Said Nursi… Ordu… PKK… Türban…
01 Ekim 2007

[...]
Görülüyor ki Türkiye’de mutabakatlar asgariye inmiş, zıtlaşmalar tavana vurmuş… Toplumun içindeki fay hatları müthiş enerji biriktirmiş. Çoğunda, sözü sonuna kadar dinleme tahammülü bile kalmamış. Çünkü herkes, hangi kelime ile başlayan cümlenin nereye varacağını ezberlemiş, gardını da hazır tutuyor.
Eskiden dindarlar ırkçılık yapmazdı. Yani Türk’ü de Kürdü de milletini severdi ama bu milliyetçilik diğerini yerme sebebi olmazdı, “Biz kardeşiz” der geçerlerdi…
Gelen tepkilerden anlıyorum ki, “kavmi” problemler, giderek din ipiyle bağlanabilme kabiliyetini yitiriyor. Bu da gösteriyor ki T.C., çok yakında ciddi bir tercihle karşı karşıya gelecek:
Bir; memleket, ya kendi içinde kabil-i iltiyam olmayan bir kırılma yaşayacak, ya da din konusunda safını netleştirecek. İşimize gelse de gelmese de vaka bu!
İki; Said Nursi, rejim kurucuları tarafından ta baştan itibaren “düşman” ilan edilmişti. Belki de en büyük düşman! O yüzden defalarca zehirlemeye çalıştılar. Eserleri toplanıp yakıldı. Taraftarları hapislerde çürütüldü. Bugün Fethullah Hoca’ya duyulan hınç bile ona ittibaındandır…
Fakat görüyorum ki yakın bir gelecekte bu ülke, onun düşünceleri karşısında şapka çıkaracak! İster kehanet deyin ister vakıanın tahlili!
Çünkü Kürt’ün ve Türk’ün üzerinde mutabık kaldığı ender fenomenlerden biridir Said Nursi. Bir tek dünkü İttihatçıların devamı olan bağnaz bir kısım Ulusalcılar ile CHP’lilerin bir kısmı hariç. Onlar da zaten bin yıl geçse bin değişik idare uygulansa hep muhalefette kalacak marazi mizaçlardır…
Demek Said’i, keyfi, küfri ve cebri rejimleri adına düşman ilan edenler, uzak görüşlü imişler. Ama tedbir kar etmemiş.
Nitekim Roma da İsa’yı yok etmek için çarmıha germişti. Fakat 150 – 200 yıl sonra ifrat bir sevgiyle onu tanrı katına çıkardılar.
Dolayısıyla devlet, iki halkı birbirine bağlamak için Said Nursi’yi ve eserlerini kabul etmek zorunda kalabilir
Çünkü bu isim, bağlayıcı ve uzlaştırıcı vasfını bugün çok daha iyi hissettiriyor. Bu bir..
PKK, gerçek anlamda bir fenomen olmuş. Bilhassa Kürt isyanlarını işlediğim yazıya gelen tepkilerden anlıyorum ki, artık Kürtler kendilerini tamamen ayrı bir kavim olarak algılıyorlar.
Kabul etsek de etmesek de iş bu noktaya gelmiş. PKK, günümüz Kürtlerinin yok sayılamayacak bir miktarını, ayrı bir kavim olduklarına inandırmış. Ve şimdi onlar “ayrılık şarkıları” söylüyorlar. Eskiden yönetime itiraz ederlerdi…
PKK’ya alternatif olabilecek tek şey, ancak Kürtlerin dinine saygı duyan bir siyasi yapılaşma olabilir ki, nisbeten AKP bu dönem bunu başardı.
Çünkü hala Kürtlerin kahir ekseriyeti, Türklerde olduğu gibi “din bağı”nı kavmiyetçiliğe tercih ediyor. Abdullah Gül’e bölgede gösterilen olağanüstü ilginin sebebini burada aramak gerekir! PKK’nın oluşturduğu ayrılıkçı atmosferden sıkılanlar, devletin bir an önce, bölge halkını da kucaklayacak bir anlayışı benimsemesini bekliyorlar.
Bu açıdan, türban ve Malezya üzerinden yürütülen tartışmalar, doğrudan parçalanmaya da hizmet ediyor. Bu da değerlendirilmesi gereken bir husus… Etti iki… [...]
[...]Türbana gelince…
Maalesef artık bu iş de bayrağın rengine dönmüş.
Her milletin bir bayrağı var ve ona saygı duyulur. O bayrak gönderde kalsın diye yüz binler insanın canı kanı feda edilir. Bu iş aklımıza absürt de gelse böyledir.
Cenab-ı hak, insanları belli semboller etrafında bir araya getirip yarıştırıyor işte. Bu yarış, bu, “ben senden üstünüm ve üstünlüğümü sürdürmeliyim” yarışı olmasa, kim dünyada taş üzerin taş koysun ki…
Ne ise… Gördüm ve anladım ki, türban gerçekten ezan ve bayrak gibi vazgeçilmez bir simge artık.
Ben başörtüsü konusunda toleranslıydım. Bugün de devam ediyor. Zaman zaman bu tutumumdan dolayı eleştirildiğim bile olurdu fakat “örtü imanın rükünleri arasında değildir” der geçerdim.
Ama bir gün gördüm Bediuzzaman başörtüsünü “islamın şeairi” arasında saymış. Yani en az ezan ve bayrak kadar İslamı temsil eden bir sembol olarak değerlendirmiş. Ve eklemiş, “öyle zaman olur ki şeair, rüknün önüne geçer”
Evet, biliyorum türban siyasi bir sembol olarak görülüyor.
Ama unutmayalım o artık, bir partinin tekeline verilemeyecek kadar geniş kitleleri ilgilendiren bir sembol. Esasında, bu yorumları okurken anladım ki, CHP, kendisini o sembolden soyutladığı için, bir nevi dinden de soyutlamış addediliyor ve toplum tarafından dışlanıyor. DSP bunu yapmadığı için, zaman zaman o kesimlerden de oy alıp iktidar bile oldu, hatırlayın…
Ben kendi düşüncemi yazmıyorum. Önümde, yazılarıma gelmiş bine yakın yorum var. Tanımadığım insanlar. En çok hangi kelimeler onları öfkelendirmiş veya coşturmuş ona bakıyorum.
İşte bu çerçeveden söylüyor ve diyorum ki, Türbanı serbest bırakmaya mecbursunuz. Bunu yapmazsanız ne mi olur?
Aha ben size söyleyeyim:
PKK, Kürtleri temsil etmeye devam ettikçe,.
Devlet, üzerine düşeni yapamadığı için ikide bir Barzani’nin insafına mahkum edildikçe,
İki halkı gerçek anlamda kardeş yapacak din damarına hayat suyu verilmedikçe,
Laikliği, din düşmanlığı pozisyonundan çıkarmadıkça,
Turbana karşı bu tavır sürdükçe,
Bu ülkenin çocuklarının geleceği, Teziç ve benzeri masonik zihniyetlerin insafına bırakıldıkça
Maalesef, göğüsler öfke, nefret, kin ve ayrılık zakkumunu kaynatmaya devam edecek.
Ve göğüsler patladığında o cerahat hepimize bulaşacak
Mehmet Ali Bulut
Sonsaniye.Net
2007-09-30
Benzer Yazılar ...
‘Gençliğe Hitabe’ de kaldırılmalı
Milli Eğitim” alanında iyi şeyler oluyor. Hem Kuzey Kore’yi andıran 19 Mayıs törenleri hem de 12 Eylül yadigarı “Milli Güvenlik” dersleri tarihe karıştı. Bakan Ömer Dinçer, “ideolojik eğitimin sonu geliyor” diyerek kapsamlı bir reformun da...
Bu söz Hz.Abdullah’ın Said’lere vasiyetidir
Çoğumuz hayattan memnunuz. Sıkıntı ve çileli geçse de hayat çekiliyor. Elimiz mahkûm. İstesek de, istemesek de bu hayattayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Bize danışılmadan, bize sorulmadan annemizin rahmine yerleştik. Ve yine bize sorulmadan ve rızamız alınmadan...
Babama Dua
Baba, anneyle beraber anılır hep. Arapçadaki “ebeveyn” ifadesi baba menşelidir. Türkçemizde ise o iki kudsî varlıktan bahsederken “anne-baba” deriz. Hangisi daha uygundur bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da babanın, insan hayatındaki yerinin...
Duruşu Yeter…
Salih Özcan Ağabeyimiz, Üstad Hazretleri’nden bahsederken, “O’nun hiçbir kitabı ve külliyatı olmasaydı bile ‘Lâhikalar’ yeterdi.” diyor. Kadirşinas birisi de “Hiçbir şeyi olmasaydı duruşu yeterdi.” diyor. Gerçekten...






ersin zengin
05 Ekim 2007 22:20
ihtiyacımız olan tek şey dini inanışlarımızı hayatımıza tam anlamıyla yansıtmak..dinimizi günümüze uydurmaya çalışmadıkça,vatanın Allah için sevileceğini unutmadıkça ne dinimize ne yurdumuza kimse dil uzatamaz..güçlü duruş ancak islami birlikle sağlanabilir.
kübra
01 Mayıs 2008 17:13
allah sizden razı olsun ağzınıza sağlık islamda böyle savunucular olması biz türbanlıları ziyadesiyle mutlu ediyor yalnız diilsiniz ey türbanlılar allah hepimizin yanında ve yüreğinde olsun amin…