Said Nursi ve Şeyh Said

18 Mart 2007  

Şanlıurfa’dan Abdullah Ünyıl isimli okuyucumuz, Bediüzzaman Said Nursî’ye ait Tarihçe–i Hayat isimli eserinin Barla hayatı bölümünün hemen başındaki ilk paragrafta Üstad Bediüzzaman’a mektup yazdığı zikredilen “bir zât”ın kim olduğunu soruyor ve bu hususla ilgili ayrıca mâlumat istiyor.

Önce ilgili paragrafı birlikte okuyalım: “Van’da, mezkûr mağarada yaşamakta iken, Şark’ta ihtilâl ve isyan hareketleri oluyor. ‘Sizin nüfuzunuz kuvvetlidir’ diyerek, yardım isteyen bir zâtın mektubuna, ‘Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet’e hizmet etmiş ve çok velîler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılınç çekilmez; siz de çekmeyiniz, teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşad ve tenvir edilmelidir’ diye cevap gönderiyor.” (Tarihçe–i Hayat, s. 135.)

Burada, Üstad Bediüzzaman’ın cevap gönderdiği mektup sahibi zatın Şeyh Said olduğunda şek ve şüphe yoktur. Tahlil edildiğinde, Tarihçe–i Hayat’taki konuyla alâkalı bütün bilgiler aynı gerçeğe işaret ettiği gibi, daha başka kaynaklar da aynı noktaya bâriz şekilde parmak basıyor.

Meselâ, 1947 senesinde (hem Osmanlıca, hem de Latince) teksir edilen Asa–yı Musa isimli eserde yer alan İnebolu’lu Nur Talebesi Selahaddin Çelebi’nin “Üstadımızın tercüme–i haline kısacık bir nazar”ı bu kaynaklardan sadece biridir. Zira, burada alenen isim zikrediliyor.

Söz konusu kaynakta “İnebolu havalisindeki umum Nur Şâkirdleri nâmına, Selahaddin’in, Üstadımızın Tarihçe–i Hayat’ından çıkardığı bir kısacık hülâsanın bir parçasıdır” denilerek, devamında aynen şu ifadelere yer veriliyor:

“Şark isyanında Şeyh Said ve askerleri, Üstadımız Bediüzzaman’ı Şark’taki büyük nüfuzundan istifade için mücadeleye iştirake dâvet ettikleri zaman, cevaben demiş: ‘Yaptığınız mücadele, kardaşı kardaşa öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü, Türk milleti bin senedir İslâmiyete bayraktarlık etmiş, dini uğrunda binlerle şehid vermiş ve binlerle velî yetiştirmiştir. Binâenaleyh, kahraman ve fedakâr İslâm müdafilerinin torunlarına, yani Türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem’ diyerek, hem red cevabı vermiş, hem de mücadelesinden vazgeçmesini söylemiştir.” (Adı geçen teksir nüsha, s. 275.)

Yukarıda sayfa numarası verdiğimiz her iki kaynakta geçen ifadeler de bilmânâ aynıdır. Aralarında hiçbir farklılık, hiçbir zıddiyet yoktur.

Tıpkı, Üstad Bediüzzaman’ın 1913′teki Şeyh Selim’in başını çektiği “neticesiz Bitlis vak’ası”yla ilgili olarak sarf ettiği sözlerinin de aynı mânâda olması gibi.

* * *

1925 yılı Haziran ayı sonlarında Diyarbakır’da idam edilen Şeyh Said, lâkabından da anlaşıldığı gibi, Şeyh ve müridleri olan bir zât idi. Nakşibendi tarîkatının bölgedeki halifesiydi. Aynı zamanda âlim olup binlerle talebeleri ve müritleri vardı.

Dolayısıyla, kuvvetli dinî itikad sahibi ve bölgede mânevî lider pozisyonunda bir şahsiyet idi.

Yeni Türkiye’nin Avrupalaşması karşısında hiddete gelen Şeyh Said, mevcut rejime karşı şiddeti de içine alan bir muhalefet hareketinin başına geçti.

Aynı tarihlerde, hiç şüphesiz Üstad Bediüzaman da rejim muhalifi idi. Ancak, Bediüzzaman’ın muhalefeti fiilî ve siyasî değil, müsbet harekete dayanan fikrî ve ilmî bir karakter arz ediyordu.

Üstad Bediüzzaman, kendi içtihadına göre bu müsbet metotla ve uzun vadeli bir hizmet tarzı ile yoluna devam ederken, Şeyh Said ise, silâhlı bir kıyâmı kaçınılmaz bir yol olarak gören farklı bir içtihadı tercih etti.

Nitekim, aynı içtihadın bir gereği olarak Şark Vilâyetlerinde nüfûz ve kuvvet sahibi olarak bilinen hemen bütün ileri gelenlere “dinî fetvâ”yı da ihtivâ eden bir dâvetnâme gönderdi.

İşte, “Kıyâma dâvet” mahiyetine bürünen ve aslı Arapça olan o mektubun Türkçe sûreti: “Kurulduğu günden beri din–i mübin–i Ahmedî’nin (sav) temellerini yıkmaya çalışan Türk Cumhuriyeti Reisi M. Kemal ve arkadaşlarının, Kur’ân’ın ahkâmına aykırı hareket ederek, Allah ve Peygamberi inkâr ettikleri ve Halife–i İslâmı (Abdülmecid Efendi) sürdükleri için, gayr–ı meşrû olan bu idarenin yıkılmasının, bütün İslâmlar üzerinde farzdır. Cumhuriyetin başında olanların ve Cumhuriyete tâbi olanların mal ve canlarının Şeriat–ı Garrâ–ı Ahmediye’ye göre helâl olduğu, birçok ulemâ ve meşâyihin istişaresiyle kararlaştırılmıştır.” (Bkz: M. Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” isimli eseri.)

* * *

Demek ki, Şeyh Said ile Said Nursî arasında pek mühim bir “içtihat farkı” vardır. Biri kılıçla harb ederken, diğeri kalemle tenvir ve irşad yolunu seçmiş.

Ayrıca, Üstad Bediüzzaman’ın içtihadına göre, dahilde kuvvet kullanılmaz. Kuvvet kullanıldığında ise, mâsum canların yanması ve kardeş kanının akıtılması kaçınılmaz olacaktır. Buna ise, din–i İslâm cevaz vermez.

Netice–i kelâm: Şeyh Said, kılçla harbetti ve kaybetti. Kalemle cihad eden Üstad Bediüzzaman ise, milyonların imanını kurtarmaya hizmet etti.

Latif Salihoğlu


Etiketler:
index

Benzer Yazılar ...

Yorumlar

"Said Nursi ve Şeyh Said" için 4 yorum

  1. osman
    16 Temmuz 2009 13:54 

    …. gidin irana,arabasitana !! Burası Türkiye hukuk devleti Din değil..bir ingiliz ajanı olan şeyh said var ve birde nurcuların taptığı said nursi var(Sen bunları aynı hedefe farklı yöntemler kullanarak ulaşmak istediğini savunmuşsun).Kur’an bizim tek kitabımız Hz. Muhammed (sav) peygamberimiz öyle Said nursi vs gerek yok onlara çok şükür aklımız çalışıyor.Kur’an gayet açık ve net neden hala başkalarının düşüncelerini savunuyorsunuz anlamıyorum..onlar sizin değil bir kişinin sizi inandırmak istediği düşünceler.her şeye bir cevabınız var ancak sizin gibilere hangi …. soru sorup ilim öğrenmek ister orası şüpheli.Sizler yani bu adamın talebeleri nasıl bir zihniyetiniz var sizin?kendiniz düşünemiyor musunuz?Bizler her duamızda tüm müslüman alemine dua ederiz namaz kıldıktan sonra sizler ise nurcu talebelere edersiniz.Ayırımcı insanalr!! Her yeri sardınız be ! gözünüzü açın …. !

  2. admin
    16 Temmuz 2009 14:14 

    Sn Osman; Yorumunuza cevap verileceği sırada arka arkaya gelen yorumlarınız ve yorumlarınızın içeriği sonucu akli balig olmadıgınız anlaşılmış olup yorumlarınız yayınlandıktan sonra silinmiştir. Bir konuda yorum yapabilmek için eleştireceğiniz konuda bilgi sahibi olmanız gerekmektedir. Sizin yazdığınız yorumlar sonucu böyle bir bilgiye sahip olmadığınız görülmüştür. Cemaat ile tarikat arasındaki çizgiyi bilemediğiniz ve hala nur tarikati olarak yaptığınız yorumlardan ötürü yorumlarınız dikkate alınmamıştır. Hadislerle sabit olarak her yüzyılda müceddidlerin geleceğini bilmediğinizden ötürü sadece bir tane yorumunuz seviyeyi göstermek açısından yukarıda bulundurulmaktadır.

    Akıllı adam Kendi aklını, daha akıllı adam başkalarının aklını kullanır vecizini kafanızın bir kenarında yer etmesini dilerim.

    Amerikayı yeniden keşfetme maceranızda sizlere başarılar dilerim..

  3. ömer
    01 Ocak 2011 00:30 

    benim adım ömer. bitlis tatvan doğumluyum. sayın osman arkadaşım evet burası türkiye ama unutma ki bir islam ülkesi her ne kadar biz laik ülke gibi göstersek bile. yani öyle iran a arabistana gitmeye geerek yok. elhamdulillah biz burada da dinimizi yaşamaya çalışıyoruz. evet sevgili peygamber efendimiz sav bize doğru yolu gösterdi. ama unutma şeyh said olsun üstat said i nursi olsun ve ona benzeyen zat lar olsun bize peygamberlik yapmadılar sadece peygamberimizin yolunda gittikleri için bize doğru yolu bulmamaız için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar sonucu dar ağacı bile olsa… yani orada konuşmak çok kolay gelde uygula bilader mesele de bu zaten tamam mı adm olllll…

  4. asii
    01 Ocak 2011 00:34 

    sana katılıyorum sn ömer…