Kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sınırsız mı?
24 Kasım 2007

İSTİNASIZ olarak tüm ekonomistler tezlerini anlatırken kendilerinden önceki teorileri çürütmekle işe başlar. Fakat, savundukları fikirler büyük ölçüde öncekilerin etkisiyle yazılmış, esasta bir farklılık getirmeyen çalışmalardan ibaret kalır. Bu noktada, İktisat Risalesi’nin içeriği gibi üslubu da tam bir orijinallik taşıyor. fiöyle ki, risalede eski-yeni ekonomistlere ve onların görüşlerine atıf yapan eden bir tek kelime dahi yok.
Bilinen iktisat teorileri; hep Batılılar tarafından yazıldı ve daima Batı dünyasının menfaatlerini devam ettirmenin fikirsel arka plânını oluşturdu. Bu yüzden; işsizlik, enflasyon, adil gelir dağılımı gibi aslî konularda hiçbir çözüm getiremedi, dünyanın büyük bir bölümünün açlık, sefalet ve bunun doğurduğu kaos ortamı içinde yaşamasına bir nebze dahi çare olamadı. Dolayısıyla, İktisat Risalesi’nin sağlıklı ve mümkün olduğu kadar noksansız bir şekilde yorumlanması hayatî bir önem taşıyor.
Resmî iktisat literatürünün sakatlığı daha kendini tanımlama aşamasında başlar ve sonraki bölümlerde de devam eder. Risale ise, önce iktisadın doğru tarifiyle işe başlar ve izleyen yedi nükte ile açıklamalarını tamamlar.
Yedi nükteden oluşan belgenin bu yazımızda sadece giriş bölümünü irdeleyeceğiz.
Üstat, mukaddimesinde “iktisat ve kanaate, israf ve tebzire dairdir” sözleriyle risalenin temasını açıklıyor. İkinci cümlede; “yiyin, için fakat israf etmeyin” mealindeki A’raf Süresinin 31. ayetini bu bağlamda yorumlayacağını belirtiyor. Üstat, ayeti Kur’an’ın iktisat dünyasına verdiği bir emir olarak telakki ediyor.
KLASİK tanıma göre, iktisat (ekonomi) bilimi; kıt kaynaklarla sınırsız olan ihtiyaç ve isteklerin nasıl karşılanacağını inceler. Bu tarifte iki unsur göze çarpar. Bunlardan birincisi, kaynakların kıtlığı, diğeri ise, insan ihtiyaç ve isteklerinin sınırsız oluşu. Yani, iktisat sayesinde sınırsız bir faktörün, sınırlı bir faktörle karşılanması sağlanıyormuş. Aslında, tanım gerçekleri yansıtmıyor. Bir kere, kaynakların, daha doğru ifadeyle doğal kaynakların kısıtlı olduğu hususu pek tartışmalı. Evet, mesela dünyadaki en önemli kaynak olan petrol tükenmek üzere. Ama, insanoğlu enerji üretimi bakımından petrole mahkum değil ki… Elde edilmesi çok daha kolay ve ucuz olan güneş ve rüzgâr enerjisinin sınırlı olduğunu iddia etmek mümkün mü? Demir, bakır, altın vesaire gibi diğer madenlere gelince, sadece arz küredeki rezervlere bağlı değiliz. Ulaşabildiği ölçüde, kâinatın dünya haricindeki gezegen ve yıldızları da istifademize hazır. Nitekim, daha şimdiden, Amerikalılar Ay ve Venüs’te maden arama aşamasına yaklaştı.
Yani, insanların mal ve hizmet üretiminde kullanabilecekleri nimetler olan kaynaklar hakkında “kıt” deyimini kullanmak yersizdir, gerçek dışıdır ve nankörlüktür. Kaynakların kısıtlılığından bahsetmekle ekonomistler kendilerine hak etmedikleri bir paye verip belki sun’i bir tatmine ulaşıyorlardır. Ama, böyle bir iddia her yönden saçmadır. Çünkü, Dünya ve kâinat kendini sürekli değiştiren, yenileyen dinamik varlıklardır. Ayrıca, doğa bilimlerine göre, kâinatta hiçbir madde yok olmaz, şekil değiştirerek varlığını sürdürür. Bu gerçeklere rağmen, kaynakların sınırlı olduğunu iddia etmek anlamsız değil mi? Hem, kaynakların çoğunu nükleer silahlara, casus uydulara, porno endüstrisine, kanserojen giysi ve gıdalara, dejenere eğlence sektörüne sarf edip, sonra da kaynaklar sınırlı demek akla, mantığa ve ahlâka uyar mı?
TANIMIN ikinci bölümünü oluşturan ihtiyaç ve isteklerin sınırsızlığı da pek inanılır gibi değil. Hayatın idamesi için gerekli ihtiyaçlarımız bellidir. Bunlar yemek, içmek, giyinmek ve barınmaktan ibarettir. İsteklerimiz ise, reklâm bombardımanı, kredi kartı tuzakları, moda akımları ile tahrik ediliyor. Normalde üretim tüketim için yapılması gerekirken, artık tüketim üretim için yapılıyor. Kapitalist çarkların dönmesi için böylesi gerekmekte. Yani, ekonomistlerin söylediği gibi, insan isteklerinin hiç bitmemesi onun doğasından gelmiyor. İnsan, baskı ve zorlamalar sonucunda sürekli tüketmek isteyen bir karaktere doğru itiliyor. Aslında, sınırsız sözcüğü, Anglo-Sakson ve Yahudi işbirliğinin dünyayı sömürme ihtirası için daha uygun olabilir.
KENDİNİ bu derece yanlış tanımlayan iktisat literatürü, iktisatlı tutumdan, tasarruftan, israftan pek bahsetmez. Onun yerine, kaynakların sınırlı olduğu yalanını kendine baz alarak, kaynakların tahsisi, tüketici tatmini vesaire gibi konulara odaklanır. Dörtte üçü sudan meydana gelen dünyamızda, su kaynaklarının, hatta soluduğumuz havanın bile yanlış, bilinçsiz sanayileşmeden dolayı alarm verdiği bugünün ortamında Batılıların yazdığı ekonomi hâlâ aynı teraneleri tekrarlamaktan ileri gidemiyor.
Bediüzzaman, henüz nüfusun az, çevre sorunlarının sıfır düzeyinde, maden ve hammadde bakımından dünyamızın çok bakir bulunduğu bir dönemde, insanları idareli olmaya, yani kaynakları dikkatle kullanmaya, israfa asla yer vermemeye çağırıyor. Tavsiyelerinin doğruluğuna tartışılmaz mehaz olan Kuran ayetini kanıt olarak gösteriyor. Fakat, asla kaynakların kıtlığından söz etmiyor. O’nun tasarruflu davranmamızı istemesi kaynakların, yani nimetlerin azlığından değil, israfın Allah tarafından yasaklanarak, idareli davranmanın emredilmesindendir.
Sami Uslu
Etiketler: ,Derkenar, Ekonomi, iktisat, Sami UsluBenzer Yazılar ...
‘Gençliğe Hitabe’ de kaldırılmalı
Milli Eğitim” alanında iyi şeyler oluyor. Hem Kuzey Kore’yi andıran 19 Mayıs törenleri hem de 12 Eylül yadigarı “Milli Güvenlik” dersleri tarihe karıştı. Bakan Ömer Dinçer, “ideolojik eğitimin sonu geliyor” diyerek kapsamlı bir reformun da...
Bu söz Hz.Abdullah’ın Said’lere vasiyetidir
Çoğumuz hayattan memnunuz. Sıkıntı ve çileli geçse de hayat çekiliyor. Elimiz mahkûm. İstesek de, istemesek de bu hayattayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Bize danışılmadan, bize sorulmadan annemizin rahmine yerleştik. Ve yine bize sorulmadan ve rızamız alınmadan...
Babama Dua
Baba, anneyle beraber anılır hep. Arapçadaki “ebeveyn” ifadesi baba menşelidir. Türkçemizde ise o iki kudsî varlıktan bahsederken “anne-baba” deriz. Hangisi daha uygundur bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da babanın, insan hayatındaki yerinin...
Duruşu Yeter…
Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri’nden bahsederken, “O’nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile ‘Lâhikalar’ yeterdi.” diyor. Kadirşinas birisi de “Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.” diyor. Gerçekten...






müberra
03 Ocak 2008 19:48
bence ihtiyaçlarımız çok önemlidir.bana göre bu site çok güzel bir site!
serdar
04 Eylül 2008 09:29
giyinmek ihtiyaç değildir. Kolaylıklar
mustafa
08 Ekim 2008 20:15
hayır
dagrarın bekçisi
08 Ekim 2008 20:18
ihtiyaclar sınırlıdır bence olmasaydı ihtiyac olmazdı
ibrahim
05 Temmuz 2011 11:44
“Yani, ekonomistlerin söylediği gibi, insan isteklerinin hiç bitmemesi onun doğasından gelmiyor.”görüşünüze katılmıyorum. Salebe örneği varken nasıl olur da insanoğlunun hırsını, sürekli daha fazlasını istediğini göremiyorsunuz? Kapitalist düzen insanı tüketim çılgını olmaya itmektedir fakat insanoğlunun nefsi zaten doyumsuzdur.