Kahraman Polat Alemdar!!
17 Şubat 2007

Genlerimizde yüzyıllarla beslenen fedakârlık ve kahramanlık duygusu var. Zaten tarihimiz de en çok bu açılardan zengin. Tarihimiz, fedakârlıklar ve kahramanlıklar tarihidir. Osmanlı asırlarının çeşitli zamanlarında yaşanmış birkaç örneği hemen hatırlayalım…
Bursa fethi sırasında, çatışmalar sürerken, Orhan Gazi’nin komutanlarından Ali Bey’in gözüne bir ok isabet etmiş. Ali Bey, hareketlerini engelleyen oku tuttuğu gibi gözüyle birlikte çıkarıp yere fırlatmış. Kendisini hayretle izleyenlere de şöyle demiş: “Dert etmeyin: İki gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak evlâdır!..” O fedakârlık âbidesi bir kahramandı. Fatih Sultan Mehmed’in yürekli serdarı Ulubatlı Hasan’ı herkes bilir… Kırk serdengeçti arkadaşıyla birlikte Bizans burçlarına ilk tırmanan isimdir. Canını dişine takmış, burçların üstünde şimşek gibi çakıp yıldırım gibi gürlemiş, ama hamd sancağını burçlara diktikten sonra ebediyete büyük bir cesaret ve fedakârlık örneği bırakarak şehit olmuştur Bugün Ulubatlı Hasan’sız bir fethi kimse düşünemez! Serdarla Padişah, fedakârlık ve kahramanlıkta özdeşleşmiş gibidir.
Hakkında ağıtlar, şiirler, destanlar yazılan Genç Osman’ın nasıl efsaneleştiğini bilirsiniz… Sadrazam Paşa, Bağdat Seferi’ne (Sultan Dördüncü Murad zamanı) asker toplarken, gönüllü yazılacakların “bıyığında tarak durması”nı şart koşmuştu… Sakalsız-bıyıksız çocuk yaşta, Osman isminde birinin gönüllü yazılmak için ısrar ettiğini bildirdiklerinde, huzuruna getirilmesini emretti. Niyeti biraz eğlenip biraz da azarlamaktı… Çocuğu huzuruna getirdiklerinde, cebinden çıkardığı çelik tarağı uzattı: “Bu sefere katılmanın şartı bıyıkta tarak durmasıdır. Şu tarağı bıyığında durdur da görelim.” Başta Sadrazam olmak üzere, bıyığını balta kesmez gün görmüş, devran sürmüş yaşlı-başlı paşalar, Genç Osman’ın şaşkınlaşacağını düşünüp bıyıkaltı gülümserken; Osman, Sadrazam’ın uzattığı tarağı kaptığı gibi üst dudağına sapladı… Cesaret ve kararlılık saçan masum-mazlum bakışlarını, fena halde şaşırmış paşalarda dolaştırdıktan sonra, Sadrazam’a döndü: “İşte Paşa Baba, bıyığımda tarak duruyor!” Ve bu kararlılığı yüzünden ona bir istisna yapılıp orduya katılması sağlandı. Gösterdiği kahramanlıkla da destanlaştı, efsaneleşti: “Genç Osman dediğin bir küçük aslan / Bağdat’ın içime girilmez yastan / Her ana doğurmaz böyle bir aslan / Allah Allah deyip geçti Genç Osman.” Bugün Bağdat fethini Genç Osman’sız düşünmek mümkün müdür?
Yıl, 1526; Viyana önlerindeyiz… Deli Osman isimli bir yiğit,istihbarat amaçlı olarak Viyana içlerine gönderildi. Fakat yakalandı. Günlerce işkence gördü, ama tek kelime etmedi. Bir gece yarısı onu alıp kalenin tepesine çıkardılar. Konuşmamakta ısrar ederse aşağıya atılacaktı. “Tamam” dedi Osman, “Artık konuşmaya karar verdim. Lakin önce ellerimi çözün. Su ve yemek verin.” Mükellef bir sofra donatırlar. Deli Osman iştahla yemeğini yedikten sonra, “Bu akşam da doyduk elhamdülillah” diye ağır ağır ayağa kalktı. Burçlara yaklaştı. Mazgallara basıp parıldayan yıldızlara gülümsedi. Sonra Venedikli Komutana döndü: “Yemek için teşekkürler” diye gürledi, “Yalnız şunu bilin ki, ölümden korkan buralara gelmez!” Sözleri biter bitmez, “Ya Allah, bismillah” çekti ve kendini boşluğa bıraktı. Ama yere düştüğünü duyan, gören olmadı. Sadece derinden gelen bir ses kayalıklarda yankılandı: “Bekleyin, çok yakında yine geleceğim!” Sabahleyin fellik fellik cesedini aradılar, ama bulamadılar.
Her savaş ve zafer bazı isimlerle özdeştir… Seyit Onbaşı’sız bir Çanakkale Zaferi, Nene Hatun’suz bir Erzurum savunması, Kara Fatma’sız, Halide Edip’siz bir İstiklâl Savaşı düşünebilir misiniz?.. Bu isimlerin ortak paydaları ise cesaretleri, fedakârlıkları ve kararlılıklarıdır. Kahraman beklememiş, gerektiği anda kendileri kahramanlaşmışlardır… “Bu asır kahramanlık asrı değil” diyenlere bakmayın, aslında her asır kahramanlık asrıdır! Çünkü her asrın Ali Bey’lere, Deli Osman’lara, Genç Osman’lara, Ulubatlı Hasan’lara, Seyit Onbaşı’lara, Nene Hatun’lara, Kara Fatma’lara ihtiyacı var… Sadece savaş alanları değil; matematik, fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, psikoloji, pedagoji, astronomi, spor, vs. alanları da kahramanlar bekliyor. Hazin ki, uzun zamandır ne örnek fedakârlar yetiştirebildik, ne kahramanlar. Başkası için bir şeyler yapmayı, başkalarının dünyasını ya da ahretini kurtarmaya vesile olacak adımlar atmayı, bazı tehlikeleri bu yüzden göze almayı unuttuk. Bir bakıma genlerimize küstü! Dolayısıyla içimizde boşluklar oluştu. Şimdi o boşluklara “Polat Alemdar” gibi yanlışlıklar dolduruyorlar… Bir anlamda “dolduruşa” geliyoruz. Mafya dizileri ile filmlerinin bu kadar sevilip seyredilmesi, mafya babalarının “Türkiye seninle gurur duyuyor” temposu eşliğinde alkışlanması, “Ben Mehdi’yim” diyen dengesiz bir katilinin üzerine güller atılıp övülmesi, hep “kahraman” özlemimizin yanlış tezahürleridir.
Gerçek kahramanlar yetiştiremeyen toplumlar, sahtelerini üretmeye mahkûm olur..
Yavuz Bahadıroğlu
Etiketler: ,Kurtlar Vadisi, Polat Alemdar, Tarih, Yavuz BahadirogluBenzer Yazılar ...
O seni sevince sirtini Sultan Murad’a bile keselettirir
Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmedigi Allah dostlarindandir. Yaslidir,fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katinda da alemlere denk bir degerin sahibidir. Yasli Habib Baba, uzun bir kervan yolculugunun sonunda Istanbul’a gelmistir.Yolculugunun tozunu, yorgunlugunu...
Ortaçağlar, kabaca MS 400-476′ da başlayıp 1453 veya 1517 tarihlerine kadar süren bir dönemin adıdır. Başlangıcında Roma İmparatorluğu’nun çöküşü, Roma’nın Vizigotlar tarafından yağmalanması olayı yer alır; İstanbulun fethi veya Mainz’daki...
İşte İslam büyükleri ve Kanuni’nin eşlerine sevgi sözcükleri: Sevginin, insan psikolijisine olumlu katkı yaptığını vurgulayan Mevlânâ Hazretleri aşk ve sevginin benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselttiğine dikkat çekiyor. “Onsuz bütün...
19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin...






Tavan arasi
20 Şubat 2007 16:03
yetiştirdiğimiz sahte kahramanların ötesinde, sanal kahramanlarımız toplumu kurtarma girişiminde.bu durumdan kimseyi suçlayamayız,en büyük suçlu biziz.onları o noktaya biz getirdik ve sorumlusuda bizleriz,yani toplumun ta kendisi.bu konuyla ilgili en güsel yorumu alev alatlı zaman gazetesindeki köşesinde yazmış okumanızı tavsiye ederim http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=501520
hasret
20 Şubat 2007 16:16
Tek suçlu olarak kendimizi görmek biraz acımasızca davranmak gibi geliyor bana.Bence bu sistemli bir şekilde geliştirilen ve gençlerin depolitize edilmesinin vermiş olduğu meyvelerdir.
Azab-ı Mukaddes
10 Mart 2008 19:50
Gerçek kahraman üretmek …
Neden dizi üzerinden senaryolar yapılıyor anlamıyorum … Öncelikle eğitim lazım … Herkesin harcı değil bazı şeyler … Kimi örnek alacağını bilmeli …
Hayal ile gerçeğin ayrımını yapabilmeli herşeyden evvel …
Gençlerden evvel ebeveynlerin eğitimi ile ilgili bir durum belki de …
Ama toplum giderek kötüleşiyor , gençlerimiz elden gidiyor demek ne kadar doğru bilemiyorum …
Medya zati doğru olan noktada değil şuan … Gösterdiği örnekler hep uç ve sayısı belki de 50 yi geçmeyen kişi … Tabii ki yadsınamaz bu sayı bir bile olsa …
Ama bunun nedeni eğitimsizlik iken sahte kahramanlar üretmek kelimesini kullanmak bence yanlış …
Madem öyle ozaman neden bilinçli olan kişiler daha düzgün karakterler üretip sahnelemiyorlar ? Neden sürekli sadece eleştiri yapılıyor ? Bu arz talep meselesi … İzlenme payına bakılıyor …
Bence eleştirmek yerine eğitim vermek gerekir , anlatmak gerekir …
Polat Alemdar’a kahraman demek , bir kere o kelimeyi kullanmak bile yanlış … Bu hayal ürünü , sadece reyting kaygısı duyulan ve amacı para kazanmak olan bir iş bu dizi işi …
İş böyle iken tutupta bu şekilde sürekli gündemde tutarak eleştirmek yerine doğru bildiklerinizi eyleme dökmek daha iyi değil mi ?