Yanmayan Yakamayacaktır..
14 Şubat 2007

Ebu Bekir’in (r.a.) sıdkını anlatarak insanlara İslâm’ı anlatıyor; ama o sıdkı kendi hayatımıza taşımaktan uzak duruyoruz. Ömer’in (r.a.) adaletini tebliğ konusu yapıyor; ama o adaleti kendi işlerimizde uygulamaktan kaçınıyoruz. Kudüs yolunda deveye kölesiyle nöbetleşe binen Ömer’i anlatıyor; ama geçelim nöbetleşmeyi, işçimizi aramıza ve arabamıza almaktan haya ediyoruz. Kırk yamalı halife Ömer dilimizden geçiyor; ama hayatımızdan ve bilhassa elbise dolabımızdan geçemiyor. Osman’ın (r.a.) kulluğa pek de güzel yakışan hilmi de, Ali’nin (r.a.) yüzü ilahî marifete dönük ilmi de ağzımızda dolanıyor, ama dünyevî şeylere tahsis edilmiş kalb hanelerimizde onlara verecek bir yer kalmamış bulunuyor. Muhacirîn’in ‘Allah’ın arzındaki en sevgili yer’den hicretini, bu hicretin ne derece zor bir tercih olduğunu biliyor; ama, ‘televizyonlu oda’dan ‘televizyonsuz oda’ya, ‘üç çeşit yemek’ten ‘tek çeşit’e hicreti dahi beceremiyoruz. Ensâr’ın neyi varsa yarısını Muhacirîn’e vermesindeki îsar ve fedakârlık derecesini takdir ediyor; ama yirmidört saatin iki saatini olsun imanî bir bahsin talimine tahsis edemiyor, keza Ensâr’ın yaptığının yarısının yarısının yarısını dahi feda etmeye razı olamıyoruz. Ne Abdurrahman b. Avf misali zenginleriz, ne de Ebu Zer-i Gıfarî misali fakirler…
Onlar, Erkam’ın evinde toplandığı günlerde, kırk kişiydiler. Kelimenin tam anlamıyla yandılar. Rablerinin rızası yolunda nefsin taleplerinden, toplumun ve çağın baskısından, iktidar sahiplerinin korkusundan yılarak nem almadılar. Hak Olan’ın hak yolunda hakkıyla yandılar; yanlarında olanı da muhabbetullah kıvılcımıyla tutuşturdular. Erkam’ın evindeki kırk kişi, on sene içinde, hakkın en azılı düşmanlarından bir kısmının dahi hakka teslim olduğunu gördü. Yandılar; yakabildiler.
Bizler ise, üstlerinde “Vasati 40 çöp” yazan kibrit kutularını biriktirerek, sonra da “Şu kadar kibritimiz oldu” diye övünerek Rabbimizden ‘fütuhat’ bekliyoruz.
Bilmiyoruz ki, yanmayı göze almayan bir milyar kibrit çöpü, yanmaya razı olan tek bir kibrit çöpünün ulaştığı fütuhata ulaşamayacaktır. Yanmayan, yakamayacaktır.
Metin Karabaşoğlu
Etiketler: ,Metin KarabasogluBenzer Yazılar ...
Mustafa Kemal ile Abdülhamid arasında
Kahramanları ne kadar azsa, bir toplumun gerçek bir demokrasinin o kadar uzağında olduğunu söylemek mümkün. Kahramanı biricik ise, o toplumun açıkça ‘otoriter’liğin, hatta ‘totaliter’liğin gölgesi altında yaşamaya mahkûm olduğunu da… Demokrasisiyle...
Mevlana’nın başına gelenler ışığında…
Bu topraklar’dan söz açan bir insanın, ya ilk, ya ikinci, yahut üçüncü cümlede sözü birkaç isme getireceğini ezbere biliriz. Biliriz, çünkü sittin senedir bıkkınlığa yol açan bir sıklıkla duymuşuzdur bunu. ‘Bu topraklar’ der demez, Mevlânâ’yı...
Devlet Yüzlü
Ayetin haber verdiği üzere, secdenin de, secdesizliğin de eseri görülür yüzde. Yine Kur’ân Hesap Günü sırada bekleşenlerin iç dünyalarında olup biteni, yüzlerin şekli ve rengiyle tarif eder. Beri tarafta, okuduğum yüzlerce ihtida öyküsünde sıklıkla...
Kader Üzerine
Ne hikmetse, kaderi yalnız musibetlerde hatırlıyoruz. Genelde düşen insanlar kaderden şikayet ediyor. Hapse düşen ‘kader mahkumu‘ oluyor da zengin birinin ‘kader mahkumu’ olduğu düşünülmüyor. Kaderin mahkumu değil, nefsin mahkumuyuz. Güzel...






turnaa
18 Aralık 2007 13:03
bgn cnm gercken cok sıkılıyodu ama bu yazıları okuduktn snra yuce allahımn bna yardım ettıgı gunes dogdu ıcıme allahımsen cok buyuk yuce yarabbım…
musab
28 Şubat 2008 10:56
Allah siz ve sizin gibi islam davasına omuz verenlerden razı olsun kibrit çöpü misali siz öbür tarafta yanmayacaksınız.
ensar
05 Mart 2008 01:02
Yine çok güzel bi yazı..Öyle güzel anlatmış ki yanmadan yakamayacağımızı..hissetmeden hissettirmeyeceğimizi, ah demeden tesirli olamayacağımızı..Rabbim emeği geçenlerden razı ve hoşnut olsun..Yardımcımız O olsun..