Yağmur duasıyla alıp veremediğiniz ne?

18 Ekim 2007  

 

Asıl ne zaman umutsuzluğa kapılıyorum, biliyor musunuz? Basında yıllarca üst düzey görevler yapmış, düşüncelerini istediği gibi kamuoyuna sunabilme imkânına sahip kişiler çok hayati konularda çok ucuz klişeleri pişirip pişirip önümüze koydukları zaman…

Geçen gün Hürriyet’in eklerinden birini açtım.

Küresel ısınma üzerine kocaman, sayfa boyu bir makale çıktı karşıma. Ne güzel, dedim.

Hevesle okumaya niyetlendim ama başlığa takıldım ve öylece kaldım.

Neden mi?

Çünkü makalenin yazarı Yalçın Doğan Dünya İklim Konseyi’nin son raporunu anlatmak için artık mahalle kahvelerindeki sohbetlere bile renk katmayacak bir başlıkla yola çıkmayı tercih etmişti: “Global ısınmayı yağmur duasıyla çözemeyiz.”

Allah Allah!

Yağmur duasına çıkanların böyle bir hedefi vardı da biz mi bilmiyoruz?

Tabii yazının içindeki şu çalımlı laf asıl maksadı ortaya koyuyordu: “Türkiye’nin de anlamsız yağmur duaları yerine bu raporları gözden geçirme zamanı!..”

Oysa bilmeyen mi var? Dünyanın her yerinde ve elbette Türkiye’de de birileri yağmur duasına çıkar birileri de o raporları okur, analiz eder, proje yapar…

Ama belli ki yazarın derdi başka! Ne gerçekten küresel ısınma gerçeğini anlatmak istiyor ne de yağmur duası geleneğini tartışmak!

Sanırım onun derdi bir kesim okurun gönlünü çalmak! Halkı “cahil” bulup küçümsedikçe kendini bilgili ve aydın sanan okurun…

Burada iki nokta önemli…

Birincisi… Yağmur duasına çıkanları küçümsemeyi kendine baş vazife bilenler nedense hiç ayna karşısına geçmiyor.

Hani uzaktan bakınca sanırsınız ki, hepsi TÜBİTAK’ta araştırmacı.

Hayır!

“A!.. Hiç yağmur duasıyla kuraklığa çare bulunur muymuş canım” diye atıp tutup hemen ardından astroloji ve tarot falına bakanları; her türlü derdine çare olarak reiki yapan ve yaptıranları; istekleri olsun diye “Secret” kitabında yazılanları harfiyen uygulayanları çok gördüm.

Öylesine açık biçimde sosyal-sınıfsal bir konumlanma ki bu!

Mesela bizim köylülerimizin yağmur duasına dudak bükenler Avustralya yerlilerinin (Aborijinler) yağmur dualarını bütün renkliliğiyle anlatan kitapları ayıla bayıla okuyor.

Hani mesele bilim dışılıktı!

Yok, yok! Ne kendinizi ne de başkalarını aldatın!

Mesele sosyal-sınıfsal mesele!

Bizim duacıları sosyal olarak beğenmiyor, fakat öteki duacıları aynı Batılı sömürgeciler gibi pek egzotik ve renkli buluyorsunuz.

İkinci noktaya gelince…

Artık küresel ısınmadan söz edecek yazar ve gazetecilerimizden klişelere başvurmak yerine babayiğitlik yapmalarını bekliyorum.

Yazacaksanız…

Bu “vaka”nın ardında sifondan damlayan su, boşa harcanan elektrik, umursamazca havaya salınan karbon gazları falan değil, bütünüyle kapitalist sistemin bulunduğunu yazın!

Yazacaksanız…

Dünyayı bu hale getirenin uygarlık dediğimiz şeyin ta kendisi olduğunu yazın.

Doğal kaynakların sömürüsü üzerine kurulu bir üretim sisteminin ve dur durak bilmeyen tüketim düzeninin rolünü yazın.

Bunları sorgulamayacaksanız yağmur duacılarına hiç bulaşmayın. Çünkü bu hem haksızlık oluyor hem de asıl konuyu gözlerden kaçırıyor.

Hem sevgili Yalçın Doğan herhalde biliyorsundur; (ben hiç katılmıyorum tezlerine ama) bazı bilim adamları çok umutsuz. Ekolojik bozulmanın geri dönüşsüz olduğunu düşünüyorlar.

Yani onlara göre zaten işimiz Allah’a kaldı!

Eh, o zaman duadan anlamlısı var mı?

Haşmet BABAOĞLU/VATAN GAZETESİ

05.09.2007


Etiketler: ,, , ,
index

Benzer Yazılar ...

Asil bir korku

Dünyası ikiye bölünmüş, dünyanın kendisi gibi. Durumunu bir şehrin nehirle ikiye bölünmesine benzetmişti. Ortasından nehir geçen şehirlerin iki yakası vardır. Onun da iki yakası var. İki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyor. Onu ikiye ayıran neydi?... 

Ezanlar okundukça Menderes anılacak

1950 yılının 16 Haziran’ı, yakın tarihimizin kırılma anlarından biridir. Türkiye, 1932 yılından beri “Tanrı uludur, Tanrı uludur” şeklinde okunan Türkçe ezanı o gün resmen bırakıp Arapça ezana dönecektir. Gerçi yapılan yasa değişikliğinde... 

Yalnızken, kimsin?

Köylere yaya gidildiği zamanlarda, adamın biri yolda yorulmuş, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, “Desinler ki bunu bir ağa yemiş.” deyip, kabukları bir kenara bırakmış. Sonra... 

Avatar – Ebabil Kuslari

Miladi 571, Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.)’in doğum yılıdır. Tarihlere “Fil vak’ası” diye geçen hadisenin Peygamberimiz’in doğduğu yıl gerçekleştiği rivayet edilir. Yemen Kralı Ebrehe, kendi hükümranlığına rakip bir merkez... 

Yorumlar

"Yağmur duasıyla alıp veremediğiniz ne?" için 1 yorum

  1. tuba
    15 Mayıs 2008 19:28 

    bende tamamen katılıyorum,çok güzel dile getirmişşiniz….. AĞZINIZA SAĞLIK