Babana Bile Güvenme(!)
22 Mayıs 2007

İnsanoğlu kıyas yapan bir varlıktır. Kendi durumunu da genellikle başka insanlarla kıyaslayarak değerlendirir. Mesela kendisine yetecek miktarda geliri olan bir insan, kendisini üst gelir gruplarının oturduğu bir semtte fakir, alt gelir gruplarının oturduğu bir semtte ise zengin hisseder. Yani kişinin zenginliği veya fakirliği aslında çok göreceli kavramlardır. Kazandığından daha azını harcayabilen herkes zengindir aslında.
Geçenlerde yayınlanan bir habere göre son bir yılda ülkemizde şahsa karşı işlenen suçlarda yüzde 62, mala karşı işlenen suçlarda yüzde 60 artış olmus. Kendilerine sunulan aynalar dünyasına kıyasla kendilerini çok fakir hisseden, gösterilen parlak dünyalara ulaşma hevesini karşılayamayan insanlar artık bunu başkalarının malını çalarak gerçekleştirmeye başladılar galiba. Küçük çocukların bile dizilerden göre göre, ‘baba bizim neden jipimiz yok’ dediği bir ortamda, ahlak da sükut edince ortaya bu manzara çıkıyor malesef.
Yakın zamanda üç arkadaşımın evine hırsız girdi. Bilmem farkında mısınız? Her hırsızlık olayında insanların güveni de çalınıyor. Site kültürü şehirlerin yeni hayat modeli oldu. Kalın ve yüksek duvarların arkasında, sürekli güvenlik elemanlarının bulunduğu izole binalarda yaşamak durumunda artık insanlar. Çünkü neredeyse kimse kimseye güvenemez bir durumda artık. Bir internet sitesinde şöyle bir kıssa okumuştum:
‘Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, yürüyen, dudakları susuzluktan kurumuş bir adama rastlamış. Adam bunu görünce su istemiş. Bedevi devesinden inip ona su vermiş. Suyu içen adam birden bedeviyi iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.
Bedevi arkasından bağırmış: “Tamam deveyi al git ama senden bir ricam var.Sakın bu olayı kimseye anlatma!..”Eğer anlatırsan, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.’1
Bedevi’den günümüze geçen zaman içinde toplumdaki güven duygusu büyük oranda kayboldu malesef. Toplumdaki güvenin kaybolmasındandır ki, bundan bir nesil öncesine kadar sokaklarda ağırlayacak misafir arayan, evine misafir getiremediği için çocuğunu azarlayan ve misafirsiz kalmaktan rahatsız olan bir neslin çocukları, bugün yanında yürüyen insandan bile çekinir olmuş ve ‘bana bir zarar verebilir mi acaba’ diye düşünmeye başlamıştır.
Francis Fukuyama ‘toplumda insanların birbirlerine duydukları güven o toplumun sosyal sermayesidir.’ der. Sokakta bir adres sormak için yaklaştığınız herhangi bir kişinin bile ‘acaba benden bir şey mi istenecek ‘ diye tedirgin olduğu bir toplumda sosyal sermaye ne orandadır dersiniz. Dünya Değerler Araştırması verilerine göre, Türkiye, dünya ülkeleri arasında yüzde 6.5 oranıyla Brezilya’dan sonra insanların birbirine en az güvendiği bir ülke konumundadır. Diğergamlığı, yardımlaşmayı, başkasının acısını dindirmeyi yücelten bir inancın insanları nasıl oldu da bugün birbirlerine bu kadar güvenmez bir duruma düştüler dersiniz? Öyle ya… Artık ‘bu devirde babana bile güvenmeyeceksin’ diye tavsiyelerde bulunulmuyor mu? Sahi babasına bile güvenemeyecek bir insan bu dünyada nasıl mutlu olabilir ki?
Toplumda güven kayboldukça bencillikler artıyor. Bencillikler arttıkça hırsızlıklar da artıyor. Birbirlerine güvenmeyen insanlar birbirlerine yardımcı da olmuyor. Alabildiğine bireysel hayatlar yaşanıyor artık. Diğergamlık, yardımlaşma gibi duygular kayboldukça güvenlik paranoyası daha çok kuvvetleniyor. Kısacası toplumda güven kaybolduğundan beri insanların yüzü gülmüyor.
Çöldeki bedevi gibi, derdimiz devemiz değil de kötülüğün yayılmaması olmadıkça, vicdanımız menfaatimizin önünde yer almadıkça güven problemini aşmamız pek de mümkün gözükmüyor.
1.www.fatihiraz.net
Hasan YÜKSELTEN-Yeni Asya






Yorumlar