en büyük imtihan iman küfür mücadelesinden ziyade hayat tarzları üzerinden gerçekleşiyor. Gelişine yaşanıyor artık hayatlar. Çok fazla sorgulama ihtiyacı hissetmeden.
Bir yazarın belirttiği gibi artık ehl-i dünya, ehl-i iman ayrımı anlamını hemen hemen yitirmiş durumda.Çünkü herkes bir şekilde dünyevileşmiş durumda malesef.

Kapitalist hayat anlayışına göre ihtiyaçlar sınırsız kaynaklarsa sınırlıdır. Bundan ötürüdür ki, günümüz insanı ihtiyaç esiri, tüketim zavallısı bir varlığa dönüşmüş durumdadır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Yani ihtiyaçlar sınırlı, kaynaklarsa sınırsızdır. İki bin yıl öncesi düşünürlerinden Seneca şöyle der: ‘Samandan bir dam hür adamları barındırırdı; şimdi mermer ve altın tavanlar altında bir köle sürüsü yaşıyor.’ Bugünkü insanlık da gökdelenler, plazalar, bankalar, lüks alışveriş merkezleri içerisinde ücretli kölelik hayatını yaşıyor aslında.

Bediüzzaman Sözler adlı eserinde, dünyanın üç yüzü olduğundan bahseder. Cenab-ı Hakk’ın esmasına bakan birinci yüzünün ve ahirete bakan ikinci yüzünün muhabbete layık olduklarını söylerken, insanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan üçüncü yüzününse nefrete layık olduğunu belirtir. Nitekim kendisi de, dünyanın ilk iki yüzüne nazar eden, söylediği gibi yaşayan, bütün eşyasını bir sepette taşıyabilen ve üçüncü yüzü itibariyla dünyayı küçümseyebilen biriydi.

Bugün Bediuzzaman gibi bütün eşyamızı bir sepette taşımak veya Diyojen gibi fıçıda yaşamak mümkün değil belki ama en azından onlardan ders alarak, ara sıra da olsa hayatımızda nelerin fazlalık olduğunu, ihtiyaç kavramının hayatımızdaki anlamını düşünmeliyiz kanaatindeyim. Unutmayalım ki, çok az şeye sahip olan değil, çok şeyin özlemini çeken insan fakirdir.

Hasan Yükselten


Etiketler: ,, ,
index

Benzer Yazılar ...

Büyük adam…

Ahirete bir büyük adam göçtü. Kimdir bu zat? Onun kim olduğunu söylemeden önce, bir başka sorunun cevabını vermek gerekiyor. ”Büyük adam kimdir? Kime büyük adam derler?” ”Büyük adam, orduları yenmiş, ülkeleri fethetmiş adam mıdır?” ”Hayır.” ”Büyük... 

Mustafa Kemal ile Abdülhamid arasında

Kahramanları ne kadar azsa, bir toplumun gerçek bir demokrasinin o kadar uzağında olduğunu söylemek mümkün. Kahramanı biricik ise, o toplumun açıkça ‘otoriter’liğin, hatta ‘totaliter’liğin gölgesi altında yaşamaya mahkûm olduğunu da… Demokrasisiyle... 

Devlet Yüzlü

Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde. Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder. Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla... 

Asil bir korku

Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti. Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi?... 

Yorumlar

"Maşrapasını Atan Diyojen" için 1 yorum

  1. fatma
    28 Ocak 2008 07:51 

    çok güzel bir yazı. Zamanımızın insanını çok güzel tarif etmiş. Demek o madde yığınlarını görünce şu eksiğim var demek yerine ne kadar da ihtiyacım olmayan şey varmış dememiz gerekiyor maddeye esir olmamak için. Ayrıc lezzetlere baktıkça sanki yedim diyerek hevesinden kurtardığı paralarla bir mescid inşa eden adam misali de ihtiyaçların kölesi olmamanın ne kadar hayırlara vesile olacağını gösteren güzel bir örnek